4. TÜRK
SİNEMASI VE SPOR
Türk sinemasında "spor
filmleri"ne rastlamak hiçde kolay değildir ama Yeşilçam'ın sporu ve
sporcuyu tümüyle ihmal ettiği de söylemekte yanlış olacaktır. İşte sinemaya transfer olan sporcular, perdede
kendilerini oynayan futbolcular ve şampiyon boksörleriyle Yeşilçam'ın spor
macerasıda yadsınamaz.
Dünya sinemasında spor
ve sinema birlikteliği birçok "sporcu aktör"ü sinema dünyasına kazandırmıştır.
Örneğin 20 filmde oynayan 1912 Olimpiyatları'nın efsanevi atleti İsveçli Jim
Thorpe, 1924 ve 1928 olimpiyatlarının 5 altın madalyalı yüzücüsü Johnny
Weismuller, jimnastikçi Frank Merril, 1928 olimpiyat şampiyonu Herman Brix,
Amerikan futbol yıldızı Lex Barker ve Buster Crabble ile ünlü futbolcu Pele.
Birçoğunu "Tarzan Filmleri"nden tanıdığımız bu sporcu aktörlerin
içinde en unutulmazı, kuşkusuz Johnny Weismuller'dir. Kadın sporcu oyuncular
arasında ise buz patenci Sonja Henie ve sinema tarihinde "su perisi"
adıyla ün yapan Esther Williams.
Dünya sinema tarihinin
futbola adanan ilk filmi "The Winning Goal" adıyla 1920'de
İngiltere'de çekilmiştir. Araştırmalara göre ise boks, sinemaya en çok konu
olan spor türü. 179 filmle araştırmaların yapıldığı tarihin birincisi
konumuydaydı. Ki hepimizin çok iyi bildiğ ‘Rocky’ serisi, Muhammet Ali ve
Tyson’ın hayatını anlatan biyografiler bunun en güncel örneği olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Türk sinemasında bugüne
dek böyle bir araştırma yapılmadığı için, sayısal açıdan hangi spor türünün
bizim sinemamızda öne çıktığı kesinlik kazanmış değildir. Ancak, görebildiğimiz
kadarıyla "güreş" ve "futbol"un, kimi sahnelerde veya
konuyu bir bütün olarak ele alan filmlerde daha öne çıktığını söyleyebiliriz.
Bunların yanında boksta azımsanamayacak orandadır.
İlk Sporcu Sinemacı olarak
Burhan Felek karşımıza çıkmaktadır. Güreş, boks ya da futbol gibi sportif
öğeleri içeren sahneler, ilk kez hangi filmle girmiştir Türk sinemasına diye
sorulacak bir soruya ne yazık ki birçok filmin, depo yangınları sonucunda
yokolması nedeniyle kesin bir yanıt vermek elbette kolay olmayacaktır. Eğer
konuyu gerçek sporcu kimliğiyle ele alırsak, Türk sinemasındaki bu "ilk
vuruş"u, 1918'de çekilip de kayıplara karışan "Alemdar Mustafa
Paşa" filmiyle Burhan Felek'in yaptığını görürüz. Futbola Kuşdili ve
İbrahim Ağa çayırlarında (Kadıköy) başlayan Felek, o tarihte Anadolu Kulübü'nün
de "reis"idir. Sporcu bir gazeteci olan Burhan Felek, "Alemdar
Mustafa Paşa"nın senaryosunu yazdığı gibi, Kenan Erginsoy'la birlikte
operatörlüğünü de (görüntü yönetmeni) yapmıştı. Filmin yönetmeni de gazeteci
dostu Sedat Simavi'ydi. Felek bir anısında şunları yazar: "66 yıllık spor
hayatım var. Bu merak saikasıyla 1908 tarihinde Üsküdar'da 'Futbol' adında
haftalık bir spor gazetesi çıkardıktı. Dört nüsha yayınlanabildi. Paramız bitti
kapadık. Bu, Türkiye'de çıkan ilk spor mecmuasıdır."
Felek, 1940 yılında da
Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Nasreddin Hoca Düğünde" adlı filmin
senaryosunu yazarak sinema ilişkilerini sürdürecektir.
