2002



SİNEMANIN 5 TEMEL ÖĞESİ
Yazar : Joseph V. Mascelli
Çeviri : Hakan Gür
Yayıma Hazırlayan : Nadi Kafalı
İmge Kitabevi Yayınları
263 sayfa / İstanbul - 2002

1965 yılında Amerika'da ilk defa basıldığı günden beri film çekim teknikleri üzerine yazılmış en iyi birkaç kitaptan biri olarak değerlendirilen 5 Cs of Cinematography (Sinemanın 5 Temel Öğesi), İmge Kitabevi tarafından artık Türkçe sinema literatürüne kazandırıldı. Kendisi de bir görüntü yönetmeni olan kitabın yazarı Joseph V. Mascelli önsözünde yalnızca film yapmak ya da izlediği filmleri anlamak isteyenlere yol gösterici bir başlangıç yapmaya çalıştığını belirtse de yıllar geçtikçe kitap görüntü yönetmenlerinin kutsal kitabı olarak değerlendirilmeye başlandı. Kamera açıları (Camera Angles), Kesintisizlik (Continuity), Kurgu (Cut), Yakın Çekim (Close Up) ve Kompozisyon (Compositon) olarak belirlediği 5 temel öğeyi inceleyen Mascelli kitapta anlattıklarını birçok film karesi, şema ve çizimle desteklemiş. Kompozisyon kuralları, görüş noktası, ana sahneler, kurgu tipleri, perde yönü, sinemada mekan ve zamanın kullanımı gibi pek çok konunun ele alındığı kitap baştan sona okunabilineceği gibi bölüm bölüm incelemek üzere kaynak kitap olarak da kullanılabilinir. Türkçe'de 21.5 cm'ye 26 cm boyutlarında basılmış 260 sayfalık kitap baskısı ve cildiyle de elinizde tutmaktan keyif alacağınız kitaplardan. Sinema dilinin belli başlı kurallarının, farklı anlatım ve kurgu tekniklerinin anlatıldığı kitap hem film çekmek isteyenler için hem de izlediği görüntünün dilini anlamak isteyen sinemaseverleri için eşsiz bir kaynak... E.K.



Sanat Olarak Sinema
Rudolf ARNHEIM
Çevirmen : Rabia ÜNAL
Öteki Yayınları, Açı Yayınları
Isbn: 9755841849
190 sayfa, 2002

Bu kitap hala okunuyor olmasıyla, biçimlerinde içeriklerinde ve işlevlerinde gerçekleşen tüm değişikliklere rağmen filmlerin görsel aracın temel özelliklerine bağlı kaldıklarında gerçekten etkileyici oldukları tezini kanıtlıyor gibi. Elbette değişimler dikkate değerdir. Sanat olarak sinema ve eğlence olarak sinema arasındaki ayrım, filmi yapanların ve izleyenlerin kafasını artık meşgul etmiyor gibi. Belli yapıtları incelediklerinde sanattan bahseden sinema eleştirmenleri ya da kuramcıları hala var mı? Bugün yazılarda sinema üzerine oldukça iyi içerik analizleri, film dilinin anatomisi ve hatta felsefe vardır; fakat yazarlar aynı özeni seyrek rastlanan baş yapıtlar kadar ticari ve hafif filmlere de harcamak eğilimindedirler. Yüksek estetik kalite ve gişe başarısı arasındaki ayrım bulanıklaştı; tıpkı saygıdeğer gazetelerin, bu listelerin ne tür ayrımlardan dolayı yayınlandığını belirtmeksizin haftalık, en çok satan kitap listeleri yayınlamaları gibi. Bu nedenle kitabımın adı, ne olduğuna değil, ne olabileceği ya da ne olması gerektiğine atıfta bulunur. (Rudolf Arnheim)



Etkili İletişim Terimleri
Nükhet Güz, Rengin Küçükerdoğan, Nilüfer Sarı, Bülent Küçükerdoğan, Işıl Zeybek
İnkılap Kitabevi / Kültür Eğitim Kitapları
3. Hamur, Ciltsiz, 15 x 22 cm
İstanbul, 2002
ISBN: 9751018587

Etkili iletişim terimlerini daha etkin bir biçimde kullanabilmek, daha iyi algılayabilmek ve böylelikle daha "etkili iletişim" kurulmasını sağlamak için, bu alanın bütününü birbirleriyle kesişerek yapılandıran görsel-işitsel iletişim, kitle iletişimi, reklamcılık, halkla ilişkiler, iletişim sanatları, iletişim tasarımı, kişilerarası iletişim, ruhbilim, davranışbilim, bütünleşik pazarlama toplumbilim, dilbilim, göstergebilim, vb. bilim ve sanat dallarının kimi terimlerini çok iyi özümseyebilmemiz gerekiyor. "Etkili İletişim Terimleri", bu konuda kaynak kitap! (Arka Kapak)



AFİŞLERLE TÜRK SİNEMASI
Yazan : Agah Özgüç, Ağakay Görsel
Yayınevi : Sanatlar Evi Yayınları (Mimeray Ofset)
Yıl : İstanbul, 2002
168 sayfa

