9. SİNEMA
VE TELEVİZYONUN EĞİTİCİ MİSYONU NEDİR? NE DEĞİLDİR?
Sinema ve Televizyon’un
misyonu nedir? Eğitmeli mi yoksa eğlendirmeli mi? Daha doğrusu ne kadar
eğitmeli ne kadar eğlendirmeli ?!?
İnsanların ufkunu
genişleten bir unsur mu sinema ve televizyon yoksa onları sonsuz kış uykularına
sürükleyen bir uyku hapı mı? İnsanlara neler veriyor insanlardan neler çalıyor
sinema ve televizyon. Bu durumu irdelemekte büyük fayda olacağı kanısındayız.
Öncelikle şunu belirtmek
lazım ki konu eğitim misyonu olunca sinemayı ayrı, televizyonu ayrı
değerlendirmek gerekiyor. Televizyon sinemayıda
içerisinde barındırmasına rağmen çok daha geniş ve farklı bir mantaliteye sahip
bir derya. İçerisinde, haber bültenlerini, yoğun mağazin
bombardımanını, reklamın alenisini-gizlisini, kadın proğramları başlığı altındaki duygu sömürüsünü, olanı,
olmayanı, olmasını istediğini, dini sömürüyü, siyasi uyutmayı-yönlendirmeyi,
gündem takibini veya gündem oluşturmayı, ... yani herşeyi barındırıyor televizyonlar daha açık bir ifadeyle
televizyon kanalları. Bir günah keçisi aranıyorsa işte size en görünür kurban;
TELEVİZYON... Bir uyutma, bir şuursuzluk hali mevcutsa toplumumuzda bunun büyük
suçlusu, arsızı arlanmayanı,... cevap
hazır; TELEVİZYON!
Peki yok mu bunun
alternatifi? Aslında var. Ülkemizde belgesel kanalları da var insanların
arkadaş ortamlarında sürekli izlediğini söyleyip de aslında hiç bakmadığı.. Aslında kaliteli haber kanalları da var milletimizin
sadece maç yayınlarından takip ettiği.. Aslında sanat
programları da var üüüfff ne sıkıcı diye tabir
edilen.
Her türlü ARZ var ama
TALEP tek yönlü. Talep magazine, duygu sömürüsüne, şarkı türkü eğlenceye...
Siyaset İbrahim Tatlıses’ten dinleniliyor, Türkçe dersleri Bülent isimli
ablamızdan, güncel yorumlar en zeki kadınımız Hülya Avşar’dan(Hangi geçmiş onu
bu konuma getirdi anlamak imkansız), gündem de Pazar Keyfi isimli programla
belirleniyor,.... ve daha
niceleri! Tüm sunucularımız Türçe uzmanları Filoloji
Profesörleri olan Mankenlerimizden seçiliyor !?! Zaten
ülkemizde manken olmanın ön koşuludur dil bilim doktorasını tamamlamış olmak yaaa ! O
sebeptendir tüm sunucularımızın mankenlerden seçilmesi !
Yani bir suç varsa
ortada o suç organize bir suç. Yayın yapan kanallar kadar o boş, beyni uyutan
diye tabir edilen programlara reyting rekorları kırdıran halkta suçlu bu
durumda. Kaliteli yapımları birkaç bölüm sonunda yayından kaldırmaya mahkum eden bizlerde sorumlu ve suçluyuz bu durumdan. Ve her yazımda değildiğim gibi o halkı böyle bilgisiz ve bilinçsiz
yetiştiren eğitim sistemide suçlu bu durumda. Her
ağaç kökleriyle vardır. Evet burda gövde televizyonsa
bile onu besleyen kökler farklı farklı.. Biri eğitim sistemiyle, diğeri paraya dayalı kapital
sistem, bir diğeri siyasi rant, diğeri taleplerini yanlış belirleyen halk,..... her biri suçlu sayısız kök.
Evet televizyonun eğlendirme
yanında eğitme misyonuda vardır ama bu misyon bir
insan karakteri için çok küçük bir anlam ifade etmelidir. İnsan tüm eğitim
işlevini televizyonlara bırakmamalıdır. Ailesi, okulu, kitaplar ve iyi seçilmiş
arkadaş ortamı oluşturmalı kişinin eğitimini. Ayrıca kişi kendi akıl süzgeci
ile süzebilmeli doğruyu yanlışı. Herşey salt doğru
veya salt yanlış değildir. Onun içinden süzmeli insan doğruyu da yanlışı da. Bu
durum televizyon içinde böyledir. Bilinçli bir izleyici için televizyon büyük
bir artı değer oluştururken bilinçsiz bir izleyici içinde köreltici ve hatta
yanlış yönlendirici bir özellik bile arzedebilir.
Eğitim misyonu baz
alındığında sinema, televizyona oranla çok daha farklı bir konumdadır. Sinema
çok daha fazla kişisel tercihe bağlıdır. Oysa televizyon pek farkına varmasak
bile kişiyi sürekli bir ileti bombardımanı altında tutmaktadır. Kişi istem dışı
olarakda olsa televizyonun verdiği iletilerden
etkilenmektedir. Ayrıca içerdiği farklı yapılanmalarla televizyon sinemaya
oranla daha fazla bilgi verme işlevi üstlenmektedir. Oysaki sinema sadece
eğlendirme işlevi üstlenmektedir. Eğitme, bilgi verme işlevi üstlenen filmlerin
yoğunluğu sinemanın böyle bir işleve sahip olduğu kanısınıda
uyandırmamalıdır.
Sinema bir olayı, bir
süreci aktararak hedef kitlesine hoşca vakit geçirmek
arzusundadır. Kimi zaman fantastik, kurgu, kimi zaman gerçek hikayeden
ama hiç bir zaman bilgi verme amacı gütmeden olayları aktarır. Korkutma amacı
güder, güldürme amacı güder, düşündürme amacı güder, dramalarda
üzme amacı dahi güder,.... ama
öğretme amacı gütmez. Siz eğer birşeyler yakalayıp
öğreniyorsanız oda sizin artınız olarak yanınıza kar kalır. Ve hiçbir zaman şunuda unutmayın sinemadan öğrenilecek herdaim
birşeyler vardır. Çünkü o hayatın yansımasıdır ve
insanın öğrenmesi gereken tek olgu aslında hayatın ta kendisidir.
Ateş kimi zaman ısıtır
donmaktan kurtarır, kimi zaman evleri, ormanları yakar felaket olur; su aslında
yaşamın kaynağıdır, ama kimi zaman sel
olur can alır,.... v.b. gibi.
Genel bir söylemde olduğu gibi birşey iyi veya kötü
değildir o sizin nasıl baklıtığınıza ve
kullandığınıza bağlıdır.
Sinema ve televizyon
yapıtları içinde günümüzde yoğunlukla yaşanılan niceliksel artışın niteliksel
bir gelişmeyi de doğurmasını diliyoruz. Sinema salonlarında belgesel yapımlarda
yaşanılan boş koltuk görüntülerinin bir nebzede olsa azalması o sinema
salonundan veya o filmin yapımcısından çok o toplumun faydasına bir görüntü
oluşturacaktır.