Sinemanın Gizli Kahramanları: Sinema Makinistleri*

Öğr. Gör. Fatma Küçükkurt1-

Arş. Gör. Levent Yaylagül2

Giriş

Filmler, yapım sürecinde birbirinden farklı görevleri üstlenen insanlar tarafından

üretilmesine rağmen, Türkiye’de ilgi odağı genellikle yapım sürecine vurgu yapılarak

yönetmenler, oyuncular veya filmin kendisi olmuş, gösterim sürecinde yer alan sinema

makinistlerinin üretim süreci için taşıdığı önem göz ardı edilmiştir. Bu yazıda, sinema

makinistlerinin, mesleki koşulları, eğitim, örgütlenme, sosyal güvenlik çabaları, sorunları

ve beklentileri kendi bakış açılarından sunulacaktır. Elde edilen veriler aracılığı ile

makinistler açısından oluşturulacak bilgi birikimine katkıda bulunmak ve makinistlerinin

emeğine, kültür endüstrilerinde emeğin kullanılışını yönlendiren koşullar açısından bakmak

amaçlanmıştır.

Yöntem

Araştırmada, 1960’lı yıllarda makinistliğe başlamış olan ve günümüzde de bu

mesleği sürdüren sinema makinistleri ile görüşme tekniği kullanılarak elde edilen veriler

değerlendirilmiştir. Toplam 10 sinema makinisti dışında, Ankara’da sinema salonu

işletmeciliği yapan Yaşar Özdemir ve Kültür Bakanlığı Sinema ve Telif Hakları Genel

Müdürü Özcan Çetin ile yapılan görüşmeler, video-kamera aracılığı ile kaydedilerek,

deşifre edilmiştir. Görüşmeler sonucu makinistler tarafından anlatılanlar, mesleğin nasıl

seçildiği, eğitim düzeyleri, ehliyetli makinist olma ve çalışma koşulları, örgütlenme

* Sinema makinistleri ile yapılan görüşmelerin kamera ile kaydedilmesini sağlayan ve çekimlerden bir

belgesel film gerçekleştiren Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü

2002 yılı, 2. Yarıyıl öğrencilerinden İrfan Erkan, Cihan Alkaya, Özlem Arslan, Aslı Karadana, Seda Yener,

Selçuk Temel, Seden Demirci, Servet Kalkan, Serkan Buner, Mehmet Can Arslan, A. Ece Palabıyık, H.

Sezgin Kılıç ve Rüzgar Şenkulak’a teşekkür ederiz.

1 Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi.

2 Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

çabaları, filmler ve seyirciler ile ilgili görüşleri sınıflandırılarak bir araya getirilmiştir.

Görüşülen kişiler kategorisine, sinema işletmecisi ve Kültür Bakanlığı’ndan bir yetkilinin

dahil edilmesinin nedeni, sinema makinistleri tarafından dile getirilen sorun ve taleplerin,

kendileri dışındakiler tarafından nasıl yorumlandığının ortaya konması içindir.

Kültür Endüstrilerinde Emeğin Yeri

Bugün sinemanın da dahil olduğu kültür endüstrileri, küresel sermayenin

kontrolündedir ve kültür üretimi insan (ücretli) emeği ile gerçekleşir. Kültürel ürünlerin

üretim sürecinde, o sürecin kendi iş yapışının doğası emeğin kullanılışını biçimlendirir.

Bunlar; starlar-oyuncular, set görevlileri, kameraman, ışıkçı, kurgucu, bilet satış elemanları,

sinema teşrifatçıları, temizlik görevlileri, muhasebeciler, sinema makinistleri gibi bu

sürecin çeşitli aşamalarında görev alan insanlardır.

Kültür üretim sürecinin çeşitli aşamalarında görev alan bu insanlar, kapitalist kar

maksimizasyonunu sağlayan ücretlilerdir. Rol becerisi olan aktörler ve aktristler de dahil

olmak üzere, yapım ve gösterim sürecinin bütün aşamalarında yer alan insanlar sinema

sektöründe artı-değerin üretilmesine hizmet ederler. Kültür endüstrileri ve özellikle sinema,

sendikalaşma ve örgütlenmenin düşük olduğu ve ucuz emeğin yoğun olarak kullanıldığı bir

sektördür.

