b) Sinemaya Sesi ile
Hayat Verenler; Dublaj Sanatçıları
‘Siz
kendinizi ne sanıyorsunuz kuzum’, ‘Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla’,
‘Amca size kanım çok kaynadı, size baba diyebilirmiyim’, ‘Nayır, Nolamaz’,....
ve daha niceleri kulaklarımızdadır ilk izlediğimiz anda olduğu gibi. Bu
cümleler görüntüsüyle, tonuyla, şivesiyle,... yankalınmaktadır kulaklarımızda.
O sesler, o aktörlerin aktristlerin bizi bizden alan o harkulade sesleri, o
mükemmel telafuzları. Hayranlığımız önemli bir kısmıda o sesleredir aslında.
Yakışıklı bir aktörün seside kendi kadar yakışıklı olmalı, güzel bir aktristin seside
kendi kadar zarif olmalıdır. Bu bütünsel güzelliği yakalamak çoğu zaman mümkün
olmamaktadır ne yazıkki. Müthiş bir oyuncu, güzel bir yüz, iyi jest ve
mimikleri bazen iyi bir ses tonu ve diksiyon karşılayamamaktadır. İşte orda
sinemanın görünmeyen kahramanlarından seslendirme sanatçıları çıkar piyasaya.
Kimdir bu sanatçılar peki. İşte o ismi kayıp emektarlardan bazıları;
TORON KARACAOĞLU : Cüneyt Arkın.
ABDURRAHMAN PALAY : Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın,
Göksel Arsoy, Ediz Hun, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ümit Besen.
HAYRİ ESEN : Ayhan Işık, İzzet Günay.
ADALET CİMCÖZ : Filiz Akın, Fatma Girik,
Muhterem Nur
JEYAN MAHFİ AYRAL: Filiz
Akın, Hülya Koçyiğit, Emel Sayın, Gülşen Bubikoğlu, Necla Nazır.
ESEN GÜNAY : Kadir İnanır
LEVENT DÖNMEZ : Fikret Hakan
NEVİN AKKAYA : Türkan Şoray, Nevin Akkaya
ALEV EMRE : Türkan Şoray (Bazı filmleri)
SAADETTİN ERBİL : Erol Taş olmak üzere pek çok
kötü adamın sesi.
PEKCAN KOŞAR : Tarık Akan, Kadir İnanır.
ERDAL ÖZYAĞCILAR : Tarık Akan (Bazı filmleri)
NİLGÜN ÖZHAN KASAPBAŞOĞLU : Sezercik’ten
Gülşah’a kadar birçok çocuk oyuncu.
BİRSEN KAPLANGI : Ayşecik, Ömercik
NURSAN DİLTEMİZ : Ayşecik
GÜNER ÜMİT : Bülent Ersoy’un ilk filmleri
SERMİN HÜRMERİÇ : Serpil Çakmaklı
MÜCAP OFLUOĞLU : Öztürk serengil (İlk Filmleri)
ATİLLA OLGAÇ : Hakan Balamir
KEMAL ERGÜVENÇ : Hulusi Kentmen’den Kadir
Savun’a kadar pek çok sanatçı
RIZA TÜZÜN : Nubar Terziyan
Farklı isimlerden seslendirmeye dair
bazı önemli anektodlar ve bilgiler şöyledir;
*Türk dublaj tarihi Nazım Hikmet’le
başlar. Nazım, İpek Film’in sahibi İhsan İpek’le çok yakın arkadaştı. Orada
uzun süre dublaj yönetmenliği ve çeviri yaptı ama bunu kimseye söylemedi. Bu
süre içinde kendi adı yerine müstear yani takma ad kullandı. Mümtaz Osman
müstear adıyla senaryolar yazdı; 18 senaryo ve yanı sıra sayısız müzikal.
*Nazım Hikmet’in hapishane
dönemlerinde Ferdi Tayfur, dublaj işine yeni başlamıştı. Çok beğenilen
Lorel-Hardy, Arşak Palabıyıkyan, Üç Ahbap Çavuş tiplerini taklit ederek ünlenen
Tayfur’un olağanüstü taklit yeteneği vardı. O dönemde birçok filmde oynadı;
Ankara Ekspresi, Bir Millet Uyanıyor vs... Hayatının geçtiği alan, İpek Film’in
kapalı dublaj salonuydu. Diğer bir özelliği de İngilizce, Almanca ve Fransızca
metinleri anında Türkçe’ye çevirip seslendirmesi. Annesi Alman’dı, o yüzden çok
iyi Almanca konuşuyordu. Oturduğu yerde bir efekt kutusu vardı. Bazen ayak
sesleri çıkarıyor, bazen başka sesler. Muhtelif efektler yapardı. Ferdi
Tayfur’un efekt kutusu çok meşhurdu. Dört kollu çengi anlayacağınız
*Öztürk Serengil sinemada kendi
sesini hiç kullanmadı. Onu Mücap Ofluoğlu konuşuydu. O çok tutulan
‘yaşşeee’leri Mücap’a aittir aslında. Ancak Mücap bin lira yerine iki bin lira
isteyince, işi Sadettin Erbil’e verdiler. Filmler tutmayınca Mücap’tan özür
dilendi, istenilen para verildi. Öztürk Serengil de Mücap’ın sesiyle eski
popülerliğini tekrar yakaladı.
