7. TÜRK
SİNEMASINDA YARIM KALAN FİLMLER
Her şey ilk hesabın
yapıldığı gibi şekillenmiyor. Koşullar ilk etapta yapılan hesapları tam anlamı
ile yıkabiliyor. Öngörülemeyen detaylar bütünün tamamlanmasında büyük bir engel
oluşturabiliyor. Yapılan hesaplar kimi zaman uygulamaya yansımıyor. Kimi
filmlerin çekimleri yarıda kalır, negatifleri yıkanamaz, iş kopyası alınamaz,
kurgusu yapılamaz. Hayatın her kesiminde olduğu gibi sinema sektöründe de bazı
yapıtlar yarım kalırlar ve seyirciyle buluşamazlar.
Fuat Uzkınay'ın
1914'lerde çektiği, kimi iddialara göre de çekilmediği, kimine göre arşivlerde
kaybolduğu veya tüm diğer tartışmalı iddialarla şekillenen "Ayestefanos Abidesinin Yıkılışı"
gibi kuşku yaratan, depo yangınlarında kül olan, çok özel yaşamları konu alması
nedeniyle dava açılıp "Kayıp Kız Ayla" gibi gösterimi yasaklanan
filmler bir yana bırakılırsa, Türk sinemasında "yarım kalan yapımların
tarihi" 1916'da başlar. Tabiki bu süreç görünenlerin belgelerin
anlatımıdır, birde gizli bilinmeyenlerin tarihi vardır ki asıl orda karşımıza
çıkacak rakamlar ve gerçekler kesin rakamları ve tarihi oluşturmaktadır.
Türkiye'ye sinemayı
getiren ilk kişi olan Romanya uyruklu Polonya yahudisi Sigmund Weinberg,
1916'da dönemin ünlü tiyatrocularından Benliyan Topluluğu ile anlaşarak
"Leblebici Horhor" adlı filmi çekmeye başlar. Ne var ki, çekim
sırasında başrolü üstlenen oyunculadan birinin ölmesi sonucu yapım yarım kalır
ve tamamlanamaz. Eğer Weinberg'in başına bu beklenmedik kaza gelmeseydi "Leblebici Horhor", Türk sinemasının
"ilk konulu filmi" olacaktı. Lakin hiçbir zaman evdeki hesap çarşıyı
tutmuyor. Yıllar sonra "Leblebici
Horhor"u Muhsin Ertuğrul, 1923
ve 1934'te iki kez beyaz perdeye uyarlayacaktır. O zaman tamamlanamayan bu
proje zaman ve koşul uygunluğuyla daha sonra hayat bulabiliyor.
Yine dönemin ünlü
komedyenlerinden İsmet Fahri (Gülünç), "Tombul Aşığın Dört Sevgilisi" adlı bir sahne oyununu filme çekmek ister ve filmin
çekimlerine başlanır. İsmet Fahri, filmin hem yönetmeni, hem de başrol
oyuncusudur. Bu kez ortaya çıkan bir anlaşmazlık sonucunda durum yine değişmez.
Bu "ilk komedi filmi denemesi" de yarım kalır ve ilk komedi filmi
olma gururu bu aksilikle başka bir yönetmen ve oyuncuya layık olur.
Türk sinemasının
başlangıç yıllarında yarım kalan filmler, türleri oluşturan ilk denemelerdir.
Örneğin 1918 yılında çekimine başlanan "Alemdar Mustafa Paşa",
tamamlanıp seyirci karşısına çıksaydı sinemamızın "ilk tarihsel
filmi" olacaktı ama bu yapımda o fırsatı kaçıran yapımlardan olmuştur. Ama
şu gerçeğide gözardı etmemek lazım ki her türlü oluşumun kuruluş aşaması
sancılı ve zor olmaktadır.
Sedat Simavi,
karikatürleriyle ün yapan genç bir gazeteci olarak "Pençe" ve
"Casus" adlı Türk sinema tarihinin ilk dönem filmlerini yönetmiştir.