Faruk Kenç'in 1947'de
yönettiği "Karanlık Yollar", bir aile faciasını içeren dramatik
ağırlıklı bir filmdir. Konunun bir çiftlikte geçmesi nedeniyle davullu zurnalı
bir yağlı güreş sahnesi eklenmiştir. Bu, Türk sinemasının ilk güreş sahnesi
midir diye bir soruya yine ne yazık ki geçmişin ayak izleri çok net
olmadığından sıhhatli bir yanıt vermek mümkün olmamaktadır.
Örneğin 1949'da çekilen
"Ölünceye Kadar Seninim", "bir futbolcunun başrolünü oynadığı
ilk film"di bir saptamaya göre. O dönemde Galatasaray takımının ünlü bir
futbolcusu olan Bülent Eken'in başrollerden birini paylaştığı elbette doğruydu ve
kendini oynuyordu. Galatasaray-Fenerbahçe maçından çeşitli görüntüler
izlediğimiz filmden bir yıl önce, Bülent Eken kadar "yıldız futbolcu"
olmasa da başrol oynayan bir başka futbolcu vardı. "Damga"
filmiyle Turhan Ün. Sonradan yönetmen olan Memduh Ün'ün o yıllardaki
oyunculuk adıydı. Ve Memduh Ün, Beşiktaş takımıyla Ankara karmasında oynamış
bir futbolcuydu.
1950-60 arası,
sporcu-sinema ilişkileri açısından oldukça hareketli geçer. Oyunculuğa soyunan
çeşitli sporcu tiplerini bu dönemde görürüz. Çekiç atma şampiyonundan, yüzme
şampiyonuna ve ünlü güreşçilere dek... Yalnızca gerçek sporcularımız mı? Beyaz
perdede kendilerini oynayan ünlü sporcularımızın yanısıra ünlü yıldızlarımız da
konu gereği sporcu rolleriyle kamera karşısına çıkacaklardır.
Kılıktan kılığa giren
1950'li yılların ünlü komedyeni İsmail Dümbüllü, konusu üzerine kurulan bir
filmde ortalığı birbirine katan bir boksörü canlandırır. "Dümbüllü
Sporcu"dur filmin adı. Müzikal bir komedi olan "İstanbul
Çiçekleri", Galatasaray-Fenerbahçe takımlarının bir maçıyla başlar.
"İstanbul Yıldızları" da müzikal bir film olmasına karşılık olaylar
bir futbol maçı çevresinde gelişir. Maçı hangi takım kazanacaktır? İki taraftar
iddiaya girer. Maç günü yaklaşırken iddiacılardan biri karşı takımın golcü
futbolcusunu güzel bir kızla yurtdışına kaçırtır. Maçın oynanacağı gün, yerine
bir uşak çıkartılır. Ünlü futbolcu, maçın ikinci yarısına yetişerek iki gol
atar ve takımını zafere ulaştırır. Ünlü futbolcu rolünü oynayan yanılmıyorsak
Muzaffer Hepgüler'dir. "İstanbul Yıldızları", dönemin kısıtlı
şartları içinde ne denli ilkel kalsa da sonuçta maç ağırlıklı bir "ilk
film" ve bir "futbol parodisi"dir.
Lütfi Ö. Akad'ın
yönettiği bir casusluk filmi olup konusu düşman işgali altındaki İstanbul'da
geçen "İngiliz Kemal Lawrence'e Karşı", genelde olumlu notlar almasa
da bir gazeteci, boks sahneleriyle ilgili şunları yazar: "Filmde, bugüne
kadar hiçbir yerli eserde görülmemiş bir boks sahnesi vardır ki, üzerinde tam
üç hafta çalışılmış ve hakikaten müstesna bir şekilde meydana getirilmiştir...
Diğer bir hususiyet dövüş sahnelerinde oynayanların hakiki boksör oluşu ve
yumruklarını iyi kullanmalarıdır."
