|

Bir Şey Varsa Doğaldır
Dökümanter özellikleri ağır basan bir video çalışması kitaba dönüştüğünde tam
bir belgesel olmuş. Her ne kadar kitabın formunu farklı tutsalar da (güzel de
bir tasarımı var) gazeteci kitaplarının yayımlandığı siyah-beyaz dizisinden
çıktı. Böylece "Peruk Takan Kadınlar" yeni bir tanım, işlev kazandı diyebilir
miyiz?
Daha doğrusu yeni bir alanda yeni bir anlam kazandı. Sanat dünyasındaki işlevi
sadece içeriği ile ilintili değil, biçim önemli. Kitap olarak ortaya çıkması
bence bir yan ürün olarak ortaya çıkmanın ötesinde, sizin dediğiniz gibi yeni
bir işleyişi, yeni bir ilişki kurma biçimini beraberinde getirdi. Yani metin her
ne kadar aynı olsa bile, bunun ötesinde iki varoluş biçimi arasında bir ilişkisi
yok.
Peruk, “gizlenmek” üzerine müthiş bir metafor. Üstelik kahramanları hep kadın.
Aslında erkekler de peruk takıyor ama siz hep kadınları seçtiniz, neden?
Sadece gizlenmek üzerine değil, kimliği değiştirmek ve tekrardan yaratmak
üzerine bir araç aynı zamanda peruk. Baskıcı, otoriter, kişilere özgürlük
tanımayan, demokratik olmayan bir toplumda yaşıyoruz. Gittikçe özgürleşen bir
toplum, ama gene de bu özgürleşme hem çok yavaş, hem çok dıştan dayatma. Klasik
Erkek ideolojinin (baba otoritesini temsil eden devlet ve onun özel yaşantıya
kadar girmiş uzantıları, örneğin Hortum Süleyman dayağı, dini inançların
kontrolü, vs.) hâkim olduğu bu toplumda ben kadınların bu ideoloji karşısında
peruğu hangi şekillerde kullandıklarına işaret ederek aslında toplumun genel bir
portresini çizdiğime inanıyorum. Direk olarak egemen olan erkeği göstermek
yerine, onun basmış olduğu mührü göstermek istedim. Çünkü resmin kendisine
işaret etmek bence ressama işaret etmekten daha önemli.
Peruk doğal olmayan, bir tür protez. Bu nedenle gizlenmeye çalışanları aslında
daha dikkat çekici kılıyor. Yaşanan trajedilerin gizliden gizliye boyutunu
artıran bir yanı var. Siz ne dersiniz, insanlar “doğal olmayan”ın karşısında
neden tedirgin olurlar?
Bu benim cevap verebileceğim bir soru değil. Ancak şu kadarını söyleyebilirim:
Doğal olmayan diye bir şeye inanmıyorum. Eğer bir şey varsa, o şey doğaldır.
Doğal olanın ne olduğuna karar vermek için akıllı değil, cahil olmak gerekir.
“Doğal olan” terimi, aslında “alışılmış” olan, “kabul görmüş”, yani hâkim
görüşün onayını almış anlamına gelir. Doğal olanın bir alternatifi olduğu,
çizilmiş sınırların ötesinde başka gerçeklerin de varolduğu gerçeği baskı
toplumunun ürünü olan insanı rahatsız eder, korkutur. Yeni gerçekleri anlamak,
ayrıca bir çabayı, ayrıca bir çalışmayı, ki bu çalışmaya yeni korkusunu yenmek
de dahildir, yani bir rahatsızlığı gerektirir. Bu durumda miskinlik, yani cahil
kalmak, varolanı savunmak tabii ki rehavetin gereğidir. Benim konuştuğum
kadınların hepsi cesur insanlar.
Her şeyden önce bu miskin çoğunluğa karşı bir mücadele veriyorlar ya da
vermişler. Ama bütün bunların ötesinde peruk bir araç, bir savunma aracı. Peruk
takarak kendilerine ısmarlanmış kimlikleri değiştiriyorlar, kendilerine yönelmiş
hücumların hedefini bu yolla ve akıllıca saptırıyorlar ve böylece “var”
olabiliyorlar.