*Abdurrahman Palay, günde 12 saat
dublaj yapıyor, bizler de 14-15 saat çalışıyoruz. Dikkatimizden kaçtığı
zamanlar oluyordu. Abdurrahman Bey, vücudunun yarısını sehpaya dayardı. Nayır,
nolomazlar o sırada çıkmış olabilir. Bazen bizim gözümüzden de kaçardı.
Kaçmadığı zaman ikaz ederdik. Çok hiciv konusu oldu. İnsanlar aldıkları ücretin
çok çok üzerinde çalışıyorlardı, çok yoruluyorlardı. Temerküz kampı gibi o zehirli
odalarda günde 12 saat kalmak ne demek?
*Adalet Cimcoz, Devlet Malzeme
Ofisi’nde memure olarak çalışırken, ağabeyi Ferdi Tayfur ‘Gel diyor, şöyle bir
deneyelim...’. Adalet Hanım da salona giriyor ve bir daha çıkamıyor. Adalet
Hanım yakın arkadaşı Sezer Sezin’in önerisiyle ilk dublajını Sezer Sezin için
yaptı. Aynı zamanda yazardı; “Fitne Fücur” müstear ismiyle sosyete yazıları
yazıyordu. Kendisiyle ölene kadar çalıştım.
*İlk yıllarda dikkat çeken çok
önemli bir hanımefendi daha var. Nevin Akkaya çok genç yaşlarında Muhsin
Ertuğrul kabiliyetli bulduğu için tiyatro grubuna almak istedi. Akkaya’nın
ailesi ünden kaçtığı için istemedi. Kendisinin isteği ise opera sanatçısı
olmaktı. Ancak Muhsin Bey’in ısrarından kurtulamadı ve Aynaroz Kadısı’nda
oynadı. Nevin Hanım’da çok önemli ses özelliği vardı. Abartısız söylüyorum,
belki 10 bin filmde Nevin Hanım’ın sesi vardı. O dönemde çok film ithalatla
getiriliyordu. Türk filmi az çekiliyordu. Bunların hepsine dublaj yapmak
zorundaydı. İstanbul’un lüks sinemalarında filmler Fransızca ve İngilizce
oynuyordu ama Anadolu sinemaları Türkçe seviyordu.
*Ünlü besteci Saadettin Kaynak beş
yıllık sözleşmeyle İpek Film’e alınmıştı. Kaynak, 100 filme 10-20 arası beste
yapıyordu. Arapça şarkıları Türkçeleştiriyorduk. Bugün hala çalınıp söylenen en
güzel bestelerin sahibi Kaynak’tı. Seslendirenler ise Müzeyyen Senar, Safiye
Ayla ve Münir Nurettin Selçuk’tu. Kaynak, beş yıl o stüdyoya kapandı.
Atatürk’ün emriyle de ilk Türkçe ezanı okudu.
*Oyuncular devamlı setten sete
koştukları için dublaja ayıracak zamanları yoktu. Sadri Alışık ve Öztürk
Serengil bazen set kıyafetleriyle dublaja gelir, işleri bitince tekrar sete
dönerlerdi. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit de çok yoğundu. Gelip konuşanlar da
oyunlara katkıda bulunan insanlar; sanatçının kaçırdığı bir şey varsa o sesle
telafi edilirdi. Ağlıyor, gülüyor, duygusal konuşuyor, sarhoş oluyor...O sesin
sahibine ait olduğunu zannediyorlardı. Yılmaz Güney’i genelde Abdurrahman Palay
konuşurdu. İzleyiciler Ekrem Bora’nın oynadığı filmde de aynı sesi duyunca
‘yine Yılmaz Güney konuşmuş’ derlerdi.
Nevin Hanım Selda Alkor’u, Türkan Şoray’ı ve Hülya Koçyiğit’i konuşurdu. Aynı
sesleri Jeyan Mahfi Tözüm de konuşuyordu. Yılda 350, 400 film çekiliyordu. Güne
1, 1,5 film düşüyordu
*Eğlence havası yaratılırdı
seslendirme stüdyolarında. Espriler birbiri ardına patlatılırdı. Mesela bir
Sadri Alışık gelir, milleti güldürür giderdi. Öztürk Serengil, Saadettin Erbil
de ondan aşağı kalmazdı. Orada şov havası eserdi. Telefon başında yaptıklarında
ben hemen mikrofona basıp kaydederim. Sonra içeriye ses verirdim. ‘Bu kaydı
satın alacak mısınız, yoksa sahibine dinleteyim mi?’ diye... O kayıtlar hala
elimde.