2. SİNEMANIN
EFENDİSİ; YÖNETMEN
Bir filmin önce
senaryosu sonra çekim aşaması vardır. Oyunculardır bu aktivitenin görünen yüzü.
Birde bu görünen yüzün arkasında yatan yoğun emek ve ruh vardır. Bu emek tüm
set işçilerinin ortak emeğidir. Sinema ruhunu ise yönetmenden alır. Bir
yönetmen eline aldığı senaryoyu tıpkı bir heykeltıraşın çamura ruh katması gibi
yoğurur ve şekillendirir. Onu sözcüklerden alıp görüntüde ve seste
yaşatır.
Türk
sineması yönetmen hususunda dünya sinemaları içerisinde en şanslı yere sahip
konumda olmuştur. Türk insanının duygusal ve oluşumlara ruhunu katan yapısı
kendini hem oyunculukta hem de yönetmenlikte göstermiştir.
Günümüz
Türk sineması ise genç yönetmenlerin çağdaş ve eğitimli bakışı ile emektar
yönetmenlerin tecrübe ve duyarlılıklarıyla yönetim aşamasında zirveye
tırmanmıştır. Bu eğitim ve tecrübenin birleştiği noktaya ekonomik katkılar ve
yeni teknolojilerinde eklenmesiyle Türk sinemasının dünya sineması içerisinde
hak ettiği yeri alması için hiç bir engel bulunmamaktadır.
a) Emektar
Yönetmen; Atıf Yılmaz
Dile kolay, 81 senelik
ömür, 50 senelik sanat yaşamı ve 100’ü aşkın filmde yönetmenlik,
yapımcılık ve senaryo yazarlığı. Hayatının üçte ikisini sinemaya adamış olan
Yılmaz, 1925’de Mersin’de doğar. Adana lisesi’ni bitirdikten sonra
1945’de İstanbul Ünv. Hukuk Fakültesine girer. Güzel
Sanatlar Akademisi’nde bir süre resim eğitimi görür. 1947’de, ünlü
ressamlarının oluşturduğu “Tavan arası ressamları” grubuna katılır. “Beş
sanat” isimli dergiye sinema ve tiyatro eleştirileri yazmaya başlar. İlk
senaryosunu Atlas Film’e verir. 1950’de Semih Evin’e “Allah Kerim” filminde
asistanlık yaparak sinemaya girer. 1951’de ünlü jönlerden Hüseyin Peyda ile
tanışıp birlikte çalışmaya başlar.
İlk yönetmenlik heyecanı
ile yanıp tutuşan Atıf Yılmaz, sanatın verdiği aşkla güzel bir film çekmek
istemişse de sansür kurulunun duvarına çarpar. “Kanlı Feryat” adlı filminde
kadın oyuncusunun Dicle nehrinde yıkanırken göğüsleri gözükmektedir.
Sansür kurulu bu sahnenin çıkarılmasını ister. Bu, Atıf Yılmazın Sansür kurulu ile ne ilk ne de son tanışması olur. Sansür
kurulu, hayatının geri kalan döneminde de her zaman onun ensesinde olacak,
“Suçlu”,“Deprem, “Kibar Feyzo”, “Deli Kan” ve
“Adak” gibi dönemin en iyi filmleri yine sansür tarafından yasaklanacaktır.
1957’de “Gelinin
Muradı”yla o güne dek yaptığı en iyi filmi gerçekleştirir. Yine bu
yıllarda İstanbul iktisat fakültesinde okuyan genç bir adamla tanışır. 1958’de
bu gence “Bu vatanın Çocukları” adlı filmde önemli bir rol verir. Bu genç aynı
zamanda filmin asistanı olur ve senaryo yapım çalışmalarına katılır. Bu kişi,
Türk sinemasına adını altın harflerle yazdıran çirkin Kral Yılmaz
Güneyden başkası değildi. Ancak bu beraberlikleri kısa sürecek, Yılmaz Güney
bir dergide yazdığı yazıda komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile
tutuklanacaktır.
Atıf Yılmaz, kendi
filmlerini çekmek üzere 1960’da Orhan Günşiray’la
“Terli Film” şirketini kurar ve peş peşe filmler çekmeye başlar. 1980’e
değin macera, melodram, komedi, aşk filmleri gibi bir çok
konuda güzel örnekler verir. Ama hiç birisi onu, dünyaca ünlü Kırgız yazar
Cengiz Aytmatov’un bir romanından esinlenerek
senaryolaştırılan “Selvi Boylum Al Yazmalım”dan daha fazla etkilemez. Bir kamyon şoförü ile
köy kızının hikâyesi anlatıldığı “Selvi Boylum Al
Yazmalım” filmindeki anlatım dilindeki ustalığı, konunun verilişindeki
sıcaklık nedeniyle eleştirmenlerce görüş birliği halinde beğenildi ve hatta
bazılarınca Atıf Yılmaz’ın en iyi filmi olduğu ileri sürüldü.
Yılmaz, 80 sonrası
kadın ağırlıklı filmler yapmaya başlar. “Mine”,
“Bir Yudum Sevgi”, “Dul Bir Kadın”, “Adı Vasfiye”, “Aaah Belinda” gibi kadın temalı
filmlerle ön plana gelen sanatçı “Neden Kadın” denildiğinde şöyle cevaplar.
