|
|
|
|
|
Yeşilçam Anıları Murat Soydan saçına Meç yaptırırsa Yıl, 1970... Türkan Şoray ile Murat Soydan 'Bülbül Yuvası' adlı bir filmde oynuyorlardı... Filmde rol icabı Murat Soydan'ın saçlarına 'meç' yapılması gerekiyordu. Soydan bunun kolay bir şey olduğunu düşünerek kuaförün yolunu tutuyordu. Kuaföre nasıl bir meç istediğini anlattıktan sonra da koltuğuna kuruluyordu. Aradan birkaç saat geçtikten sonra canı sıkılmaya başlıyordu. İşin hiç de öyle kolay olmadığını anlıyordu sonunda. Başını soktuğu aletten sıkılıyor, sonra yavaş yavaş fenalık geçirmeye başlıyor ve en sonunda bayılıyordu. Hemen makineden çıkarıp, eline yüzüne kolonya döküyorlardı, ayıltmaya çalışıyorlardı. Murat Soydan iyice ayılıp kendine geldikten sonra bir daha böyle bilmediği işlere girmeyeceğine dair yemenler ediyor 'Bu kadınlara Allah sabır versin. Her hafta bu işkenceye dayanılır mı?' diyordu.
İzzet Günay'ın burnu nasıl kırıldı Filmin adı ''Çifte Nikah''tı. Yönetmeni ise Hulki Saner. O günleri hiç unutmuyor İzzet Günay. Filmin çekildiği yeri bile hatırlıyor... Bir söyleşisinde ''Şimdi Erler Film''in olduğu Nişantaşı''ndaki Kodaman Sokak''ta Ant Film Platosu vardı'' diyor. ''Orada çekiliyordu film''. Nasıl unutsun ki, o film yüzünden burnu kırılmıştı ünlü sanatçının. Peki nasıl mı? Sadri Alışık kırmıştı. Tabii ki bir kaza olmuştu, yanlışlıkla vurmuştu. Filmin bir bölümünde Sadri Alışık''la İzzet Günay''ın kavga sahnesi vardı. Sadri Baba yumruk atacaktı İzzet Günay''a. Günay''ın, yumruk savrulduğu anda kafasını geriye doğru çekmesi gerekiyordu. Ancak biraz geç kalmıştı bu hareketi yapmakta. Ve şiddetli bir yumruk yemişti Sadri Alışık''tan. Derken burnundan boşanan kan ve kırılan burun kemiği. Hemen hastaneye kaldırılıyordu ve ilk müdahale yapılıyordu. O günden sonra İzzet Günay ne zaman burnunu sıvazlasa aklına Sadri Alışık geliyor
Cüneyt Arkın şarkıcı olursa Dönemin ünlü yıldızları 1970''li yılların başında birer birer sahneye transfer olmaya başlamışlardı... Öncelikle oyuncular, sinemadan bir yılda kazandıklarını, sahnede bir ayda kazanmaya başlamışlardı. Sonraları adeta gelenek haline geldi sinemadan sahneye transfer olayı. Üstelik, kadın veya erkek fark etmiyordu. Ünlü bir film yıldızı olmak, sahneye transfer için yeterliydi. İşte bu ünlü sanatçılardan birisi de Cüneyt Arkın''dı. 1980 yılının Ağustos ayında ilk kez İzmir Fuarı''nda sahneye adım atmıştı. Tabii ilk günler yoğun ilgi görmüştü ünlü sanatçı. Ancak bu olay yani, ünlü film yıldızlarının sahneye çıkması o güne değin sıkça yaşandığından kamuoyu tarafından oldukça kanıksanmıştı. Cüneyt Arkın biraz geç kalmıştı. Yine de ilk günler iş yapmıştı. Ne var ki daha sonraları sahne için uygun olmadığı ortaya çıktı ünlü sanatçının. Sahneye birbirinden güzel altı kızla çıkmasına rağmen halkın ilgisi giderek azalıverdi. Bu durum ise hem Arkın''ı hem de gazino patronlarını huzursuz etmeye başladı. Sonuçta sahne sevdasından vazgeçmek zorunda kaldı Cüneyt Arkın. Kendisi çok iyi bir sinema sanatçısıydı ve öyle kalacaktı. Daha sonraları ne kadar ısrarlı tekliflerle karşılaştıysa da ilk denemesinden sonra bir daha sahneye çıkmayı kesinlikle reddetti.
