
İlk tohumlan 1960'lı yılların başında atılan "toplumsal gerçekçilikτ akımının önde gelen örneklerinden. Uzun süre sansürle takıştı ve gösterim izni aldıktan sonra "Türkiye'yi temsil etmek niteliğinden yoksunτ gerekçesiyle Berlin Film Şenliği'ne katılması engellendi. Ama yurt dışına kaçınlarak, dünyanın en büyük üç festivalinden biri (diğerleri Cannes ve Venedik) olan Berlin Film Şenhiği'nde (1964) "birinci” seçilip Altın Ayı ödülünü kazandı. Türk sinema tarihinin gerçek anlamda ilk büyük ödülü. Ve bir Metin Erksan başyapıtı. Toplumsal içerıgınin yanısıra kırsal kesim cınselliğini, bastırılmış erotik duyguları dışa vuran bir ilk deneme. Necati Cumalı'nın öykü kitabından alınan film, ikinci kez Yılmaz Duru tarafından çekildiysede (1973) Erksan’ın başansını, hiçbir açıdan tutturamadı. Kişilik olarak birbirine ters düşen iki kardeşin, Osman'la (Erol Taş) Hasan'ın (Ulvi Doğan) öyküsü. Osman, filmin kötü karakterini temsil eder, topraklarında çıkan köyün suyunu arklarla çevirerek köylülerin yararlanmasını engeller. Hasan ise iyi insandır, köylülerden yanadır. Bir kavga sırasında işlediği cinayeti üzerine alıp hapse girer. Karısı Bahar' da (Hülya Koçyiğit)’de gözü olan Osman kardeşinin öldüğünü söyleyerek onunla zorla evlenir. Hapisten çıkıp acı gerçeği öğrenen Hasan, üzerine baltayla saldıran Osman suda boğarak öldürür ve köyün suyunu açar (1963).
SUSUZ YAZ
Yönetmen: Metin ERKSAN
Yıl: 1964
Hikaye: Necati CUMALI
Süre: 90 dk.
Renk: Siyah-Beyaz
Oyuncular
Ulvi Doğan: Hasan
Erol Taş: Osman
Hülya Koçyiğit: Bahar
Not: Susuz Yaz, uluslararası düzeyde ödül almış ilk Türk filmidir.
Bu yazıya da bir bakın derim:
Bir ilginç öykü, hem de ne ilginç...
Bir başyapıtın başına gelenler.
Alıntıdır.
"...
Anlatmaya başlayalım..
Susuz Yaz Necati Cumalı'nın aynı adlı eserinden 1963 yılında, Metin Erksan'ın
yönetiminde çekilir.. Ege'nin bir köyünde geçen hikâyede, arazi anlaşmazlığı
sonucu iki kardeşten birinin hapse düşmesi, ardından yalnız kalan Bahar geline
"kötü kardeş" Ahmet'in tecavüz etmesi, köylülerle Ahmet arasındaki çatışma vs.
anlatılır..
Başrolde, Ulvi Doğan, Hülya Koçyiğit ve Erol Taş vardır.. Doğan, aynı zamanda
filmin prodüktörüdür. Parasını, pulunu filme yatırmış sinema merakını Susuz
Yaz'da başrole oturarak gidermiştir. (Susuz Yaz'a kadar, büyük bir tekstil
firmasına danışmanlık yapmış, hatta stilistlik de)..
Film, tamamlandıktan sonra Sansür Kurulu'na gönderilir.. Ancak kurul,
tarlalardaki başakların cılızlığını bahane ederek(!) gösterimine izin vermez..
Susuz Yaz, bu sansür hüsranı sonrası elde ve depoda beklerken, yönetmen Metin
Erksan ve büyük ortak Ulvi Doğan arasında ciddi gerilimler de yaşanır..
Bu arada Doğan, bir yolunu bulup filmi, gizlice ve bir otomobil bagajında
yurtdışına kaçırır ve Berlin Film Festivali'nde yarışmasını sağlar.
Ancak... Ulvi Doğan, sinemada hiç yapılmayacak, yapıldığı takdirde "yüz
kızartıcı"sayılacak bir girişimde bulunur. Festival için yapılan afişte,
yönetmen Metin Erksan'ın adını atıp, afişe uyduruk bir yönetmen imzası, (İsmail
Metin) yerleştirir!
Ve olanlar olur! Film büyük ödülü, yani Altın Ayı'yı alır. İlgi, talep, patlama
da ardından..
Hayatın cilvesi ki, çok ilginç bir durum daha yaşanır.. Filmi, bırakın
gösterimini, imhasına karar veren dönemin devlet kurulları, ödül almasıyla ve
Avrupa'nın dört bir yanında popüler olmasıyla birlikte Susuz Yaz'a "krallar
gibi" bir karşılama ve "İstanbul galası" yapmak ister. Ama Susuz Yaz'ın negatifi
bir daha gelmez Türkiye'ye.
Neyse, filmin inanılmaz başarısı, Türk Sineması'nın gururu vs derken, Ulvi
Doğan'la Metin Erksan arasında, çekimlerde ve her konuda başlayan yaman
çelişkiyse yine sürmektedir..
Doğan, filmi ele geçirmiştir adeta, Erksan'ın, ne ortaklığına ne de
rejisörlüğüne kulak asmayacaktır hiçbir zaman.. Ve sıkı durun şimdi..
Almanya'larda, bir kamera, bir mekân bulur, kurulur "yönetmen" koltuğuna, Erol
Taş'la Hülya Koçyiğit planlarına (Erol Taş'ın, Koçyiğit'i, anahtar deliğinden
dikizleme sahnesi ile tecavüz..) eklemeler yapmaya başlar.. Artist ajanslarından
Hülya Koçyiğit'e benzer bir "figüran" kotarmış, sonuna ve dibine kadar soydurmuş
ve filme pornografik bir durum katmıştır kısacası! Çünkü "el kapıları"ndaki
dağıtımcılar (!) erotik ve pornografik sahnelerin ticari başarı getireceğini
söylemişler ve yapımcı(!) Ulvi Doğan da, denileni yapmış ve "Bir Metin Erksan
filmi" olan Susuz Yaz'da "korsan yönetmenliğe" soyunmuştur!
Evet evet.. film, beş ya da on dakika (parça konarak) eklemeyle Avrupa ve
Amerikan pazarına girer, hem de 32 kısım tekmili birden pornografik bir Susuz
Yaz olarak.
Kimi sahneler de atılır, daha pornosu çekilir!
Hatta, ödüllü filmdir ya! New York'taki gösterimi sadece "pornografik filmler"in
oynatıldığı sinema salonlarında olacak ve film, (bu da çok ilginç!) "Kardeşimin
Karısı" adıyla oynatılacaktır.
Ve... Sinemayla o gün de bugün de tek ilgisi Susuz Yaz olan ve bir daha
sinemanın S'siyle ilgilenmeyen Ulvi Doğan, kendince Metin Erksan'dan intikam
almış gibi olacaktır!
Erksan'sa, o günlerde de bugünlerde de filmine ve sinemaya bir kara leke olarak
giren bütün bu olayları, oyuncusu Ulvi Doğan'ın şeytana pabucunu ters giydiren
kamera arkası ve adeta film gibi planlarını (!) gözyaşı içinde izleyecek, belki
de çok haklı olarak hayata karşı daha öfkeli olacak daha içine kapanacaktır..
Hem de sektörün deyimiyle sinemaya erken veda eden bir "dahi yönetmen" olarak.
..."
Nebil ÖZGENTÜRK
Diyecek söz bulamıyorum.
Teşekkürler...