“Bizim toplumda, erkekler, yasaların ve örflerin getirdiği bir takım
avantajlarla dünyaya geliyorlar. Bu yüzden de kadınların yaşadığı kadar
dramatik bir yaşam sürmüyorlar. Sinema ve tiyatro gibi görsel sanatların temel
kahramanları, yoğun dram yaşayan kişilerdir. Böyle olunca, bu yoğun dramı daha
yoğun yaşayan kadın kahramanları seçmek çok doğal hale geliyor. Onlar aslında
anlatacağınız şeyi iyi anlatmanız için daha iyi bir malzeme. O filmlerin ortak
teması olan kimlik arayışını kadınlar aracılığıyla daha iyi anlatıyorsunuz.”
90’lı
yıllara gelindiğinde Atıf Yılmazı daha çok TV dizilerinde görürüz.. En son sinema filmi olan “Eylül Fırtınası”nda Türkiye’nin
yakın tarihinin en sorunlu dönemi, 12 Eylül darbesi ve sonrasını işler. Bu
dönemi 5 yaşındaki bir çocuğun gözüyle ele aldığı filmi hakkında "Küçük
bir adada bile 12 Eylül’ün bir aileyi nasıl darmadağın edebildiğini yansıtmak
istedik” der.
Bir ustanın sinema ile
ilgili söyledikleri tüm sinema emektarları tarafından düstur edilmesi gereken
ana ilkelerdir. İşte Atıl Yılmaz ustanın tüm sinema sevenlere ve emektarlarına
ders niteliğindeki bazı sözleri;
“Türk sineması Oscar kazanamaz.
Çünkü, bir ülkenin sanat eserinin dış pazarlarda
başarılı olabilmesi için öncelikle o ülkenin dünya ekonomi ve politika
pazarında önemli bir yeri olması, ya da çok merak edilmesi gerekir.”
“Türk
sinemasının sektör haline gelmesi lazım. Yapımcılık müessesinin olmayışı yüzünden,
benim gibi pek çok yönetmen zorunlu olarak yapımcılık da yapmaya başladı.”
“Türkiye’de
sinema yapmak istiyorsan, ilkel sansürcü mantığı ile düşünmeyi
bileceksin.”diyerek eleştirisini dile getirir
“Sinema
işi ile bir ev geçindiriyordum. O nedenle çok uydurma filmler de yaptığımı
kabul ediyorum. Ama kendi şirketimi kurduktan sonra; ya da zamanında, piyasada
gerçekten güçlü olduğum zamanlar en iyisini yapmaya çalıştım. “
“Bir
zamanlar yılda 300 film üreten Türk sineması, bugün yılda 15 film üretebilir
hale geldi. İzleyicimizin profili tamamen değişti. Eskiden orta sınıftan
ailelerken, şimdi tamamen 15-25 yaş arası, öğrenci ya da başıbozuk gençler
haline geldi.”
“Bugün
sinema yapmak eskisi kadar kolay değil. Ben bu işin içine girdiğim dönemlerde
kolaydı, çünkü toplumdan Türk filmlerine genel bir talep vardı. Türkiye’de üç
bin tane sinema salonu vardı ve bunların yüzde doksan dokuzu Türk filmi
gösteriyordu.”
Atıf
Yılmaz denilince aklımıza gelen başlıca yapıtları; 1952 Kanlı Feryat, 1957
Gelinin Muradı, 1959 Bu Vatanın Çocukları, 1964 Keşanlı Ali Destanı, 1966 Ah
Güzel İstanbul,1972 Zulüm,1975 Deli Yusuf,1977 Selvi
Boylum Al Yazmalım,1979 Adak, 1984 Bir Yudum Sevgi, 1985 Adı Vasfiye, 1986 Aaah Belinda olarak karşımıza çıkmaktadır.
Üstad Atıf Yılmaz’ın
kazandığı ödüller ise; Antalya Film Festivalınde;
1965 “Keşanlı Ali Destanı” ile en iyi yönetmen, 1972 “Zulüm” ile en iyi
yönetmen, 1976 “Deli Yusuf” ile en iyi yönetmen, 1978 “Selvi
Boylum Al Yazmalım” ile en iyi yönetmen, 1984 “Bir Yudum Sevgi” ile en iyi
yönetmen, 1986 “Aaaaah Belinda”
ile en iyi yönetmen; diğer festivallerde ise; 1959 1.Türk festivali “Bu
vatanın çocukları” ile en iyi yönetmen, 1967 San Remo
Güldürü şenliği Gümüş Ağaç ödülü, 1985 Nokta Dergisi Tarafından “Adı Vasfiye” ile en iyi yönetmen, 1985 Sinema Yazarlarının
Seçiminde “Adı Vasfiye” ile en iyi yönetmen,1989
1.İzmir Film Festivalinde Altın Artemis Ödülü olarak sıralanabilir.
Atıf Yılmazın bugüne
kadar yayınlanmış iki kitabı bulunmaktadır. Bunlar; 1991 ‘Hayallerim Aşkım ve
Ben’ ve 1995 ‘Söylemek Güzeldir’dir.
Yılmaz’ın beyaz perdenin
dışında ekranda yayınlanan üç adette Tv dizisi
bulunmaktadır. Bunlar ise; Seyahatname, Sakiyedir Kızın adı ve Tatlı Betüş’dür.