Kendisi gibi genç bir gazeteci olup foto muhabirliği yapan Burhan Felek'le
üçüncü konulu filmi "Alemdar Mustafa Paşa"yı çekmeye başlar ve
Burhanettin Tepsi'nin başrolünü oynadığı filmin görüntü yönetmenidir Burhan
Felekte. "Alemdar Mustafa Paşa"nın yarım kalma talihsizliği ise
filmin çekim aşamasından sonra ortaya çıkar. Yani, kopyası basılmadan
esrarengiz bir şekilde kaybolur. Dönemin tek sinema tarihçisi Rakım Çalapala'ya
göre "Alemdar Mustafa Paşa"nın negatifleri pozitif kopyası alınmadan,
I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenilgiye uğrayınca
"imha" edilmiştir. "İmha" edilsin ya da kaybolsun, sonuçta
"Alemdar Mustafa Paşa", Türk sinema tarihine "yarım kalan
film" olarak geçecekti.
Tiyatro yazarı Fazlı
Necip adı, "tiyatro ansiklopedileri"nin hiçbirinde geçmiyor. Sinema
ansiklopedilerinde de. Gizli bilinmeyen bir isimdir Fazlı Necip ama "Malül
Gaziler Cemiyeti" adına 4 filmde yönetmenlik bile yapmış: "İstanbul
Perisi", "Lale Devri", "İstanbul Esrarı" ve
"Binbirdirek Vak'ası Yahut Tayyarzade". Ki kaderidir sanki Fazlı
Necip’in yarım kalmış filmlerin yönetmeni olmak. Dört filmide yarım kalmıştır
Fazlı Necip’in.
Fazlı Necip'in son üç
filmiyle ilgili olarak daha aydınlatıcı bilgiye yazık ki sahip değiliz. "İstanbul Perisi" adlı filmin yarım kalıp kalmadığı konusuna gelince,
birbiriyle çelişen iki iddia var. 1922 tarihli "İstanbul Perisi",
Rakım Çalapala'ya göre çekilmiş, Nijat Özön'e göre ise "yarım
kalmış". Görüldüğü gibi Fazlı Necip'in ve "İstanbul
Perisi"nin durumu, "şimdilik" kaydıyla oldukça kuşkulu.
Bu kuşkulu durum da
1958'de çekimine başlanan "Bir İnsanlık Meselesi-Allah Korusun" adlı
film için geçerli. Filmin yönetmeni, ünlü seslendirme sanatçılarından Vala
Önengüt’dür. Önengüt, adı geçen filmi kabullenmeyip "ben çekmedim"
desede, oyunculardan Fikret Hakan karşıt bir açıklamayla şöyle diyor:
"Önengüt'ün çektiği 'Bir İnsanlık Meselesi'nde başrolü Suat Taner adlı bir
genç oynuyordu. Bir ara beni çağırdılar. Bu kez bez ben oynamaya başladım. Bir
anlaşmazlık çıkıp yarım kaldı, bilemiyorum. Geçmişteki bu
olay biraz karışık."
1960'lı
yılların başı. Metin Erksan, Halit Refiğ ve Tarık Dursun K'dan sonra, bir
"sinema eleştirmeni" olarak Rekin Teksoy da ilk kez yönetmenlik
yapacaktır. Polisiye bir komedi olarak tasarlanıp "çakaralmaz aptal bir
hafiye tipi" üzerine kurulu öykünün senaryosunu da gazeteci-romancı Cengiz
Tuncer yazmıştır. Tuncer, aynı zamanda "Tabancamın Sapını Gülle
Donatacağım" adıyla çekilecek filmin de Rekin Teksoy'la birlikte
ortağıdır. "Çakaralmaz aptal hafiye"yi Teksoy'un avukatlığını yaptığı
ünlü piyanist İlham Gencer oynayacaktır. Gencer, başından düşmeyen şapkasıyla,
göğsündeki karanfiliyle ve elindeki tabancasıyla kamera karşısına geçip
çalışmaya başlar. Film tıkır tıkır seyrinde giderken birden beklenmedik bir
olay patlak verir. Dörtte üçü çekilen filmin bir sahnesinde İlham Gencer, Aysel
Tanju sevişirken, ünlü piyanistin yeni evlendiği eşi sete gelir. Ertesi gün
filmin setine gelmeyen İlham Gencer, ortalıktan kaybolmuştur. Durum anlaşılır.