Küreselleşme süreciyle birlikte ücretliler ve çalışma koşulları da uluslararası

sermaye tarafından belirlenmeye başlamıştır. Klasik ekonomi politik yaklaşım, ücreti

emeğin değeri olarak sunar (Erdoğan 2001:288). Oysa ücret işin fiyatı değil, iş gücünün

fiyatıdır. ‘Ücret, işin fiyatıdır’ denildiğinde, yaptığı işin bedelinin çalışana ödendiği ima

edilir. Oysa iş günü içinde işçi zorunlu iş süresince, hem kendi işgücünün değerine denk

düşen bir değeri yaratır, hem de kendisine ait olmayan fazla iş süresince bir artı değer

yaratır (Baby 1963:136). İşçinin ürettiği artı değer toplumsal artı ürünün para biçimidir.

Yani işçinin üretiminin üretim araçları sahiplerine karşılığını al(a)madan bıraktığı bölümün

para biçimidir.

Kapitalist toplumlarda diğer metalar gibi ‘işgücü’ de bir metadır. Bir meta olarak,

işgücünün değeri onu üretmek ve yeniden üretmek için toplumsal bakımdan gerekli olan

emeğin niceliğine bağlıdır. Bu da toplumsal olarak işçinin geçim gideridir. İşçilere ödenen

ücret, yaşamaları için zorunlu olan ücrettir. Bu durum, psikolojik ya da iradi bir olgu

değildir. Bu, tekniğin ilerlemesiyle artan ve dönemlere göre değişen emek verimliliğindeki

gelişmelerle değişen gereksinimlere göre belirlenir. Buna göre, işgücünün geçim giderleri,

iş gücünün değerini oluşturur. Ücretin karşılığı, her zaman iş gücünün bir bölümüdür

(Mandel 1991:27). Bu kısımdan fazlası anlamına gelen artı-değer kapitalistin karşılığını

ödemeden el koyduğu emektir. Kapitalist sistem bu farka dayanır. Aksi takdirde iş gücünün

satın alınması bir kar getirmeyeceğinden kapitalist üretim ilişkilerinin varlık sebebi ortadan

kalkar.

Kapitalist toplumlarda emeğin (işgücünün) doğal fiyatı, asgari ücrettir. Bu ücret,

her ülkedeki geleneksel yaşam ölçütlerine göre belirlenir. Bu yaşam sadece fiziksel bir

varoluş değil, insanların içinde yetiştikleri sosyal şartlarda kaynaklanan ihtiyaçların

giderilmesidir (Mandel 2000:142). Ancak, emekçilerin örgütlenerek toplu pazarlık yapma

gücü elde etmeleri ücret düzeylerinin yükseltilmesini sağlayacak faktörlerdendir.

Klasik ekonomi politiğin kurucusu olan Adam Smith ve Ricardo üretim sürecinde

emeği üretken emek ve üretken olmayan emek şeklinde ayırırlar. Üretken emek ile üretken

olmayan emek arasındaki ayrım para sahibi açısından düşünülmektedir. Buna göre sinema

makinistleri de sinema endüstrisinde gerçekleştirilen artı-değerin üretilme sürecinde kendi

emeklerini ücretli şekilde pazarda satmaları açısından üreticidir. Sistemde ücretli olarak yer

alan makinistlerin gelir düzeyleri kapitalist pazar mekanizmasının doğası tarafından

belirlenmektir. Kendilerine ayrılan payın yükseltilebilmesi için sendikal olarak

örgütlenmeleri gerekmektedir.

Sinema Emekçileri: Sinema Makinistleri

Eğitim Düzeyleri ve ‘Sinema Makinisti’ Ünvanına Sahip Olma Koşulları

Görüşülen sinema makinistlerinin çoğu ilkokul mezunu veya orta okuldan ayrılarak

mesleğini sürdüren kişilerden oluşmaktadır. Bazı makinistler ise sanat enstitülerinde

okumuşlardır. Sinema salonu sahipleri ve işletmecileri tarafından sinema makinistlerinde

aranan özellikler içinde eğitim düzeyi bir ön koşul olarak önem taşımamaktadır.