Yıllarca milli forma
giyip çekiç atma şampiyonu olan Tamer Balcı, Türk sinemasının "yerli
Tarzan"ıydı. "Tarzan İstanbul'da" adlı filmde daldan dala
atlayarak atletik bir vücut sergiler. 1952'de "Yavuz Sultan Selim Ağlıyor"
gibi tarihsel filmlerde oynayan Lale Oraloğlu da
Yine bu dönemde birer
yıl arayla iki ünlü güreşçimiz, Yeşilçam'a transfer olur. Celal
Atik "Yörük Ali"yle, Hayrabolulu Süleyman da "İlahi
Güreşçi" filmiyle. Her iki film, güreşçi yaşamları üzerine kurulmuş
ilk yapımlardır. Celal Atik, Sultan Abdülaziz döneminin ünlü güreşçilerinden
Yörük (Yürük) Ali'yi canlandırır. Hayrabolulu Süleyman ise, trajik bir sonla
yaşama veda eden efsanevi pehlivan Koca Yusuf'u oynar.
Beyoğluspor'da bir süre
santrafor oynayan Hasan Kazankaya 1957'de film yapımcılığına başlayıp
sporcu-sinema ilişkilerini sürdürse de futbol sinemasının ve futbol
yıldızlarının ağırlıklı olduğu dönem 1960'lı yıllardır kuşkusuz. Dönemin ilk
başlarında boks sahneleri öne çıkar gibi olur. Orhan Günşiray, Metin Erksan'ın
"Oy Farfara Farfara" adlı filminin bir sahnesinde boks eldivenleriyle
kamera karşısına çıkar. Ama gerçek ve asıl boksör Aydın Demir'dir. 1961 yılında
Türkiye Boks Şampiyonu olan Demir, "monşer" rolüyle "Yaban
Gülü"nde oynar. Giderek de birçok filmde oyunculuğunu sürdürür.
Boks ringlerinin hemen
ardından "yeşil sahalar" girer görüntüye. Top peşinde koşanların bir
bölümü futbolcu olmayan oyunculardır 1960'lı yılların başlarında. Suphi Kaner
ve Fikret Hakan gibi... Bir güldürü filmi olan "Gol Kralı Cafer"de
Suphi Kaner, iki kişiliklidir. Yani hem kaleci, hem de kahveci çırağıdır.
Fikret Hakan serseri bir futbolcuyu oynar "Aşk Yarışı"nda. Aralarında
paylaşamadıkları "esas kız" rolündeki Türkan Şoray'ı elde etmek için
birbirleriyle savaşan bir futbolcuyla bir mimarın iktidar mücadelesidir
anlatılan. Bu temel öykü içinde antrenör ve menajer gibi futbol dünyasının
diğer karakterleri de yer alır yan tipler olarak. Yönetmen Mehmet Dinler'in
"üstün erkek tipolojisi"ne uygun klasik çözümlemesiyle "esas
kız" futbolcuya kalır...
Hayatı macera ve
skandallarla dolu bir "olay futbolcu" Varol Ürkmez. Medyatik adıyla
"panter kaleci" Ürkmez'in yaşamı bir romandır. Futbol yazınında bir
adı da "Şikeci Varol"a çıkan, İzmir Altay'dan sonra Beşiktaş ve
Galatasaray takımlarında oynayan, milli forma giyen Ürkmez, 1963'te sinema
oyunculuğuna başlar. "Kavgasız Yaşayalım" adlı filmiyle... Varol'un
film teklifleri almasının nedeni, futboldaki başarılarıyla skandal dolu
fırtınalı yaşamından kaynaklanır. Çünkü sürekli magazin basının gündemindedir.
Üçüncü filmi
"Şekerli misin Vay Vay"ın stadyum sahneleri, Fenerbahçe-Altay maçı sırasında
çekilecektir. O yıllarda Varol, Altay takımının kalecisidir. Lig maçı uzaktan
kamerayla görüntülenirken, Fenerbahçe'nin ünlü futbolcusu Lefter, önündekileri
çalımlayıp Altay kalesine şutunu atar. Varol, ünlü uçuşuyla havada topu kapıp,
kendini izleyen film kamerasına pozlar verince Lefter bozulur (Varol anılarında
böyle aktarılıyor). Ardından hakeme yaklaşan Lefter der ki: "Bre hakem
bey. Burada maç mı oynuyoruz, yoksa film mi çeviriyoruz? Şu Varol denen adama
baksana, kaleci değil aktör..." Evet Varol
Ürkmez, kamera karşısında hem futbolunu oynamakta, hem de film çevirmektedir.