Türk Sinemasının en üretken yazarlarından ve arşivci Agah Özgüç'ün kendi alanında ilk olma özelliği taşıyan Afişlerle Türk Sineması kitabı Ağustos 2002'de yayımlanmış olmasına karşın bugüne kadar okurlarla yeterince buluşamayan kitaplardan biri olma şanssızlığını yaşıyor. Uzun bir serüven sonucu basılabilme imkânı bulan çalışmanın başlangıçta Yapı Kredi Yayınları tarafından basılması gündeme gelmiş. Ancak bazı anlaşmazlıklar sonucu gerçekleştirilememiş. Bir süre sonra dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın konuyla ilgisi ve bakanlığın desteğiyle sinema sektörüne uzun yıllardır hizmet eden Mimeray Ofset katkılarıyla yayımlanmış.

Çalışma "Türk Film Afişçiliğinin Dünü ve Bugünü" başlıklı yazıyla açılıyor ve Özgüç'ün arşivinden seçtiği yaklaşık bin afiş, belirli konulara ve temalara göre sıralanıyor. Ayrıca, kitabın basımını gerçekleştiren Mimeray Ofset'in kurucusu Mithat Ağakay'ın çalışmaları ve ondan oğluna geçen afişçilik mesleğinin incelikleri de kitapta yer alıyor. Zaten çalışma Mimeray'ın kurucusu Mithat Ağakay'a adanmış... L.V.

Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Ocak 2003 sayısının Ev Keyfi/Kitap bölümünden alınmıştır.




Afişler seni söyler sinemam!

Agâh Özgüç’ün Türk sineması tarihine önemli bir kaynak oluşturacak "Afişlerle Türk Sineması" adlı araştırma kitabı yayımlandı.

ELA ÖLÇER

Agâh Özgüç, "Afişlerle Türk Sineması"nda, Fransız gazeteci Gilles de Bude’un afişleri niteliklerine göre dört ana bölümde topladığını söylüyor: Reklama yönelik olanlar, kültürel, toplumsal ve dekoratif afişler. Özgüç’e göre sinemamızda dekoratif kabul edilebilecek tek uygun tasarım, Muhsin Ertuğrul’un 1931 tarihli "İstanbul Sokakları"ndası için Vedat Ar’ın yaptığı siyah beyaz film afişi. Tasarım açısından ilginç bir başka örnek olarak da Bedri Koraman’ın imzasız çalıştığı Kemal Sunal filmleri için yaptığı alaycı yorumları veriyor. İngiliz grafiker Brian Grimwood, Koraman’ın tarzını ‘karikatür afiş’ olarak tanımlamış.

Özgüç, modern afişçiliğin babası olarak Rouchon’u gösteriyor. Fransız grafik ustası Jules Cheret (1836 - 1932), özgün renk kullanımıyla tiyatro, bale ve opera afişlerinin dünya çapında öncülerinden biri olarak ilk sanatsal örnekleri veriyor. Bizde afiş sanatı yurt dışında grafik sanatlar eğitimi alan İhap Hulusi’nin 1925’de Türkiye’ye dönmesiyle başlıyor ancak 1954’ten sonra atılım yapabiliyor. Agâh Özgüç’ün çalışmasından yola çıkarak söyleyecek olursak, akla gelen ilk afişçiler, 1934’te işin eğitimini alarak yurda dönen Kenan Temizan, Erkal Yavi, Yurdaer Altıntaş, Mesut Manioğlu, Namık Bayık, Selçuk Önal, Leyla Uçansu ve Ayhan Akalp.

Yerli film afişi illüstrasyonları zaman zaman Batılı örneklerin etkisi altında kalsa da, hatta birebir kopyası bile olsa, çoğu zaman çarçabuk çalışılan işler arasında ilginç örneklere rastlamak da mümkün. Grafiker ve çizerlerin film afişi hazırlarken yeterince özgür olduklarını söylemek olanaksız. Yapımcının, yönetmenin, yıldız oyuncuların isimlerinin puntosu, yeri bile daha önceden belirlenebiliyor. Abartılar, efektler kullanırken üzerinde çalıştıkları afişin ait olduğu filmi görmedikleri durumlarla bile karşılaşıyoruz. Afişçilik, çabuk icra edilen rutin bir iş olarak algılanabiliyor. En azından geçmişte böyleydi. Zira 1980’li yılların sonuna doğru çizgi afiş devrinin kapanıp fotoğrafın temel malzeme olarak kullanıldığı bilgisayar ve dijital teknolojinin düğmesine basıldığı görülüyor.

Yüzyılın başında yapılan ilk Türk filmlerinin afişlerine ulaşılamıyor. 3 Kasım 1928’de yürürlüğe giren Türk harflerine geçiş döneminden sonraki günlerde çekilen Muhsin Ertuğrul filmlerine ait afişler ise Ankara Milli Kütüphane ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde korunuyor. Beyazıt Kütüphanesi’nde korunan 1932 tarihli "Karım Beni Aldatırsa", koruma altındaki en eski film afişi olarak biliniyor. Özgüç, bugün artık müzayadelik değer kazanan eski film afişleri, afişetler, el ilanları, broşürler ve katalogların yıllar önce bilinçsiz ellerde heba olduğunu söylüyor. Bir çoğu kesekâğıdı, paket kâğıdı olarak harcanıp gitmiş. Aynı bir zamanlar film şeritlerinin kilo ile satılıp, eritilerek gümüşünün çıkarılması ve ayakkabı bağcıklarının ucuna film şeritlerinin takılması gibi!

