2. TÜRK
SİNEMASINDA SANSÜR
Sansür, Türkiye'de
bütünüyle kültürel yapıyı tek düze hale getirerek siyasal otoriteye bağımlı
nesiller yetiştirilmesi için kullanılmıştır. Edebiyat, tiyatro, resim, heykel,
basın-yayında da yasaklamalara gidilmiş olmasına rağmen hiçbir sanat dalı
özel hüküm ve tüzüklerle sansür edilmemiştir. Sinema ise, özel yasa ve
tüzüklerle adeta boğulmaya çalışılmıştır.
Hüseyin Rahmi
Gürpınar'ın eserinden uyarlanan 1919 tarihli “Mürebbiye”, Türk sinema
tarihinde sansür engeliyle karşılaşan ilk Türk filmi unvanını taşır.
Filmde, çocuk bakıcılığı yaptığı evdeki tüm erkekleri baştan çıkaran Fransız Anjelik'in hikâyesi anlatılır. Bu film, İstanbul'daki
gösterimi sırasında Fransız Generel Franceht 'Esperey'i çileden çıkarmıştı. Bir Fransız kızının böylesine
düşük ahlaklı gösterilmesine kızan General, filmin İstanbul'daki gösterimini
bir süre sonra durdurdu. “Mürebbiye”, Anadolu seyircisine ise hiç ulaşamadı.
Ahmet fehim, ilk yönetmenlik denemesini yaptığı bu filmini “İstanbul'u
işgal edenlere karşı sessiz bir direniş” olarak nitelendirmiştir.
1930’lara
değin filmlere sansür konması için özel bir hüküm getirilmemişti. Sansür her
ilde valiyi temsilen polisler tarafından yapılmakta
idi. 1939'da çıkan çıkan sansür tüzüğü ise Türk
sinemasının gelişmesine ağır bir darbe vurmuştur. Bu tüzüğe göre film daha
çevrilmeden senaryo halinde iken sansüre giriyor, kabul edilip çevrildikten
sonra tekrar sansüre giriyordu. Hatta filmin çekimi sırasında bile resmi
görevliler müdahele edebiliyordu. Filmin hem yurtiçi,
hem yurtdışı gösterimi için ayrı ayrı izinler
alınıyordu. Belli bir süre sonra oto sansür dediğimiz senaryocusundan
yönetmenine kadar herkes kendi kafasına göre sansür yapmaya başladı. Böylece
sanatsal düşünce ile yola çıkılan bir film, sansür korkusuyla ete süte
dokunmayan tamamen gerçek dışı olaylarla kurgulanmış bir hale dönüşüyordu.
Filmler, ancak kuşa çevrildikten sonra sansürden geçiyordu. Sansüre takılan
filmler ise Danıştay kararı ile bu engeli aşıyordu. Nitekim kaliteli Türk
filmlerinin birçoğu Danıştay kararı ile gösterime girebilmiştir. Bazen sansür
heyeti toplanamadığı için onlarca film sırada sansür denetiminden geçmeyi
bekliyordu. Biran önce gösterime girmesi gereken filmler böylece sansür
heyetinin önünde çürümeye terk ediliyordu.
Türk
sinema tarihinde sansüre karşı toplu bir şekilde yapılan ilk ve tek eylem Kasım
1977 yılında gerçekleşmiştir. Sinesen adlı emekçiler
örgütünün başı çekmesiyle, neredeyse tüm yeşilçam,
tarihinde ilk kez bir araya geliyor ve Ankara’ya yürüyüşe geçiyor.Türkan
Şoray’dan Cüneyt Arkına, Fatma Girikten
Tarık Akan’a kadar bir çok ünlü yıldız, birçok
yönetmen ve sayısız emekçi üç gün boyunca yürür. Ankara’da meclis, senato ve
Anıtkabir ziyaretlerinden sonra İstanbul’a dönülür. Ancak bu eylemden
sinemacılar adına pek bir sonuç çıkmaz.
Bugünkü durum nedir?
Eskiden iç işleri bakanlığında olan sansür, bugün kültür bakanlığına geçmiştir.
Kültür bakanlığı’da sansür konusunda oldukça esnek
davranmakta ve hemen hemen birçok film sansür’den
sağlam olarak geçmektedir. Bugün var olan en katı sansür RTÜK tarafından TV ve
Radyo kuruluşlarına yapılan sansür’dür.
Bu noktada ünlü sinema sanatcısı Cüney Arkın’dan bir anıyı aktarmakta fayda olacaktır; “1980’lerde
Türkiye’de öylesine bir sansür belası vardı ki ne yapacağımızı şaşırmıştık.
