3. TÜRK
SİNEMASINDA ARABESK FİLMLER
1960’lı yıllarda bir
müzik türi olarak karşımıza çıkan arabesk, kısa
zamanda gelişmiş ve türk sinemasına sıçrayarak çok
sayıda filme konu olmuştur.
Arabesk'in Türkçe
karşılığı "Arap tarzında yapılmış süsleme veya bezeme" olarak
geçmektedir. Bu kullanım biçimi Fransızca’daki ‘arabesque’ teriminin dilimize girmesiyle yaygınlaşmıştır.
Batıda özgün bir sanat biçimi olan arabesk bizim toplumumuzda bütünlükten uzak,
bir yığma ve karmaşıklık olarak adlandırılmıştır.
1940’lı yıllarda Türk
sineması şarkılı filmlerle tanışmıştı. Bu yıllarda Mısır filmleri Türk
sinemasında yoğun ilgi görüyordu. Bu filmlerin müziği bazen Türkçe sözlerle
aynen alınarak, bazen de esinlenme yoluyla yeni besteler yapılarak piyasaya
sunuluyordu. Daha sonra bu filmlerin etkisinde yeni Türk filmleri yapılmaya
başlandı. Baş rollerinde Münir Nureddin
Selçuk, Müzeyyan Senar, Zeki Müren
gibi isimlerin oynadığı şarkılı filmler furyası yaşandı.
1950'lerde devletin yanlış ekonomik politikaları, sanayileşme ile birlikte
geleneksel üretim yapılarının bozulması, ekilebilir toprak alanlarının miras
yolu ile küçülmesi, ulaşım olanaklarının artması, kentlerin çekiciliği gibi
nedenlerle köyden kente hızlı bir göç yaşandı. Bu göçle beraber kalacak
yeri olmayan insanlar büyük kentin yakınlarındaki hazine arazilerine
gecekondular yapmaya başladılar.
1960’lı
yıllarda ‘Arabesk’ adının dilimize girmesi besteci Suat Sayın'a dayanır. Suat
Sayın bu yıllarda, ‘Sevmek Günah mı?’ adlı şarkıyı yapar. Kısa bir süre sonra
bu bestenin Mısırlı Abdülvahap'ın şarkısından alıntı
olduğu ortaya çıkınca Arap Müziği, Arabesk kavramları tartışılmaya başlanır.
Yine bu yıllarda Orhan Gencebay'ın çıkardığı bir
plak, gecekondu insanları üzerinde büyük etki yapar. Onların duygularına
seslenmiş, içinde bulundukları açmazları, dertleri dile getirmiştir. ‘Başa
gelen çekilirmiş’ adlı bu plağın başarısı üzerine aynı türde ‘Bir teselli ver’
; ‘Sevenler mesut olmaz’ plakları ile Gencebayı
yığınların sevgilisi haline getirir.
1970'lere gelindiğinde
‘Arabesk’, kentlerin marjinalinde ve taşrada yaşayan alt gelir gruplarının
beğenilerine yanıt verip onların yaşam tarzını belirleyen bir kültür olur.
Arabesk müziklerin başarısı bu konuya sinemanın da el atmasına neden olur. Bu
arada ayağında kundurası ile piyasaya giren İbrahim tatlıses,
umudun simgesi olarak bu kitlenin tutunduğu bir diğer sanatçı olur. Daha sonra
onları Müslüm Gürses, Ferdi
Tayfur, Neşe karaböcek gibi sanatçılar izler. Arabesk
filmlerin ortaya çıkmasında, sinemamızdaki krizin de etkisi büyüktür.
Sinemamıza egemen olan işletmeci zihniyet, bu tür filmlerin yapılmasına ön ayak
olmuştur. Artan film sayısına yanıt veremeyen konu-oyuncu sıkıntısıda
bu tarz filmlerin yapılmasını gerekli kılmıştır. Birbirine benzeyen
konu-oyuncuların yarattığı tekdüzelik seyirciyi salonlardan uzaklaştırmıştır.
Önceki türlerin devamı niteliğinde de olsa arabesk konular seyirci için değişik
bir görünüm ortaya koyarak yitirilen seyirciyi tekrar salonlara çekmeyi
başarmıştır.
1980'de 12 Eylül darbesi
ile sinemada yaygın olan seks filmleri furyası bıçak gibi kesilir ve Türk
sineması yeni bir arayışa girer. Videonun ortaya çıkması, filmlerin daha az
maliyetle çekilir hale gelmesi, iç ve dış göçün hızlı artması ile bu kesime
hitap edecek filmlerin yapılma isteği arabesk filmleri yeniden bir kurtarıcı
haline getirir. Nitekim 1980’de çekilen 68 filmden 27’si, 1981'de çekilen
71 filmden 33'ü arabesk filmlerdir. İkinci arabesk dönemi yeni şarkıcılarında
biranda piyasaya dolmasına sebep olur. Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Gökhan güney,
Ercan Turgut, Bergen gibi sanatçılar peş peşe filmler
çevirmeye başlar.
1990'lı yıllara
gelindiğinde ise ‘Arabesk’ türü , sinemamızda
etkinliğini yitirir. Ancak bu seferde ‘Arabesk’ film furyası sinemadan beyaz
cama transfer olarak tek albümle şöhrete kavuşan arabesk şarkıcı/oyuncuların
başrollerini oynadığı televizyon dizileri ile yoluna devam eder.
‘Arabesk’ filmler
sinemamızdaki diğer türlere benzeseler de kendilerine özgü birtakım
farklılıklar içerirler. Acı, hüzün, kara sevda, çile, hor görülme, dışlanma,
kahrolma, yoksulluk, kötü yazgı, yakınma, umutsuzluk, kadercilik, karamsarlık
vb. motifler en uç noktalarda bir arada kullanılır. Mutluluk ve sevinç saman
alevinden ibarettir. O da acının ve çilenin dozunu arttırmak içindir. Sevgi
genellikle gerçekleşmesi olanaksız bir çizgidedir. Yoksul - zengin çelişkisi bu
olanaksızlığı yaratan en önemli etkendir. Gerçekleşmesi olanaksız sevginin
önerdiği çözüm yolu da hayli ilginçtir. Kısa sürede şan, şöhret ve servete
kavuşmak.
Türk sinemasında yerini
alan bazı arabesk filmler; Ayağında Kundura (İbrahim Tatlıses
1978), Batan Güneş (Ferdi Tayfur 1978), Yadeller
(Ferdi Tayfur 1979), Aşki Ben mi Yarattim
(Orhan Gencebay 1979), Yuvasız Kuşlar (Ferdi Tayfur
1979), Ayrılık Kolay Değil (İbrahim Tatlıses 1980), Yarabbim
(Orhan Gencebay 1980), Ben de Özledim (Ferdi Tayfur
1981), Feryada Gücüm Yok (Orhan Gencebay 1981), İtirazım
Var (Müslüm Gürses 1981),
Leyla ile Mecnun (Orhan Gencebay 1982),.... olarak sıralanabilir.