Agâh Özgüç’ün hazırladığı ve 150 gr. mat kuşe kağıda basılan "Afişlerle Türk Sineması", türlere göre ayrılan film afişlerinden çok sayıda örneği kapsıyor. Haliyle küçük küçük, ama olsun! Ayrıca Özgüç’ün grafik ve afiş tarihine yönelik makaleleri de bu çalışmada yer alıyor. Son on yılın afişlerinden seçmeler, film afişi tasarımcı ve çizerleri gibi ek bölümlerin ardından afiş, oyuncu afişleri, tasarımcı ve illüstratör dizini de verilmiş.



Erotik Türk Sineması
Giovanni Scognamillo, Metin Demirhan
Kabalcı Yayınevi
Haziran 2002
325 Sayfa

Türk sinemasının tarihi yazılırken 70'li yılların 'seks furyası' utangaçlık ile küçümseme karışımı bir duyguyla görmezden gelinmiştir bugüne değin. Genel görüş, televizyonun aileyi sinema salonlarından koparıp eve kapattığı ve meydanın lumpen takımına kaldığı yönündedir.
Erotik Türk Sineması, sinema tarihimizin ihmal edilmiş bu 'karanlık' dönemine ait filmlerden oluşan bir galeri adeta. Banu Alkan, Müjde Ar, Ajda Pekkan gibi bugün şöhretlerini belli ölçüde koruyanlardan Ahu Tuğba, Tülin Elgin, Leyla Sayar, Nur Ay, Sevda Ferdağ, Arzu Okay, Meltem Işık, Zerrin Egeliler, Mine Mutlu gibi isimlerini gittikçe daha az duyduklarımıza kadar kimler yok ki bu galeride.
Giovanni Scognamillo ile Metin Demirhan, neyin müstehcen, neyin erotik ya da pornografik olduğu türünden teorik tartışmalara fazla girmeden bir envanter çıkarmayı amaçlıyorlar. Geçmişimizle hesaplaşma cesaretini göstereceğimiz günler geldiğinde bu envanterin çok işimize yarayacağı ve bu filmler üzerinden cinselliğe, ahlaka, iktidara bakmanın zihin açıcı olacağı kesin.



HAYALET KİTAP
Yazan : Doğu Yücel
Yayınevi : Stüdyo İmge
Yıl : İstanbul, 2002

Film Gibi Roman
Stüdyo İmge cool kitaplar basan bir yayınevi. Underground yayınevlerini andırıyor biraz. Çeviri kitaplara baktığımız zaman, böyle bir eğilimi olduğu anlaşılıyor. Ama ağırlığı sadece underground kitaplara vermiyorlar. Küçük İskender gibi ünlülerin kitaplarının yanı sıra adlarını duymadığımız Türk yazarların kitaplarını da basıyorlar. Yeraltı duyarlılığını devam ettirmeye çalışır gibi bir havaları var. Geçenlerde yeni bir kitap çıktı. Beyoğlundaki kitapçıların vitrinlerinde dar, uzun afişlerini görmüşsünüzdür. Gene Stüdyo İmgeden çıkan Trainspotting'in yazarı Irvine Welsh'in Porno kitabının afişinin yanında duruyor. Kitabın adı, Hayalet Kitap. Doğu Yücel'in ikinci kitabı. Kapağı bir albümün kapağını çağrıştırsa da gerçek bir kitap, adı üstünde Hayalet Kitap.

Doğu'nun ilk kitabı Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları kült tohumunu içinde barındıran, şaşırtıcı, zihin açıcı bir kitaptı. Doğu öykülerini toplamıştı kitapta. Kendini tek bir türle sınırlamamıştı. Fantastik edebiyat, korku, bilim kurgu...hepsinin üzerinde sörf yapıyordu Yücel. Şaşırtıcı ve kendinden emin bir tavrı vardı. Dalgaların üzerinde emin ilerliyordu. Öyle çok büyük artistik hareketler yapmıyordu ama, üzerine de su sıçratmıyor ve yolculuğunu başarıyla bitiriyordu. Edebiyatın bu türlerinden zevk alanlar olarak biz kitabı beğendik. Dolayısıyla ikinci kitabı merakla beklemeye başladık. Sonunda çıktı.