Makinistlerin her hangi bir sinema salonunda makinist olarak çalışabilmeleri için usta

makinistlerin yanında en az 3 yıl muavinlik yapmaları gerekmektedir. 3 yıl muavin olarak

çalıştığını belgeleyen kişiler, 1953 yılında Ankara ilinde açılan ‘’Ankara Sinema

Teknisyenleri ve Makinistleri Derneği’ ne ehliyetli makinist unvanını alacağı sınava giriş

için başvurusunu yapar. Başvuru talebi, dernek tarafından Zabıta Müdürlüğü’nün

onayından geçirildikten sonra Ankara Büyükşehir Belediye Fen İşleri Daire Başkanlığı’na

iletilerek, ehliyetli makinist ünvanı almak isteyen kişi adına imtihan açılması için başvuru

yapılmaktadır.. 5 kişilik imtihan komisyonunun, 2 üyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı, 3’ü

dernek üyesinden oluşmaktadır. İmtihan, yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalıdır. Yazılı

sınav, Fen İşleri Daire Başkanlığı’nda, sözlü sınav ise dernek tarafından tespit edilen

sinemada gerçekleştirilerek, ‘ehliyetli makinist’ ünvanı verilir.

Meslek Seçimini Yönlendiren Koşullar

Yapılan görüşmeden elde edilen verilere göre, makinistlerin mesleğe başlamalarında

bu işi yapmakta olan aile veya akrabaların etkili olduğu görülmektedir. Ayrıca, sinemaya

duydukları ilgi de meslek seçimini etkileyen önemli bir unsur olmuştur.

1924 doğumlu, Ankara’da sinema makinistliği yapan en eski ustalardan biri olan

Müfit Lim, mesleğe başlayışını şöyle anlatıyor: “... 1938 yılında, 14-15 yaşlarında

ortaokuldan ayrılarak Sus Sineması’nda muavin olarak başladım. Sonraları, Balkanların en

büyük sineması Yeni Sinema’ da da çalıştım. O zamanlar, makinistler İstanbul’dan

geliyordu. Nusret Bey vardı. Fakat bu zor oluyordu. O zamanın valisi Nevzat Tandoğan,

Fen İşlerine talimat verdiler. Ankara’da bir imtihan kuralım dediler. Bu imtihan sonucunda

ben, Selahattin Yoldaş ve Hüseyin Yoldaş ehliyetli makinist olarak çalışma hakkını

kazandık”.

Sinema makinisti Şefik Şahiner, ailesinde bu mesleği yapan ikinci kişi olarak

mesleğe başlayışını şöyle anlatıyor : “ ....Makinist olmaya karar verdiğim zaman yaşım 13

idi. Rahmetli ağabeyim makinistti. Onunla beraber sinemaya gider ona yardım ederdim....

O arada ben bir yandan okuyorum, bir yandan da makinist muavinliği yapmaya

çalışıyorum. Sanat okulu mezunuyum ben. Fakat sinema daha ağır bastı”.

Bir başka makinist Recep Aksu’nun mesleğe başlaması da Şefik Şahiner’den çok

farklı değil: “.....1967’den 1969 ‘a kadar ağabeyimin yanında çıraklığa başladım. 1969’

dan sonra ağabeyimin yanından ayrıldım. Emek sinemasında çıraklığa devam ettim. 1971

yılında Atlas Sinemasında Aslan Usta’nın yanında işe başladım. 1971 yılından 76 ya kadar

Aslan Usta’nın yanında muavinlik yaptım. 76 yılında askere gittim. Askerde de sinema

makinisti olarak askerliğimi yaptım. Asker dönüşü Cebeci sinemasında başladım. O

zamandan bu zamana mesleğimi devam ettirdim”

Muhittin İnaner’in mesleğe başlamalarında, ‘aileden bir ağabey’in yerini film

seyretmek için gittikleri sinemanın makinisti bir ‘ağabey’ almış. Muhittin İnaner,

“Sinemacılığa başladığımda orta ikiye gidiyordum. Arkadaşlarla sinemaya gitmiştik. Orada

bir makinistle tanıştım. Makineleri gördükten sonra okulu bıraktım. 41 yıldır bu mesleğin

içindeyim” diyor. Yaşar Seyhan’ın da benzer bir öyküsü var: “...1955 Ankara doğumluyum.

11-12 yaşındaydım. Orta 1 de devamsızlıktan sınıfta kaldım. Balgat’ ta açık hava sineması

açılıyordu. Orada sevdim. 1980’de ehliyet aldım. AP-6 kömürlü makine ile mesleğe

başladım. Mesleği, ustalardan eski makinistlerden öğrendim”.