Varol Ürkmez'den iki yıl
sonra Türk futbol dünyasının en sevilen yıldızlarından Metin Oktay
"artist" olacaktır. Yalnızca bir tek filmle. Atıf
Yılmaz'ın yönettiği "Taçsız Kral"la... O yıllarda "cim bom
bom" alkışlarıyla futbol oynayan Galatasaraylı Metin Oktay fırtına gibidir
ve de çok yakışıklıdır. Futbol dünyasındaki "krallığı" bir sinema
yapıtıyla da "tescil" edilen Oktay'ın "ilk ve son film"i
olmasına karşılık Varol Ürkmez'in oynadığı filmlerden farklıdır. Metin Oktay,
kendi adı üzerine kurulan bir senaryoda oynadığı gibi çevresi de Gönül Yazar,
Ajda Pekkan ve Ayten Gökçer gibi ünlü isimlerden oluşturulmuştur.
"'Taçsız Kral' adlı
bu filmde hayalle, gerçek içiçedir. Daha doğrusu bazı bölümleri gerçek
olaylardan yola çıkar ama farklı sonuçlara ulaşırken, bazı bölümleri tümüyle
fantezidir.
Ünlü futbolcuların
oynadığı filmlerin bir özelliği, maç dışı sahnelerde "figüran" olarak
takım arkadaşlarını da görebilmeniz. Örneğin "Taçsız Kral"ın bir
sahnesindeki Galatasaray ve Milli Takım kaptanı Baba Gündüz (Kılıç) gibi.
Başrollerini Beşiktaşlı Birol Peker'le Şenol Birol'un paylaştığı "Şenol
Birol Gool" adlı filmde ise Fenerbahçeli Şükrü (Binand) ile Ogün'ü...
Nejat Saydam'ın yönettiği
"Şenol Birol Gool"ün öyküsü, balıkçılık yapan iki kardeşin üzerine
kuruludur. Daha sonra bir takıma yedek futbolcu olarak transfer olan kardeşler,
bir maçta sakatlanan futbolcuların yerlerine girince yaşamları değişiyordu. İki
ünlü futbolcunun karşısındaki yıldız da Fatma Girik'ti.
Futbol yıldızlarının
ağır bastığı bu dönemde, ünlü güreşçi Koca Yusufun hayatı 10 yıl sonra ikinci
kez çekilir. "Koca Yusuf"ta "Müthiş Türk" diye anılan
güreşçiyi Özdemir Aydın, yurd dışında tanıştığı Jane Grefford'u da Fatma Girik
oynar. Çetin Karamanbey'in yönettiği "Koca Yusuf" gerçek yaşamla
ilgili otobiyografik bir denemedir. Bu arada milli basketçi Yılmaz Gündüz
"Yedi Canlı Adam"
Yeşilçam 1970-80 yılları
arası "spor filmleri" üretmeyi sürdürecektir. Ayhan Işık,
"Şampiyon"da ringe veda eden eski bir boksör tipini çizer. Sadri
Alışık ve "Ne Hakem!"de Osman Babadan adlı komik bir futbol hakemini,
Müjdat Gezen "Pembe Panter"de topu elleri yerine ayaklarıyla tutmaya
çalışan kaleciyi oynar. Gerçekte Müjdat Gezen de eski bir sporcudur. Vefa'da
futbol ve basket oynamıştır.
1980'li yılların
öncesine dönüp kabaca bir toplam yaparsak, Türk sinemasına tutku sonucu ya da
başka gizli amaçlarla giren bir dolu sporcu görürüz. Hatırladıklarımız
kadarıyla yapımcı İsmail Gonca boksörlük yapmış; oyunculardan Önder Somer, Tunç
Oral, Oktar Durukan, Orhan Günşiray futbol, Hüseyin Alp basket oynamış; Hasan
Ceylan bisiklet hakemliği yapmış, Yavuz Selekman ise güreşçilik... Elbette Türk
sinemasının "sporcu oyuncular"ı bu isimlerle sınırlanmıyor. Daha
başkaları var... Örneğin, her filminde karate yapan, havalarda en uzun
atlayışları gerçekleştiren Cüneyt Arkın'ı, Türk sinemasının "sporcu
oyuncu"arında saymayacak mıyız? Her ne kadar sinemaya girdikten sonra
kendini yetiştirse de...