Filiz AKIN bıçaklandı Yeşilçam''ın birçok ünlüsü gibi Filiz Akın da uymuştu modaya. Sinemadan sahnelere transfer olan sanatçılar kervanına katılmış, üstelik oldukça da başarılı olmuştu bu alanda... Sevdiği sanatçıyı, sahnede ve daha yakından görmek isteyen halk kitleleri, gazinoya hücum ediyor, hınca hınç dolduruyorlardı salonları. Bu açıdan, gazinocuların bir nevi can simidiydi Filiz Akın. Sahnelere transfer olmasının üçüncü yılında yani 1979''da İzmir Fuarı''nda programa çıkıyordu ünlü sanatçı. Çalıştığı gazinonun bahçesi her akşam tıklım tıklım doluydu. Adeta Fuar''ın bombasıydı. Ancak sıcak bir Eylül günü hiç beklemediği bir olay geliverdi başına. Bıçaklanmıştı... Akşamüzeri kaldığı Efes Oteli''ne girerken, eli bıçaklı bir zorbanın saldırısına uğramış ve baldırlarından yaralanmıştı. Zait Hiçyılmaz adındaki saldırgan ise kaçamadan kıskıvrak yakalanmıştı. Yapılan ilk sorgulamasında Filiz Akın''a aşık olduğunu, yüz bulamayınca da bıçakladığını söyleyen saldırgan, ardından ifade değiştirmiş, o dönemin ünlü babalarından Mehmet Nabi İnceler''in kendisini azmettirdiğini söylemişti. İddialar çeşitliydi. Kimisi İnci Baba adıyla tanınan Mehmet Nabi İnceler''in Filiz Akın''a aşık olduğunu, ünlü sanatçıdan aşkına karşılık alamayınca da onu bıçaklattığını söylerken, kimileri ise gazino dünyasındaki çekişmeleri sebeb olarak gösteriyordu. Sebeb oydu veya buydu. Olan Filiz Akın''a olmuş, bacağından yaralanmıştı. Neyse ki çok ucuz atlatmıştı bu talihsiz olayı. İlk müdahalesi hemen yapılmış, korkulacak bir şey olmadığı söylenmişti ünlü yıldıza. Bunun üzerine aynı gece yaralı bir halde sahneye çıkan Filiz Akın, gözleri yaşlı olarak yaptığı konuşmayla da bütün izleyenlerini ağlatmıştı.
Jet rejisör Çetin İnanç anıları Vol.1 150 civarında filmle Türk Sineması `nda en çok film çeken yönetmenlerden biri olan Çetin İnanç , `Jaws ` ve daha sonra çekilmiş olan `Waterworld `ün karışımı havasındaki filmi `Çöl `ü` anlatıyor. "1983`te çektiğimiz Çöl `ün afiş hikayesi komiktir. Filmin asıl adı Mavi Çöl . Cüneyt Arkın daha önce kazık yediği adamlardan intikam almak için motoruyla yola çıkıyor, ama bunlar da büyük bir mafyanın adamlarıymış, acayip bir kaçma kovalama başlıyor.Bir ara bir gemiye sığınıyor, ama kaptanı onu mafyaya ihbar edince denize atıyorlar adamı. Elinde bir tahta parçasıyla uçsuz bucaksız denizin ortasında yapayalnız kalıyor adam. Karşısına bir de köpekbalığı çıkıyor, bir de onunla dövüş. Köpekbalığının kafasını maket yapmıştık. Ağzına bir kriko koyduk, o şekilde karşısına çıkan canlıyı yutacak. Maketi çalıştıracak adam `Abi ben yüzme bilmem` deyince, ben girdim köpekbalığının içine hallettik. Yıllar sonra bir avcı arkadaş geldi, `Geri sardım izledim, siz maket kullanmışsınız` dedi. Sanki anlamak için ileri geri sarmak şart Adam Jaws yapıyor, hakiki balığa mı ısırttırıyor milleti, oyuncu köpekbalığı mı bulacaktık? Tamam, maket dört dörtlük değil; bizim Muammer köpükten bir şeyler yapmış, kendi cebinden para verip boyamış bir de, daha ne.