Senaryolarımız reddediliyor, çektiğimiz filmler kesiliyor ya da sudan
sebeplerle gösterime çıkması yasaklanıyordu. O dönemde, gecekondusu yıkılan
“Vatandaş Rıza”’nın hak arama hikayesini
film yapmıştım. Tabii ki sansür, toptan oynatılamaz diyerek red kararı verdi. Haftanın altı günü Ankara yolunu
arşınlamaktan saçlarım ağarmaya başlamıştı. “Alavere dalavere Cüneyt Arkın
nöbete”, diyerek sansür heyetinin kapısının önünde günlerce nöbete yatıyordum.
Sonunda araya adamlar koyarak heyet başkanı bir gece yemeğe çıktık. Biraz
kafaları çektik, o hep kendisini anlatıyordu. Geç vakit sıra “Vatandaş Rıza”
filminin reddedilmesine geldi. Bir anda Cüneyt Arkın gibi kasıldı ve şöyle
dedi: Senin birkaç gün beklemen ne ki, işte ben aynı kapı önünde Türkan Şoray’ı 15 gün beklettim.”
Türk
sineması tarih boyunca önemli engellemelerle karşılaşmıştır. Bu engellemeleri
sansür sözcüğü altında toplamak mümkündür. Bu sansürler kimi zaman
anlaşılamayacak keyfi kararlarla verilmiştir. Bu keyfiyette kimi zaman kara
mizah diye adlandırabilecek trajik komik bazı durumları ortaya çıkarmıştır. Bahsettiğimiz
hususların daha net anlaşılabilmesi için bazı örnekleri yansıtmakta fayda
olduğunu düşünmekteyiz.
Örnek 1
: Kayınpeder damadın eline sarılıp öpmek ister. Damat ise babaya
“Öpülecek el varsa kızınındır. Kızının elini öp” der. Sansürcüler bu durumu
kayınpeder adına gurur meselesi yapar ve bu sahneyi yasaklarlar.
Örnek 2
: Leyla ile Handan iki arkadaştırlar. Bir ev tutup beraber kalmaya karar
verirler ve şöyle bir diyalog geçer aralarında “Kazancımızı ortaya koyar,
beraber harcarız” Sansür kurulu komünist propagandası yaptığı gerekçesi ile bu
sahnenin çıkarılmasını ister.
Örnek 3
: Bir köy filminde ekinler cılız olarak filme alınmıştır. Sansür kurulu
bunu Türkiye’nin yoksul bir ülke olarak gösterilmesi olarak algılar ve filmi
yasakladı.
Örnek 4
: İlyas salman, saf, yoksul bir inşaat işçisidir. Bir anda reklâm
dünyasının oyuncağı haline gelir. Sansür kurulu filmi “Anadolu delikanlısı deli
gibi gösterilemez” diyerek filmi geri çevirir.
Sinema
sektörü açısından ülkemizde oluşturulan bazı yasalar ;
-1934 : Matbuat umum
müdürlüğü Teşkilatına ve Vazifelerine Dair Kanun
-1934 : Polis Vazife ve
Selahiyet Kanunu
-1939 : Filmlerin ve
Film Senaryolarının Kontrolüne dair nizamname
-1963 : Sansür
yönetmeliği
-1986 : Sinema, Video
ve Müzik eserleri Yasası
olarak
sıralanabilir.
2005 : Sinema Yasası
Türk sinemasında sansüre takılan bazı önemli
yapıtlar şunlardır:
Vurun Kahpeye (LÜTFİ Ö.AKAD - 1949),
Sokak Şarkıcısı (O.M. ARIBURNU - 1959),
Kabadayılar Kralı (NEJAT SAYDAM - 1961),
Yılanların öcü (METİN ERKSAN - 1962),
Susuz yaz (METİN ERKSAN - 1964),
Karanlıkta uyananlar (ERTEM GÖREÇ - 1965),
Bitmeyen yol (DUYGU SA.IRO.LU
- 1966),
Hudutlar Kanunu ( LÜTFÜ ÖMER AKAD - 1966),
Yiğitler Ölmezmiş (N. KURTAN - 1966),
Gecekondu Peşinde (FEVZİ TUNA - 1967),
Kanlı Hayat (E.GÖREÇ - 1967),
Kelepçeli Melek (MEHMET DİNLER -1967),
Kızılırmak-Karakoyun
(LÜTFİ Ö.AKAD - 1967),
Büyük Kin (TUNÇ BAŞARAN - 1969)
Umut (YILMAZ GÜNEY - 1970)....