Aysel Tanju ile sevişmesine bozulan eşi yüzünden Gencer, oynamaktan vazgeçer,
film de yarım kalır. Böyle ilginç hatta traji komik hikayelerlede bazı filmler
yarım kalmıştır sinema tarihimizde. Şunuda gözardı etmemek lazımki hiçbir
milletin tarihinde bizde olduğu kadar çok değildir traji komik hikayeler.
Teksoy ve Tuncer, filmin
banyo paralarını ödeyemedikleri için negatiferi stüdyodan alamazlar. Ve ne
ilginçtir ki filmin pavyon gibi bazı sahneleri başka filmlerin aralarına
eklenerek bedavadan kullanılır.
1964'te kendi adına
şirket kurup "Vur Gözünün Üstüne" adlı filmle ilk kez
gerçekleştirdiği "yönetmenlik serüveni"ni, daha sonraki yıllarda
sürdüremez Hayri Caner. Anadolu bölgesi işletmecilerine güvenerek çekimine
başladığı ya da ön hazırlıklarını sürdürdüğü filmlerin tümü yarım kalacaktır.
Yılmaz Güney ve Türkan Şoray'lı iddialı hayali listelerle ortaya çıkan Caner'in
gerçekte eti budu nedir ki?.. Süleyman Turan'ın
başrolünü oynadığı "Altın Yumruk" ve diğer 2 film, "Viski Kadın
ve Pasta" ile "Arkadaşımın Aşkısın" yarım kalır. Birbiri ardına
tamamlanamayan bu filmlerin Türk sinemasındaki rekoru, bir süre önce
yitirdiğimiz Hayri Caner'dedir.
1968'de Ajda Pekkan'ın
oynadığı ve çekimini bitirdiğini söylediği "Zehirli Hayat" adını
taşıyan filmin de kayıtlarda yer almadığı görülür. Oysa Ajda Pekkan'ın, o
tarihlerde çekimi yarım bırakıp Ankara'ya şarkıcılık yapmaya gittiği
bilinmektedir. Ve Caner, Pekkan'lı filmi Adanalı işletmeciye teslim edemeyip
zor durumda kaldığından intihar girişiminde bulunduğunu bir yazısında
açıkladığına göre "Zehirli Hayat"ın durumu da bellidir.
Türk sinemasında yarım
kalan filmler listesi, 1965'de oyuncu Fahri Sadedil'in "Milyon
Kurbanları"yla 1967 yapımı Oksal Pekmezoğlu'nun Yıldız Tezcan'lı
"Nemli Gözler" filmiyle sürüp gider.
Bu tarihsel süreçte,
bilgimizin dışında çeşitli nedenlerle yarım kalmış başka filmler yok mu?
Unuttuklarımız veya atladıklarımız varsa da çok azdır.
Türk sinema tarihinin
yarım kalmaktan kıl payı kurtulan iki önemli filmi ise "Zavallılar"
ile "Yol"dur. Yılmaz Güney'in çekimine başlayıp tutuklanması sonucu
yarım bıraktığı "Zavallılar"ı, uzun bir aradan sonra "eski
dostuna gönül borcu" olarak Atıf Yılmaz tamamlamıştır. Yine demir
parmaklıklar ardındaki "mahpus Güney"le anlaşmazlığa düşen Erden
Kıral'ın yarım bıraktığı ya da "bıraktırıldığı" "Yol"un
yeniden çekimini Şerif Gören gerçekleştirmiştir. "Zavallılar" ve
"Yol", her ne kadar konumuzun dışında gibi görülse de bir dayanışma
sonucu ziyan edilmekten nasıl kurtarıldığını gösteren ilginç iki örnektir.
Sinema tahinin bilinen bu yarım kalma örneklerinin yanında birde bilinmeyen onlarca belkide yüzlerce yarım kalma hikayesi mevcuttur. Yarım kalan filmler birer olumsuz örnek gibi gözüksede, bu yükün altına elini koyan ve olanaklar çercevesinde bir yapıt oluşturmaya çabalayan tüm emektarlara teşekkür etmemiz gerekiyor. Kimi zaman ufak kimi zaman büyük sorunların engellediği bu yapıtlar tamamlanamasa bile mevcut amaç ve sarf edilen emeğin kutsallığı tartışılmaz bir fayda ve olumluluk olduğu tartışılmaz bir gerçektir.