Jet rejisör Çetin İnanç anıları Vol.2
"Uzay yolu diye bir dizi oynuyor ve çok seyrediliyor. Cüneyt beyle oturduk
dedik, ya Uzay Yolu çok tutuldu oturalım Uzay Yolu gibi bir film yapalım.
Teknoloji bu kadar ileri değil. 2300 yılının filmini yaptık. Şimdi diyorlar ki,
filmi seyrediyoruz gülüyoruz. Yaa niye gülüyorsun kardeşim? Ee, sen 300 sene
sonra yaratıkların nasıl olacağını biliyor musun? İnsanlar belki sinek gibi
dolaşacak. Önemli olan hayal. Biz Ürgüp'e gittik. Bir uzay resimliycez. 300 yıl
sonranın kara parçasını nerde çekicez? Bütün turistler geliyor Ürgüp'e hayran
kalıyor. Aya giden astronotların çekilmiş filmlerini izliyoruz. Ürgüp ay gibi
öyle diğ mi? İşte Ürgüp'te çekmemizin sebebi bu. Eleştirmenler Ürgüp'e uzay
filmini yakıştıramıyorlar. Sanki biz uzaylılar gelicekte Ürgüp'te yaşıyacağın
filmini yapmışız. Dekor yapmamıza imkan yok, gitmiş orda yapmışız. Zaten bir
fırtına oldu bütün dekorları sel götürdü. Yenisi için çok para lazım. Seyirciye
anlatmak için İtalyan filmi ve yıldız savaşlarından sahneler aldık. Cüneyt dedi,
'Yaa abi farkına varırlar', varsınlar abi. Benim ne yaptığımı anlayacaklar
sonra. Oradan parçalar almamın sebebi, Türk seyircisine maliyet parasını kimse
vermedi. Ben Amerikan filmlerinden alıp koyuyorum. İleride görün Türk sineması
ne zorluklarla yapıldı, demek istiyorum."
Öztürk serengil ve Ingmar Bergman Öztürk Serengil, İsveç'te Ingmar Bergman'la birlikte bir programa konuk oluyor. Sunucu "Şimdi karşınızda dört film yaptığı halde bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçı ile 227 filmde oynamasına rağmen kimsenin tanımadığı bir başka sanatçı var." Bergman afallayarak Serengil'e soruyor: "Pardon 227 film mi çevirdiniz, 227 fotoğraf mı çektirdiniz?".
Çok güzel ot biçiyon Çatalca taraflarında bir köyde film çekiyoruz. Sabahın beşinde yollara düşüyoruz, saat sekizde ot biçmeye başlıyoruz. Evet, üstümde soluk bir hırka, ayağımda şalvar, başımda yemeni harıl harıl ot biçiyorum... Tabii, birtakım aksaklıklar oluyor, sahne yeniden çekiliyor falan, O sırada yanıma köylü bir kadın yaklaşır. - Kız, sen hangi köydensin, dedi. Ben de İstanbul'dan gelirken içinden geçtiğimiz bir köyün adını verdim. Kadıncağız inandı. Konuşmasını sürdürdü: - Çok güzel ot biçiyon. iyi iş yapıyon, bekâr mısın, demez mi? Ben, gülmemek için kendimi zor tutarak, - Evet, bekârım, dedim.
- iyi, iyi, dedi kadın. Sende
iş var, seni bizim oğlana alıvereyim bari!..» |