Hayalet Kitap, İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencileri arasında geçen bir hayalet hikayesi. Platonik aşk, ölümsüz aşk, hayaller, öğrencilerin kabusu finaller, sınav notlarına endeksli küf kokan bir eğitim sisteminin kıskacında geleceklerini kurtaracağını düşündükleri "diploma" için çabalayıp duran, kafalarının içi boşaltılmış ve maddi değerlere koşullanmış öğrenciler... Doğu Yücel, reklam kuşağının dayanılmaz ve karşı konulmaz arzu nesneleri olan lüks otomobilleri ve cep telefonlarını, "Hayalet"i aracılığıyla ustalıkla kabusa dönüştürüyor. "Hayalet Kitap", çocukluğunu benim gibi 80'lerde yaşamış kuşağın, filmlerle, müzikle, televizyon dizileriyle oluşmuş hayal dünyasının parlak bir ürünü olarak etkiliyor bizi. 90 sonrası gençliğin içinde bulunduğu koşulları tüm gerçekliği ile anlatan Doğu, romanını gerçeküstü öğelerle, oyunlarla ve masallarla zenginleştirmiş. Roman aynı zamanda dayanılmaz bir mizah ve hiciv de içeriyor. Çünkü ürkütücü olduğu kadar şakacı bir hayalet bu. Korkuttuğu gibi güldürüyor da. Romanın hocaları ti'ye alan bölümlerinden tüm öğrencilerin büyük keyif alacağından eminim. Üniversite gençliğinin daha baştan hayallerini yitirmiş hatta belki de hiç hayalleri olmamış, gelecek kaygısıyla ruhunu şimdiden sisteme satmış üyelerine, Doğu'nun "Hayalet"i hayallerine sahip çıkmalarını hatırlatıyor.

Baştan sona merakla okunan "Hayalet Kitap"ın sürprizleri sonuna kadar bitmiyor. Tuzakları zekice kuran Hayalet'in yazarı da romanını zekice kurgulamış. Romanların önce sonunu okuyanlara bu kez baştan sona doğru okumalarını öneririm. Sonundaki sürprizin keyfini kaçırmamaları için. Romanın akıcı dili hiç sıkılmadan okunmasını sağlıyor. Bunda Doğu'nun sinemasal anlatımının da etkisi var. Zaten roman, Seven'dan bir alıntıyla başlıyor ve roman boyunca bizim kuşağın sevdiği filmlere göndermeler devam ediyor. Romanı bir film gibi gözlerinizin önünde canlandırabiliyorsunuz ve Night Shyamalan'ın Altıncı His'i ile Wes Craven'ın Scream'i arasında gezinen bir film olabileceğini hayal ediyorsunuz. Kim bilir, sinemaya bu kadar elverişli olan bu heyecanlı ve şaşırtıcı roman bir gün etkileyici bir gerilim filmi olarak beyaz perdede de nefeslerimizi kesebilir... S.K

Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin Aralık 2002 sayısının Ev Keyfi/Kitap bölümünden alınmıştır.



PİYANİST (Die Klavierspielerin)
Yazar : Elfriede Jelinek
Çeviri : Süheyla Kaya
Everest Yayınları / Çağdaş Dünya Edebiyatı Dizisi
290 sayfa / İstanbul - 2002

Geçtiğimiz haftalarda sinemalarımızda gösterilen ve bir hayli tartışma yaratan Haneke'nin son filmi Piyanist, Avusturyalı kadın yazar Elfriede Jelinek'in aynı adlı romanından yapılmış bir uyarlamaydı. Bu roman Everest Yayınları'ndan çıkan baskısıyla bir süredir kitapçıların raflarında. Viyana'da annesiyle birlikte yaşayan, orta yaşlı bir piyano öğretmeninin sıradan görünen yaşamının ardındaki cinsel saplantılarını, acısını ve öfkesini tüm ayrıntılarıyla betimleyen roman, kahramanının geçmişini ve bugününü ve iç dünyasını bütün mahremiyetiyle gözler önüne seriyor. Filmi izlemiş olanlar için hem Haneke'nin kendince nasıl bir uyarlama yaptığını görebilme hem de kitabın ve filmin kahramanı Erika Kohut'u her yönüyle, daha ayrıntılı olarak tanıyabilme imkânını sunan roman, filmi izlememiş olanlar için ise şaşırtıcı, şoke edici bir 'yüzleşme' içeriyor: Sıradışı alışkanlıkları olan bir kadının mutsuzluğu, acısı ve tutkuları aracılığıyla kendi hayatlarımızla ve gerçeklerimizle yüzleşme. Son yılların en çarpıcı romanlarından biri!... F.Y.



AKIL OYUNLARI
Orijinal Adı : A Beautiful Mind
Yazar : Sylvia Nasar
Çeviri : Petek Demir
Altın Kitaplar
486 sayfa / İstanbul - 2002

Geçtiğimiz haftalarda sinemalarımızda gösterime giren Ron Howard'ın son filmi Akıl Oyunları, aslında Sylvia Nasar'ın aynı adlı romanından bir uyarlamaydı. Bu roman, geçtiğimiz günlerde Altın Kitaplar'dan dilimize çevrildi. Nobel ödüllü matematik dahisi John Forbes Nash'ın çarpıcı yaşam öyküsünü anlatan kitap, başarılı bir biyografi örneği oluşturuyor. John Nash'ın çocukluğundan başlayarak, yaşamını en ince ayrıntısına kadar bize aktaran roman, mesleğinin doruk noktasındaki bir matematik dahisinin "paranoid şizofreni"ye yakalanıp, onunla otuz yıl boyunca yaptığı savaşı ve mucizevi iyileşimini gözler önüne seriyor. Filmle kitabı karşılaştırdığımızda senaryonun kitaba çok bağlı kalmadığını görüyoruz. Nash'in çocukluk yılları, biseksüel olması, başka bir kadınla olan ilşkisi ve bu ilişkiden olan oğlu filme yansıtılmayıp göz ardı edilse de kitapta derinlemesine yer alıyor. Kitabı okudukça gerçek John Nash'in filmde yansıtılan karakterden çok farklı olduğuna tanık oluyoruz. Sadece filmle yetinmeyip John Nash hakkında daha çok fikir edinmek isteyenler, tüm aradıklarını bu kitapta bulacaklardır... Z.B.



