
1970'li yıllarda Türk sinemasında yeni bir dönem açan bir “bcışyapıt”Sansür
Kurulu tarafından 10 maddelik bir gerekçeyle toptan reddedilen, sonra da Danıştay
başvurusuyla gösterime giren filmin konusu, Yılmaz Güney'in babasının yaşamından
kaynaklanıyor. Yan belgeci anlatımıyla İtalyan yeni gerçekçi (Neo-Realizm) akımının
etkilerini taşıyan film, beş çocuklu faytoncu Cabbar'ın (Yılmaz Güney)
öyküsünden yola çıkıyor. Özel bir otonun çiğnediği atının ölümuyle dünyası
yıkılan, parası olmadığı için yeni bir ot alamayan Cabbar, yaşamındaki son
umudunu bir hocanın peşine takılmakta bulur. Ama aradıkları meçhul define bulunmaz.
Final ilginç ve çarpıcı bir sahneyle biter. Çocuklarını ve karısını define
uğruna aç susuz bırakan Cabbar, ellerini bilinmeyen bir tanrıya açarak, çorak ve
acımasız topraklar üzerinde döner, döner... Cabbar çıldırmıştır. Dünya
sinemasında bile kolay kolay rastlanmayan güzellikte sahnelerle dolu bir coşkunun
filmi. Örneğin Cabbar'ın ölü atı götüren arabanın arkasından yürüyüşü ve
hayvanın bozkırın orta yerinde terk edilişi içburucu sahnelerden biri. Yılmaz
Güney'in Cabbar tipini ustalıklı bir oyunla yorumladığı film ıçin Kemal Tahirtin
yorumu da şöyle: Faytoncunun dramı ne demektir”(1970).