Yusuf Arslan Sebuk, aile ya da akrabada bu mesleği yapan bir olmamasına

rağmen makinistliği seçmesinde sinemayı sevmesinin etkili olduğunu söyleyen bir başka

makinist: “1950-51 seneleri aralarında 2. Erkek Sanat Enstitüsü’ne devam ediyorduk. Fakat

sinemaya da bir ilgimiz vardı. Normalde elektrik teknisyeniydim. Muavin olarak işe

başladık, hem okul hem muavinlik. Zamanla mesleğe alıştıkça daha çok sevdik. Evden

annemiz babamız ‘Sinemacı olma. Başka meslek yap’ dedi ama ben sevince kabul ettiler.

1958 senesine kadar muavin olarak, 58 den sonra da ehliyetli makinist olarak çalıştım. 51-

58 arası tamirat üstüne de sanat okulunda öğrendiğim için, makinenin tamirat kısımlarını

yapıyordum”.

Hüseyin Mera da sinemayı sevdiği için bu mesleği seçtiğini söyleyen

makinistlerden biri: “.......... Mesleğime severek başladım, küçük yaşlarda. 1958 yılında

başladım. Ailemden herhangi bir tepki görmedim. Sinemaya severek gidiyorduk,

geliyorduk. Ustam elektrik tesisatçısıydı. Gündüz elektrik tesisatı yapar, gece sinemada

çalışırdık. Makineleri kendimiz tamir ederdik...... 64 yılında ehliyet aldık. 3-4 yıl

çıraklığımız sürdü. Benim ustam elektrik tesisatçısıydı. Gündüz elektrik işlerinde gece de

sinemada çalışırdık. 65 yılında asker oldum. Askerde de aynı işimi devam ettirdim. Genel

Kurmay’da Mamak’ta. 67 yılında terhis oldum. Çocuk Islahevine girdim. Gündüz burada

gece, Hasköy’de Meram sinemasında kendi çalıştırdığım yazlık bahçemdeydim. 76 yılına

kadar yazlık sinemam devam etti. Tabii sezonluk çalışıyorduk. Sezon kapandığında Nur

Sineması’nda baş makinistliğe başladım. 17 sene orada makinistlik yaptım. Gündüz

ıslahevinde çalışır, gece 12-1’e kadar bu sinemada çalışırdım. Şimdi de Derya Sinemasında

çalışıyorum.

Sinema makinistlerinin makinelerinin montajını ve tamirini yapan bazı ustalar

zaman zaman gösterim faaliyetinde bulunmuş. Türk sinemasında Ramazan Çetin

bunlardan biri. Az sayıda olan montaj ve tamir ustalarının gösterim görevini de

üstlenmelerinin nedeni, makinistlerin yeterli sayıda olmaması ve zor yetişmesinden

kaynaklanması. “.........1952’ lerde Ankara’ya geldim. İlkokulu ve ortaokulu bu mesleği

sevdiğim için bırakmak zorunda kaldım. 60 yaşındayım. Hala da çalışıyorum. Ankara’da

yenisi eskisi hepsinde görev yaptım. ....Anadolu’ya da gittik meslek icabı. Meclise bile

götürdüler. Ben orada film oynattım. Fahri Korutürk. Seyyar 35 mm Phillips makine vardı.

Onun montajını ben yapardım. Her makinist o makineyi bilmezdi. Çünkü portatifti.

Oynatıcısı bulunmazdı. Ben oynatırdım. Elçiliklerdeki sinema salonlarındaki makinelerin

1970 lerde bakımını ben yapardım. Japon Büyükelçiliği, Rus Sefareti, Polonya

Büyükelçiliği, Alman, Fransız Kültür Merkezi. Bunların da bakımını ben yapıyordum.

Şuayip Kanaat, sinemayı sevdiği için bu mesleği seçen ve ehliyetli sinema

makinisti olabilmek uzun yıllar mücadele eden bir makinist: “...Mesleğe 1965 yılında On

Emir filmiyle 12 yaşında başladım. Bu film açık hava sinemasındaydı. Bunun akabinde

hoşuma gitti. Ben buraya acaba gazoz satıcısı olarak girebilir miyim dedim. Sordum.