ANNE KAFAMDA BİT VAR
Yazar : Tarık Akan
Can Yayınları
198 sayfa / İstanbul - 2002

Muzip bakışları, şeytan tüyü ve tatlı diliyle kalbime girdiğinde adı Ferit'ti, bense küçük bir çocuk. Zamanla büyüyüp gerçek adını öğrendiğimde, o da soyunmuştu, sıyrılmıştı çoktan Feritliğinden. Tarık Akan olmuştu yeniden ve bambaşka. Tarık Akan, Can Yayınları'ndan çıkan ilk kitabı Anne Kafamda Bit Var'da, Ferit döneminin artık geride kaldığı bir zamandan, 1980'lerin başlarından itibaren, hayatının çok önemli ama bir o kadar da az bilinen bir dönemine ait anılarını aktarıyor. 1981 yılı başlarında Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden tutuklanmasından başlayarak, uzun yargılama süreci boyunca siyasi şubede ve sorgulamalarda yaşadıklarını, soğuk ve bitli hücrelerde çektiği sıkıntıları, bu sırada tanıştığı kişileri ve onların etkileyici hikâyelerini öğreniyoruz. Ayrıca Yılmaz Güney cezaevindeyken çok büyük zorluklarla çekilen, adeta yoktan var edilen Yol filminin yapımının ilginç ve atlanmaması gereken hikâyesi de Tarık Akan'ın anıları arasında yer alıyor. Bir sinema sanatçısının ilk yazarlık deneyimi için son derece akıcı bir dille etkileyici bir anlatım oluşturarak okuyucuyu anılarının içine çekmeyi beceriyor Tarık Akan. Sanatçının gizli kalmış yönlerini de açığa çıkaran anılar, o dönemin siyasi tablosunu da ayrıntılı bir biçimde gözler önüne seriyor. Türkiye'nin yakın geçmişine ve o dönemde yaşananlara içten bir anlatımla, bir sanatçının gözüyle ayna tutuyor. Bu kitabı okumanız için Akan hayranı olmanıza ya da sinemaya özel bir ilginizin olmasına gerek yok. Zor koşullar altında bir birey ve bir sanatçı olma ısrarıyla Tarık Akan, bir çeşit insanlık dersi de veriyor sanki... Z.B.



Sinema ve Tasarım
Önder Şenyapılı
Boyut Kitapları
Aralık 2002
1. Hamur
189 Sayfa

1895 yılında yaşama katılan cinematographe’ın mucidi Lumiere Kardeşler’in filmleri varolanı/olup biteni/güncel yaşamdan kesitleri, vb. olduğu gibi görüntülüyordu. Çok uzun yıllar sinema ürünleri, - filmler, ilk gösterimde sunulanların benzeri olarak çekildiler. Bu filmlerde bir tasarım kaygısı yoktu. Tasarım kaygısı, olanı olduğu gibi aktarmamak gereği duyumsanınca ortaya çıktı. Böylece, görsel tasarım önem kazandı. Görsel tasarıma önem verilmesiyle birlikte sinema görsel sanat dalları arasına katıldı.
Çok geçmeden yalnızca göze değil, kulağa da seslenmeye başladı sinema. Böylece, sinemada tasarım, artık yalnızca görüntüyle değil, görüntüyü destekleyen konuşma sesleri, geri plan sesleri, müzik ve başka öğeleri de kapsamaya başladı.
Siyah-beyazdan renkliye geçildiğinde görüntü tasarımının çok ayrımlı boyutlar kazandığı ve tıpkı bir resim gibi ya da resim sanatının uyguladığı ilk ve kurallara bağlı olarak ele alınması zorunluluğu doğdu. Teknolojik gelişimler, ve her şeyden önce film (ve elbette perde) boyutlarının değişimi çerçeveleme ve genel düzenleme açısından yeni tasarım uygulamalarını gerektirdi.
Sinema varolmayanı yaşama katmak, gerçekmiş izlenimi veren yanılsamalar yaratmak açısından da benzeri bulunmaz bir görsel-işitsel sanattır. Bu bağlamda sinema sanayi için düş sanayi yakıştırması da yapılmıştır. Günümüzde ulaşılan teknoloji sâyesinde gerçekte varolmayan varlıklar(ın görüntüleri) ile gerçekte varolan varlıklar(ın görüntileri) bir araya getirilebilmekte ve uyumlu bir oyun sergilemeleri sağlanmaktadır ki, bu yaman bir tasarım çabası gerektirmektedir. Sonuçta, birçok şeyin bir araya getirilmesiyle oluşturulan filmin, her şeyden önce, çeşitli tasarımların birleştirilmesiyle eldelenen bir bütün olduğu unutulmamalıdır. Önder Şenyapılı Sinema ve Tasarım adlı bu kitabında bir filmi, -- giderek perdeye yansıyan her sonul görüntüyü oluşturan tasarım öğelerini tek tek ele alıp bunların nasıl, hangi ilke ve kurallar gözetilerek tasarımlandığını/ tasarımlanması gerektiğini örnekler vererek açıklayıp anlatmakta, başarılı bir sinema ürününün oluşmasını etkiyen tasarım öğelerinin özelliklerini araştırmaktadır.
Özetle, doğuşundan bugüne gelişimi, özellikleri, yönetimi, senaryosu, özel efektleri, dekorları, kostümleri ve kurgusuyla sinemayla bir izleyici olarak ilginenler kadar, onun bir parçası olmak isteyenler için de temel bilgiler içeren bir kitap Sinema ve Tasarım.