Futbol öğelerini içeren
güldürü filmleri Yılmaz Atadeniz'in "Biyonik Futbolcu"suyla devam
eder. Maç sırasında sakatlanan bir kalecinin yerine yanlışlıkla ameliyat olan
tombalacı rolündeki Aydemir Akbaş'ı "biyonik futbolcu" yapan sır,
dizkapaklarındaki "yay"dır. Konusu ilginçtir ama,
Kartal Tibet'in yönettiği Aziz Nesin uyarlaması "Gol Kralı" tam bir
kara mizahtır. Ve sağlam bir altyapısı vardır, futbolcuyu da Kemal Sunal oynar.
1980 sonrası filmlerde
güreş, parçalı ilave sahnelerden oluşur. Özellikle de Natuk Baytan'ın
"Toprağın Teri"nde... Nesli Çölgeçen'in "Züğürt Ağa"sı,
güreş olgusunu bütünüyle almasa da Şener Şen'in oynadığı ağa, "güreş
tutkunu"dur. Kendi de güreşir ve köyünde şölenler düzenler. Giderek yok
olmanın eşiğine gelen güreşçilik mesleğini sorgulayıcı bir tavırla
gerçekleştiren asıl önemli film ise "Pehlivan"dır. Tarık Akan'ın büyük
bir başarıyla oynadığı Bilal Pehlivan babadan teslim aldığı mesleğin sonunu,
bir çöküşü yaşamaktadır. Tıpkı ağalık kurumunun çöküşünü yaşayan "Züğürt
Ağa" gibi...
1991'de bu kez 1972'nin
Avrupa Boks Şampiyonu oyunculuğa soyunur. Bu "şampiyon boksör" Cemal
Kamacı'dır. O da Metin Oktay gibi kendini oynar. Ve 1963-76 yılları arasındaki
spor yaşamı, "Benim Zaferim" adıyla çekilen filmin temel konusudur.
Ne var ki, yönetmen Ünal Küpeli'nin iddialı boks filmi, beklenen ilgiyi görmez.
Spor ve sinema ilişkisi açısından bakıldığında, filmin tek özelliği konunun bir
"şampiyon boksör"ün üzerine kurulmasıdır.
"Benim
Zaferim", 1990'lı yılların son spor kaynaklı filmi midir? Eğer eski
yıllardaki deve güreşleri ve onları antrenör gibi yetiştiren
"sarvan"lar spor kültürü kapsamına giriyorsa, Tunca Yönder'in 1997'de
çektiği, aynı konuya dayalı "Çökertme"yi de bu toplama almamız
gerekiyor.
“Dar alanda kısa
paslaşmalar” ise 2000 sonrasında çekilen ve futbol olgusunun tüm yönleri ile
ele alındığı bir senaryo ile görüntüye aktarılmıştır. Film gösterildiği dönemde
büyük ilgi ve beğeni toplamış ve küresel kültürün tüm dünyayı eğemenliği altına
alan sporu olan futbolu farklı yönleri ile izleyiciyle buluşturmuştur. Bir
mahalli futbol takımının mahalle için öneminin aktarıldığı film, sporun sosyal
yönünü aktaran bir başyapıt olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türk sinemasında yer
alan spor filmleri ne yazık ki dünya sineması ile kıyaslanamayacak kadar zayıf
ve yetersizdir. Hollwood ve Avrupa sineması elit kültürlerine dair yüzlerce ve
hatta binlerce filmle sinema tarihlerinde yerlerini almaktadır. Amerikan
sinemasının bezbol, basketbol, amerikan futbolu, buz hokeyi,....
gibi başalt sporlarını ele aldığı hatta sporun
ekonomik ve siyasi yönlerinin ele alındığı yüzlerce başyapıtı bulunmaktadır. Keza
Avrupa sinemasındada benzer yapımlar kendine yer bulmaktadır. İngiliz yapımı
olan ‘Hayatımın Çalımı Beckham’ hem spor hemde kültürler arası ilişkileri ele
alaması açısından sinema tarihinde önemli bir yere sahiptir. Artık bazı
sporların spor kavramının dışında, ekonomik, siyasi ve sosyal olarak farklı
özelliklerinin tartışıldığı günümüzde sinemanın spor kavramına kayıtsız kalması
beklenemez. Tarih ile var olan spor kavramın hakkettiği önemi sinema tarihi
içerisinde de alacaktır.