Peruğa bakım yapıp yapmadıklarını soruyorsunuz. İnsanların bir nesne olarak
perukla ilişkileri de verdikleri kararla barışıklıklarını gösteriyor sanki.
Hepsi için bu geçerli değil. Bu da işi tek sesli değil, çok sesli yapıyor. Kendi
kendileriyle ve birbirleriyle çeliştikleri yerler var. Müslüman öğrenci peruk
takmak istemiyor aslında, ama okuluna devam edebilmek için mecbur. Demet polis
saçını kestiği için peruk takıyor, hayatını kazanmaya devam edebilsin diye, ama
"insanın gerçek saçı gibi yok" diyor. Nevval kemoterapiden sonra dökülen
saçlarını telafi için peruğa bir kurtarıcı gibi sarılıyor, ama bir taraftan da
kendini bir travesti gibi hissediyor ve bir yerde Demet gibi algılanma riskinden
dolayı rahatsız oluyor. Bence işin güzelliği ve gücü de burada – uyumlu
yerlerinde değil, çeliştiği yerlerde. Uyum, insanları uyutan bir şeydir. Oysa
çelişki bizi hep uyanık tutar, sürekli sorgulamamızı sağlar, ve soru soruyor
olmanın cevap bulmaktan daha önemli olduğuna işaret eder. İşte bu yüzden sadece
cahil insanlar her şeyin cevabını bilir ve gönül rahatlığıyla hep uyurlar.
Hikâyelerin içerdiği hüznün farkında mıydınız işe başlarken?
Evet.
"O gün bittiğinde çok mutlu oluyorum, artık kurtulacağım diye. 'Bu yalancı insan
gidecek!' Sanki yalan söylemek zorunda kalan bir insan gibisiniz. Olmak
istemediğiniz bir insan olmak ister gibisiniz..." (Türbanlı Kız) Bu toplumda
insanların yaşadığı kimlik meselelerinin ucu bucağı var mı?
Zannedersem buna cevap verdim zaten. Eklemem gereken bir sey varsa, o da bir
toplumu güçlü kılan şeyin o toplumun ordusunun, polisinin, hâkim ideolojisinin
gücü değil, esasen o toplumu oluşturan fertlerin özgüveninin gücü olduğudur.
İnsanları bastırılmış bir toplum, köle ruhludur. Köle ruhlu toplumlar zaman
içinde yokolurlar. Türkiye'de yaşanan çözülmenin sorumlusu, insanlarının devlet
tarafından sindirilmiş olmasıdır. Kendine güveni olan bir insanı
köleleştiremezsiniz. Kendine güveni olmayan insanlardan oluşmuş bir toplumu ise
ancak güvenlik güçleri, güvenlik mahkemeleri ve güvenlik kurullarıyla ayakta
tutmaya çalışabilirsiniz bir süre, ama eninde sonunda o toplum çözülür ve
yokolur.
İnsanlar neden sadece kendileriyle baş başayken peruksuz kalabiliyor?
Bu sadece insanlara değil aynı zamanda topluma da sorulması gereken bir soru.
Ben de zaten bu sorulardan yola çıkarak cevaplar bulmaya çalıştım. Ama insan
cevap buldukça sorular da artıyor.
Peruktan başka neler takıyor, giyiyoruz. Ya da peruk takan kadınları
yapmasaydınız kimleri çekerdiniz kameranızla?
Peruk benim için birincil olarak önemli bir malzeme değil –isim peruk hakkında
hiç değil. Peruğu, bir araç olarak kullandım bu işte. Sadece kimliği değiştiren
bir araç değil, aynı zamanda işin kendisini bir arada tutan bir iskelet
malzemesi. İşimde esas sorguladığım, işaret ettiğim şey Türkiye'deki kimlik
sorunudur. Bu sorun hemen herkesi ilgilendirdiğine göre, peruk takan kadınları
çekmiş olmak açıkçası bana yetiyor. Bundan sonraki işlerimde başka yöntemler
kullanacağım. Bu yöntemleri araştırıyor olmak beni daha fazla heyecanlandırıyor
şu an.
Söyleşi
Cem Erciyes
Radikal Kitap, 14 Aralık 2001
|