Sinemamızda Bir "Auteur" Ömer Kavur
Şükran Kuyucak Esen
Alfa Basım Yayım Dağıtım
Kasım 2002
2. Hamur
466 Sayfa

Ömer Kavur'un peşine düştüğü imgeler, daha önceki fimlerinde görülmekle birlikte, Anayurt Oteli ile birlikte kristalize olmaya, bakışımlı bir prizmada özel bir dil oluşturmaya başlamıştır. Bütün derin, neredeyse karanlık, ağır akışına rağmen, sınırsız bir serüven duygusunu da yedeğinde taşr bu imgeler. Daha açık söylemek gerekirse, ölümü göze alan, tinsel travmalara açık bir serüven gereksinimidir bu. Geri dönmemeyi hesaba almış, ölümle yüzleşmenin nelere mal olabileceğini merak eden ölümün öldürücülüğünü baştan bildiği halde, merakından tersyüz etmeyen bir inat. Ticari sinemanın dilek şartlarına, popülerliğin tartışmasız şimdiki zamanına rağmen, piyasanın inançlı bir dili sürdürmeye karşı çalacağı ölüm çanlarına kulağını tıkama inadı da buna dahil. Hem de sinemanın ticari bir arena olduğunun yüzde yüz bilincinde olarak.



PSİKİYATRİ VE SİNEMA
Orijinal İsmi : Psychiatry and the Cinema
Yazarlar : Glen O. Gabbard, Krin Gabbard
Çeviri : Yusuf Eradam, Hasan Satılmışoğlu
Okuyanus Yayınları
592 sayfa / İstanbul - 2002

Okuyan Us Yayınevi sinemanın disiplinlerarası yönünü iyice ortaya çıkaran yeni bir kaynak kitap ekliyor kitaplığımıza. Psikiyatri ve Sinema'nın yazarları kardeş; Glen O. Gabbard psikiyatrinin içinde, kardeşi Krin Gabbard ise felsefe ile uğraşıyor. Farklı alanlardan gelen bakışlarını sinema üzerine odaklayarak iki geniş bölümden oluşan bu kaynağı çıkarmışlar ortaya. Öndeyişte " Psikiyatri var olmasaydı, sinema onu mutlaka icat etmek zorunda kalırdı" diyor Irving Schneider ve ekliyor " Sinema da, psikiyatri de insan düşüncesini, duygularını, davranışlarını ve hepsinden önemlisi, insan dürtülerini ortak nokta olarak alır." Kitabın ilk bölümünde sinemadaki psikiyatristin genel temsili inceleniyor; ikinci bölümde ise psikiyatrinin gözünden sinemaya bakılıyor. Sinemanın psikiyatriyi ve psikiyatristi kendi amaçları için biraz da melezleştirdiğini, alanın derinliğini bir yana bırakıp çeşitli stereotipler yaratarak psikiyatristi düğümleri çözmek, kahramanlarını açmak ve de izleyicinin kafasına iç rahatlatıcı neden sonuç ilişkileri yerleştirmek üzere kullandığını öne sürüyor yazarlar.

Hollywood'un yarattığı bu stereotiplerdeki değişimler toplumdaki değişimlerin bir aynası bir bakıma.. İkinci bölümde ise artık film okumalarının neredeyse vazgeçilmezi olan psikanalizin sinemaya bakışı anlatılıyor. 70li yıllarla birlikte Freudyen ve post Freudyen düşüncenin film okumalarına uygulanmasıyla devreye tabii ki Jacques Lacan giriyor. Yazarlara göre "Çağdaş film kuramlarındaki psikanalitik etkilerle ilgili yapılacak herhangi bir araştırma, Jacques Lacan'ın etkisiyle başlamalıdır"

Burada şunu da belirtmek gerek, psikiyatri kavramı bu kitapta geniş bir anlamla kullanılmış, "insan ruhu açılımlarına yönelmiş olan" anlamıyla. Yazarlar inceleme yaptıkları filmleri seçerken filmlerin popülerliğine değil kendi odaklandıkları alana uygun olup olmamasına dikkat etmişler.