Tamam dediler. O zaman tahmin ediyorum, 25 kuruştu gazozun fiyatı. 5 kuruş ben

alıyordum. 20 kuruş da mal sahibine yani büfenin sahibine kalıyordu. Git gel derken,

makine dairesine girmeye başladım. Makinistin özelliği var, makinist olabilmesi için

insanın, makine dairesinin temizliğinden başlaması gerekiyor. Elimize bez aldık. Makineyi

temizledik, yerleri süpürdük. Böyle böyle kendimizi adapte ettik. 12 yaşında bir kişiye

sinema makinesini vermezler. Çalıştığım sinema salonu yıkıldı. Balkon yapıldı, 1200

kişilik bir sinema salonuydu. Bir sinema açılacağı zaman, Ben burada daha önce

çalışmıştım, siz de yeni açıyorsunuz, çalışabilir miyim dedim. Kabul ettiler, Teşrifatçılık

yaptım. Belli bir süre sonra afiş yapıştırıcılığı yaptım. Teşrifatçılıktan, afiş yapıştırıcılığına,

oradan da filmlerin film şirketine götürülmesi işlemlerine başladım. O ara oranın makinisti

Özkan diye birisi. Seni makinist muavinliğine alacağım, belli bir süre sonra, makinist

olman için çalışacağım dedi. Makinist muavinliğine başladıktan sonra, esas makinistliğe

geçmek için ehliyet imtihanına girmemiz gerekiyordu. 1953 yılında kurulmuş olan Ankara

Sinema Teknisyenleri Makinistler Derneği’ne müracaat ettim. 1974 yılında ehliyet için ilk

sınava girdim. O an lisede okuyordum. Tabii ilk aşamada, o zaman ehliyet almak çok

zordu. Girdim. Yazılı ve sözlü de başarılı olamadım. Tekrar tekrar girdik. Başarılı

olamadık. En sonunda 1976 yılında kazandık”.

Erdal Ateş de sinemanın büyüsüne kapılan makinistlerden biri: “....Mesleğe

çocukken bir hevesle 1966-67 senesinde, Ankara’da çok olan açık hava sinemalarını

gezerek, makine dairelerine girerek hevesle başladık. Belli bir zaman sonra meslek haline

geldi. Halen de devam ediyor. Zaten sinemacılık bir sevgi işi. Sevgi olmadıktan sonra

normal olarak hiçbir kimse severek yapmaz bu işi.... Bu işi makine dairelerine çıraklık

yaparak usta-çırak ilişkisiyle, makinelere film sararak öğrendik. 20-30 senedir de halen

devam ediyor, severek de yapıyorum”.

Çalışma Koşulları

Makinistlerle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen verilere göre, mesai

saatlerinin fazlalığı, ödenen ücretlerin yetersizliği, sosyal güvenlik ile ilgili sorunlar,

çalışma mekanındaki yetersizlikler ve mesleği öğrenmedeki güçlükler dile getirilmektedir.

Verdikleri yoğun emeğe karşın, ekonomik ve sosyal açıdan hak ettikleri seviyeye

ulaşamadıklarını düşünen sinema makinistlerin çoğu yaptıkları mesleği yeni kuşağa tavsiye

etmemektedirler. Makinistlerden bir kısmı, herhangi bir devlet dairesinde çalışarak bu

mesleklerini sürdürmüşlerdir. Olumsuz bir takım koşullara rağmen, görüşülen makinistlerin

hepsi yaptıkları mesleği her şeye rağmen çok sevdiklerini belirtmektedir.

Sinema makinistliğine 1951 yılında çırak olarak başlayan ve 2003 yılında

Ankara’da bir sinema salonunda mesleğini sürdüren Yusuf Aslan Sebuk, çalışma koşulları

ile ilgili en önemli sorunun yetersiz ücret olduğunu ifade ediyor: “.... Bu işe

başladığımızdan beri maddi olarak sıkıntılarımız oluyor. Eskiden yemek yoktu, bir süt

veriyorlardı. Onu da kaldırdılar. Zorluğumuz oluyor. Gece gidişlerde zor duruma

düşüyoruz.. On iki de yarım da bitti mi taksi parası veremeyiz. Çocuklarımın böyle bir

mesleği seçmelerini şahsen istemem. Başka meslek olsun. Sıkıntılarını çektiğim için

onların çekmeleri istemem.... 1976 dan sonra bu mesleği bıraktım fakat maalesef yeniden

başladım. Çünkü o zamanın şartlarıyla sıkıntıya girmiştim. ...76 senesinde 26 yıl emeğimiz

karşılığında patronlardan zam istediğimizde verilmediğinde, sinemadan nefret edecek

duruma geldik ve nefret ettik ve işi de bıraktık. Paraya ihtiyacımız vardı. 50 lira zam yapın

dedik. 1050 lira alıyorduk, 1100 olacaktı. Ben zam veremem dedi. Ne ümitlerle 26 yıl

emek verdiğimizin karşılığı, maalesef yapamam başının çaresine bak oldu. İşi de bıraktım.

