2. SİNEMANIN EFENDİSİ; YÖNETMEN

           

Bir filmin önce senaryosu sonra çekim aşaması vardır. Oyunculardır bu aktivitenin görünen yüzü. Birde bu görünen yüzün arkasında yatan yoğun emek ve ruh vardır. Bu emek tüm set işçilerinin ortak emeğidir. Sinema ruhunu ise yönetmenden alır. Bir yönetmen eline aldığı senaryoyu tıpkı bir heykeltıraşın çamura ruh katması gibi yoğurur ve şekillendirir. Onu sözcüklerden alıp görüntüde ve  seste  yaşatır.

            Türk sineması yönetmen hususunda dünya sinemaları içerisinde en şanslı yere sahip konumda olmuştur. Türk insanının duygusal ve oluşumlara ruhunu katan yapısı kendini hem oyunculukta hem de yönetmenlikte göstermiştir.

            Günümüz Türk sineması ise genç yönetmenlerin çağdaş ve eğitimli bakışı ile emektar yönetmenlerin tecrübe ve duyarlılıklarıyla yönetim aşamasında zirveye tırmanmıştır. Bu eğitim ve tecrübenin birleştiği noktaya ekonomik katkılar ve yeni teknolojilerinde eklenmesiyle Türk sinemasının dünya sineması içerisinde hak ettiği yeri alması için hiç bir engel bulunmamaktadır.

           

a) Emektar Yönetmen; Atıf Yılmaz

 

            Tam ismi Atıf Yılmaz Batıbeki; (9 Aralık 1925'te Mersin'de dünyaya geldi ve 5 Mayıs 2006 akşamı İstanbul'da vefat etti, mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır. Yeşilçam'ın nitelik ve nicelik olarak en fazla üreten yönetmenlerindendir. Atıf Yılmaz, 119 filme imzasını attı, 51 filmin senaryosunu yazdı ve 27 filmin yapımcılığını üstlendi. Özel hayatında üç evilik yaptı; Nurhan Nur, Ayşe Şasa ve son olarak yazar Vedat Türkali'nin kızı Deniz Türkali ile evliydi.

Dile kolay, 81 senelik ömür, 50 senelik sanat yaşamı ve 100’ü  aşkın filmde yönetmenlik, yapımcılık ve senaryo yazarlığı. Hayatının üçte ikisini sinemaya adamış olan Yılmaz, 1925’de Mersin’de  doğar. Adana lisesi’ni bitirdikten sonra 1945’de İstanbul Ünv. Hukuk Fakültesine girer. Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir süre resim eğitimi görür. 1947’de, ünlü ressamlarının oluşturduğu  “Tavan arası ressamları” grubuna katılır. “Beş sanat” isimli dergiye sinema ve tiyatro eleştirileri yazmaya başlar. İlk senaryosunu Atlas Film’e verir. 1950’de Semih Evin’e “Allah Kerim” filminde asistanlık yaparak sinemaya girer. 1951’de ünlü jönlerden Hüseyin Peyda ile tanışıp birlikte çalışmaya başlar.

İlk yönetmenlik heyecanı ile yanıp tutuşan Atıf Yılmaz, sanatın verdiği aşkla güzel bir film çekmek istemişse de sansür kurulunun duvarına çarpar. “Kanlı Feryat” adlı filminde kadın oyuncusunun  Dicle nehrinde yıkanırken göğüsleri gözükmektedir. Sansür kurulu bu sahnenin çıkarılmasını ister. Bu, Atıf Yılmazın Sansür kurulu ile ne ilk ne de son tanışması olur. Sansür kurulu, hayatının geri kalan döneminde de her zaman onun ensesinde olacak, “Suçlu”,“Deprem, “Kibar Feyzo”,  “Deli Kan” ve “Adak” gibi dönemin en iyi filmleri yine sansür tarafından yasaklanacaktır.

1957’de “Gelinin Muradı”yla o güne dek yaptığı en iyi filmi gerçekleştirir.  Yine bu yıllarda İstanbul iktisat fakültesinde okuyan genç bir adamla tanışır. 1958’de bu gence “Bu vatanın Çocukları” adlı filmde önemli bir rol verir. Bu genç aynı zamanda filmin asistanı olur ve senaryo yapım çalışmalarına katılır. Bu kişi, Türk sinemasına adını altın harflerle yazdıran  çirkin Kral Yılmaz Güneyden başkası değildi. Ancak bu beraberlikleri kısa sürecek, Yılmaz Güney bir dergide yazdığı yazıda komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile tutuklanacaktır.

Atıf Yılmaz, kendi filmlerini çekmek üzere  1960’da Orhan Günşiray’la “Terli Film” şirketini kurar ve  peş peşe filmler çekmeye başlar. 1980’e değin macera, melodram, komedi, aşk filmleri gibi bir çok konuda güzel örnekler verir. Ama hiç birisi onu, dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un bir romanından esinlenerek senaryolaştırılan “Selvi Boylum Al Yazmalım”dan daha fazla etkilemez. Bir kamyon şoförü ile köy kızının hikâyesi anlatıldığı “Selvi Boylum Al Yazmalım”  filmindeki anlatım dilindeki ustalığı, konunun verilişindeki sıcaklık nedeniyle eleştirmenlerce görüş birliği halinde beğenildi ve hatta bazılarınca Atıf Yılmaz’ın en iyi filmi olduğu ileri sürüldü.