Sonuçta ortaya çift bakışlı, iki bakışı da birbirini tamamlayan doyurucu bir kitap çıkmış. Çevirmenler de İngilizceden çevirdikleri kitabın diline özen göstermişler. Film araştırmalarında gündemi takip eden bu tip eserlerin yayınlanmasına devam edilmesini yürekten diliyoruz... Ö.D.



Sinemanın Erotizmi Beyaz Perdenin Cinselliği
Kolektif
Boyut Kitapları, 2002

Henüz insanın yaratılmadığı dönemde, Hermaphrodites adında iki yüzlü, iki çift kanadı olan, koskocaman garip ve kendi kendine yeterli bir yaratık varmış. Tanrılar, bir yaratığın kendi kendine yetmesini bir türlü içlerine sindiremezlermiş. Duydukları öfke, günün birinde, Hermaphrodites'i ikiye ayırmalarına, bir başka anlatımla, birbirlerini tamamlayan iki parçaya bölmelerine yol açmış. Seks sözcüğü de bu ayırmayı anlatıyor. Latince bölme, ayırma anlamına gelen secare sözcüğünden türetilmiş... O gün bugündür bölünen, birbirinden ayrılan bedenler birbirini tamamlamak için bir araya geleduruyor, birleştiriyor. İkisi birbirinden ayrımlı oldukları için, bir araya gelip birleşince bir biyolojik tamamlama gerçekleşiyor her şeyden önce. Seks sözcüğünü cinsellik sözcüğüyle karşılıyoruz Türkçe'de. Ve işte iki bedenin birbirini tamamlamaları o gün bugündür sürüyor.
Antik dönemde, Rönesans ve sonrasında, Yirminci yüzyılda ve de bugün, --yeni e-iletişim ya da Internet döneminde cinsellikle sanat ilişkisini örnekleyen elimizdeki kitaplar dizisi ortaya çıktı.



Kopuş Sahneleri Metalaşan Sanat ve Sinema Üzerine Eleştiriler
B. Sadık Albayrak
Donkişot Yayınları
Nisan 2002
2. Hamur
367 Sayfa

Kopuş Sahneleri, Sermaye Kültüründen Kopuş dergisinin bir bölümünün adıydı: Sistemin sanatından, ideolojisinden ayrışmanın gündeme getirdiği olayların yorumlandığı ve eleştirildiği bu bölümde, bu ayrışmanın gerçekleştiği toplumsal zaman ve mekanlar sorgulanıyordu. Eleştirinin spot ışıklarının bir an düştüğü ve hızla gösterdiği kısa sahneler; bu kitaptaki bazı eleştiriler, onlardan oluşuyor. Ama kitabın bütünündeki eleştirileri ve denemeleri değerlendirince, ortak özelliklerinin "kopuş sahnelerine" ışık düşürmek olduğu söylenebilir. Bu sahnelerin deneyimine ortak olmak, okura da sistemin değerlerinden ayrışmada ipuçları sağlarsa, bu kitap amacına büyük ölçüde ulaşmış demektir.
Bu kitaptaki eleştirilerde bu zorunluluğun sanata ve sinemaya yansımaları var. Bazen, bir yazarın geriye kalan vesikalık fotoğrafını tartışmak zorunda kalabiliyor insan.. resimlerinin altın değerinde olduğunu söyleyen bir ressamın izini sürdüğünüzde, CIA ve Rockfeller ile karşılaşabiliyorsunuz... Romantik bir aşk öyküsünün karlı Rusya steplerine uzanan öyküsünden, emperyalist ideolojinin devrime düşmanca bakışını okuyabiliyorsunuz...



Bir Sinemacının Anıları
Atıf Yılmaz
Doğan Kitapçılık
Ocak 2002
218 Sayfa

Hayatı boyunca ne günlük tutmuş ne filmleriyle ilgili bir şeyler biriktirmiş; evinde, çektiği filmlerden birinin bile video kaseti yok.. Türk sinemasının büyük ismi Atıf Yılmaz, sinema alanında elli yıldır ayakta durabilmesini, nostalji kavramıyla uzak yakın hiçbir ilgisi olmayışına, geçmişte olan her şeyi kafasından silip atma eğilimine ve hep ileriye, geleceğe dönük yaşamayı seçmesine bağlıyor. Ama gene de geçmişe bakmaktan, hatırladıklarını bizlerle paylaşmaktan kendisini alamıyor. İyi ki de öyle yapıyor. Ucundan bal damlayan kalemiyle hayatına renk ve yön veren kadınları, sinemacı olarak çektiği çileleri anlatıyor tatlı tatlı. Türk sineması üzerine saptamalarda bulunuyor o kalender tavrıyla. Yeşilçam'ın ünlülerinin ve adsız kahramanlarını, nice sanat ve edebiyat üstadını koluna takıp rengarenk bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Atıf Usta, ne olur daha başka şeyler de hatırla!



Bir Film Nasıl Okunur? Sinema, Medya ve Multimedya Dünyası
James Monaco
Oğlak Yayıncılık, 2002
640 Sayfa

Sinema ve medya üzerine 1977'den bu yana en temel kaynak: Bir Film Nasıl Okunur? Yazar James Monaco, bu dinamik sanat biçiminin bütün boyutlarını, başlangıcından günümüze kadar bu kitapta bir araya getiriyor.
sinemaya pek çok farklı noktadan yaklaşan Bir Film Nasıl Okunur?, bu sanat biçimini hem bir sanat, hem bir zanaat, hem de duygu ve bilim, gelenek ve teknoloji olarak inceliyor. Flimin roman, resim, fotoğraf, televizyon ve hatta müzik gibi diğer anlatı biçimleriyle olan yakın bağını inceledikten sonra, filmin bir anlam iletmesini, daha da önemlisi filmin iletmeye çalıştığı mesajı fark etmemizi sağlayan unsurları da tartışmaya açıyor.
Sinema öğrencileri, medya meraklıları ve gerçek sinemaseverler için temel başucu kitabı.



SineMasal Kentler
Mehmet Öztürk
Om Yayınevi, 2002
2. Hamur
407 Sayfa

"Bütün insanların rüyalarından oluşmuş bir dünyanın hayali ne olur?" "Sanat olarak sinema" mühendisliğe dayalı bir kentsel alan ve mekanikleşen modern toplumsal yaşamda, bizi bir süreliğine de olsa bu dünyadan uzaklaştırır ve gördüğümüz manzara sayesinde bilinç ve duygularımız renklenir. Ve seyirciyi düşlemeye yöneltebilir...



Popüler Kültür Açısından Çağdaş Fantazya
Bilim-Kurgu ve Korku Sineması
Ünsal Oskay
Der Yayınları, İletişim Dizisi
309 Sayfa, 3. Hamur, Ciltsiz, 13.5 x 19.5 cm
İstanbul, 2002
ISBN : 975-353-043-9

Yazar, bu kitapta günümüzün toplum yaşamında "korkunun" ve "edilgenleştirilmiş düşlerin" yaygınlaşması olgusunu inceliyor. Bilim ve Teknolojinin insanın özgürleştirilmesi sorunu, şimdi, korkularımızın nedeni olarak suçlaması üzerinde duruyor. Teknolojiyi kullanan ve belirleyen toplumsal egemenlik yapısından kaynaklandığı; bu nedenle, korkularımızın ve edilginleştirilmiş düşlerimizin gerçek nedenini insanlar arasındaki ilişkilerin yabancılaşma olduğunu ileri sürüyor... (Arka Kapak)



Sinema Yıllığı
8. Sinema Yıllığı 2000/2001
240 Sayfa

Sinema tarihimizle ilgi görsel ve yazılı kaynak boşluğu çektiğimiz ve elde mevcut olan kaynakların da tutarsızlıklar içerdiği ülkemizde, küçük bir ölçüde de olsa bu boşluğu doldurabilmek amacıyla TÜRSAK, bir yılın sinema olaylarının yanı sıra, sinema ile ilgili bilgileri derleyen bir başvuru kaynağı oluşturmak amacıyla Sinema Yıllığı’nın ilkini 1993 yılında yayına hazırladı.



Türk Sinemasında 1980 Sonrası Üslup Arayışları
Yrd. Doç. Dr.Filiz BİLGİÇ
Yayımlar Dairesi Başkanlığı
1. baskı, 2002, 205 Sayfa
ISBN: 975-17-2951-3
Baskı Sayısı: 5000 adet

Kültürel bir biçim olarak sinemanın ulusal ve uluslararası yapılara başvurularak sentezlerle işlev görmesi görüşünden yola çıkarak, Türk sinemasının 1980 sonrası arayışında olduğu yeni bir üslup ya da dil için bir çıkış noktasının ilk adımlarına olsun katkıda bulunabilmeyi amaçlayan bu kitap; seksen sonrasında sinemamızda ortaya çıkan arayışlar hakkında bazı saptamalarda bulunabilmesi açısından önemlidir.



Çağın Tanığı Sinema
Aslı Selçuk
Düzeltmen : Nurten Tuç
Cumhuriyet Kitapları / Sinema Dizisi
Türkçe, 351 Sayfa, 2. Hamur, Ciltsiz, 14 x 20 cm
İstanbul, Ekim 2002, 1. Basım
ISBN: 9756747463

Toplumların belleğinin en güçlü kayıtlarını tutan yazının tanıklığı ardından dünya yeni bir buluşla, sinemayla tanıştı. İnsanoğlunun serüvenini yetkinlikle tartışan yönetmenler ve oyuncular sinemada yerlerini aldılar, alıyorlar. Bu çalışma değişik açılarla sinemaya değer katan, zenginleştiren bu insanların düşüncelerini ve tanıklıklarını getiriyor okura.
"Gerçeği arıyoruz. Kendimizle, insanoğluyla ilgili gerçeği. Hayattaki bu arayış süreci kişi için temel dürtülerden biridir." Ömer Kavur (Tanıtım Bülteninden)



Yeni İnsan, Yeni Sinema Sayı: 10
Kolektif
Nazım Kültürevi Kitaplığı, Ocak 2002