Yılmaz,  80 sonrası kadın ağırlıklı filmler yapmaya başlar. “Mine”, “Bir Yudum Sevgi”, “Dul Bir Kadın”, “Adı Vasfiye”, “Aaah Belinda”  gibi kadın temalı filmlerle ön plana gelen sanatçı “Neden Kadın” denildiğinde şöyle cevaplar. “Bizim toplumda, erkekler, yasaların ve örflerin getirdiği bir takım avantajlarla dünyaya geliyorlar. Bu yüzden de kadınların yaşadığı kadar dramatik bir yaşam sürmüyorlar. Sinema ve tiyatro gibi görsel sanatların temel kahramanları, yoğun dram yaşayan kişilerdir. Böyle olunca, bu yoğun dramı daha yoğun yaşayan kadın kahramanları seçmek çok doğal hale geliyor. Onlar aslında anlatacağınız şeyi iyi anlatmanız için daha iyi bir malzeme. O filmlerin ortak teması olan kimlik arayışını kadınlar aracılığıyla daha iyi anlatıyorsunuz.”

            90’lı yıllara gelindiğinde Atıf Yılmazı daha çok TV  dizilerinde görürüz.. En son sinema filmi olan “Eylül Fırtınası”nda Türkiye’nin yakın tarihinin en sorunlu dönemi, 12 Eylül darbesi ve sonrasını işler. Bu dönemi 5 yaşındaki bir çocuğun gözüyle ele aldığı filmi hakkında "Küçük bir adada bile 12 Eylül’ün bir aileyi nasıl darmadağın edebildiğini yansıtmak istedik” der.

Bir ustanın sinema ile ilgili söyledikleri tüm sinema emektarları tarafından düstur edilmesi gereken ana ilkelerdir. İşte Atıl Yılmaz ustanın tüm sinema sevenlere ve emektarlarına ders niteliğindeki bazı sözleri;  

“Türk sineması Oscar kazanamaz. Çünkü, bir ülkenin sanat eserinin dış pazarlarda başarılı olabilmesi için öncelikle o ülkenin dünya ekonomi ve politika pazarında önemli bir yeri olması, ya da çok merak edilmesi gerekir.”

“Türk sinemasının sektör haline gelmesi lazım. Yapımcılık müessesinin olmayışı yüzünden, benim gibi pek çok yönetmen zorunlu olarak yapımcılık da yapmaya başladı.”

            “Türkiye’de sinema yapmak istiyorsan, ilkel sansürcü mantığı ile düşünmeyi bileceksin.”diyerek eleştirisini dile getirir

            “Sinema  işi ile bir ev geçindiriyordum. O nedenle çok uydurma filmler de yaptığımı kabul ediyorum. Ama kendi şirketimi kurduktan sonra; ya da zamanında, piyasada gerçekten güçlü olduğum zamanlar en iyisini yapmaya çalıştım. “

            “Bir zamanlar yılda 300 film üreten Türk sineması, bugün yılda 15 film üretebilir hale geldi. İzleyicimizin profili tamamen değişti. Eskiden orta sınıftan ailelerken, şimdi tamamen 15-25 yaş arası, öğrenci ya da başıbozuk gençler haline geldi.”

             “Bugün sinema yapmak eskisi kadar kolay değil. Ben bu işin içine girdiğim dönemlerde kolaydı, çünkü toplumdan Türk filmlerine genel bir talep vardı. Türkiye’de üç bin tane sinema salonu vardı ve bunların yüzde doksan dokuzu Türk filmi gösteriyordu.”

            Atıf Yılmaz denilince aklımıza gelen başlıca yapıtları; 1952 Kanlı Feryat, 1957 Gelinin Muradı, 1959 Bu Vatanın Çocukları, 1964 Keşanlı Ali Destanı, 1966 Ah Güzel İstanbul,1972 Zulüm,1975 Deli Yusuf,1977 Selvi Boylum Al Yazmalım,1979 Adak, 1984 Bir Yudum Sevgi, 1985 Adı Vasfiye, 1986 Aaah Belinda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Üstad Atıf Yılmaz’ın kazandığı ödüller ise; Antalya Film Festivalınde; 1965 “Keşanlı Ali Destanı” ile en iyi yönetmen, 1972 “Zulüm” ile en iyi yönetmen, 1976 “Deli Yusuf” ile en iyi yönetmen, 1978 “Selvi Boylum Al Yazmalım” ile en iyi yönetmen, 1984 “Bir Yudum Sevgi” ile en iyi yönetmen, 1986 “Aaaaah Belinda” ile en iyi yönetmen; diğer festivallerde ise; 1959 1.Türk festivali  “Bu vatanın çocukları” ile  en iyi yönetmen, 1967 San Remo Güldürü şenliği Gümüş Ağaç ödülü, 1985 Nokta Dergisi Tarafından “Adı Vasfiye” ile en iyi yönetmen, 1985 Sinema Yazarlarının Seçiminde “Adı Vasfiye” ile en iyi yönetmen,1989 1.İzmir Film Festivalinde Altın Artemis Ödülü olarak sıralanabilir.

Atıf Yılmazın bugüne kadar yayınlanmış iki kitabı bulunmaktadır. Bunlar; 1991 ‘Hayallerim Aşkım ve Ben’ ve 1995 ‘Söylemek Güzeldir’dir.

Yılmaz’ın beyaz perdenin dışında ekranda yayınlanan üç adette Tv dizisi bulunmaktadır. Bunlar ise; Seyahatname, Sakiyedir Kızın adı ve Tatlı Betüş’dür.