Devlet dairesine girdim. Maalesef yine döndüm”.

1958 yılından beri sinema makinistliğini sürdüren Hüseyin Mera ise, çalışma

koşullarını özellikle mekanındaki insan sağlığı ve psikolojisi açısından elverişsiz koşulları

ön plana çıkarıyor: “ Günümüzde modern sinema salonları yapılıyor, makine dairelerine

önem verilmiyor. Benim çalıştığım sinema Nur sineması, makine dairesini adamlar öyle bi

yapmışlar ki, istersen 10 tane makine koy, o kadar geniş. Makinistin istirahat odası

düşünülmüş, temizlik odası düşünülmüş, Şimdi bazı salonlar var benim eski çalıştığım

makine dairesi kadardır. Yani modern sinema salonları açmakla iş bitmiyor, makine

dairesine de çok önem verilmesi lazım. Gidin, görün, burada nasıl çalışıyor makinist diye,

gerçekten vicdan azabı duyarsınız”.

Sanat Okulu mezunu olan ve 1967 yılında ehliyet alan Şefik Şahiner, makinistlerin

içinde bulunduğu çalışma koşullarını, kendilerine ödenen ücret ve çalışma mekanında

oluşabilecek tehlikeler açısından değerlendiriyor: “........Bütün hedefim. İnsanlara güzel bir

film seyrettirmek, güzel bir projeksiyon sunmaktı. Gençliğimizde sinemanın sevgisi böyle

başlamıştı. İyi filmler, yerli filmler, ecnebi filmler. Kalabalık geldikçe, sevgi bize de

aşılanmış oldu. Siz bu insanlara hizmet veriyorsunuz, bu bize gurur verirdi. Ama, parası

para değildi. Çok komik rakamlarla, maaşlarla çalışıyorduk. Para bir yana, sevgiyle

çalışıyorduk.......Vardiyalı çalışırdık. Çift makinist vardı. 7’ye kadar biri devam eder,

yediden sonra biri devam ederdi......Film bitene kadar makinenin başındasınız. Akşama

kadar makine dairesinden çıkamıyorsunuz. Yanar filmler vardı. Benzin gibi parlardı. Şimdi

filmlerde böyle bir tehlike yok tabii. Hatta o zamanki yangın çıkan filmler için bir kanun

bile vardı. Makine dairesinde alınması gereken tedbirler ile ilgili. Hala o kanun yürürlükte.

Kızımın sinemayla uğraşmasını istemezdim. Ben sinemayla hala uğraşıyorum. Ama

karşılığını almadım. Seviyorum hala seviyorum. Çok zevkli fakat sinemanın istikbali yok.

Nankör bir meslek diyorum ben. Ama biz severek yaptık bu güne kadar. Böyle emekli

olduk. Çok alıp götürüyor sizden. Başka bir meslek ile uğraşsaydım çok farklı yerlere

gelebilirdim”.

1965 yılında mesleğe başlayan Yaşar Seyhan ise yaptığı mesleği öğrenmenin

güçlükleri yanı sıra ödenen ücretin azlığı nedeni ile makinistlerin ek iş bulma

zorunluluğunda olduğunu ifade ediyor: “....AP-6 kömürlü makine ile mesleğe başladım.

Mesleği, ustalardan eski makinistlerden öğrendim. Kömüre bakıyorduk, yapıştırmasına,

eklemesine bakıyorduk. Ek yapmasını, montajı, makinenin üstündeki parçaları, dişlileri

öğretir. Ama şimdi ustalık da yok çıraklık da yok. Yetiştirme yok. Öğrenmemiz uzun

sürüyordu. 2 sene, 3 sene. 3 sene sonra oynatmayı, montajı öğrendikten sonra sen

başlıyordun çalıştırmaya. Şimdi böyle bir şey yok. ....Seansa bir saat kala makinistin

gelmesi lazım. Bir saat makineyi temizliyorsun, yağına bakıyorsun, lambasına bakıyorsun.

Kontrol şart... Makinistlik benim ekmek param. Mecburen çalışıyoruz. Çalışmazsam ne iş

yapayım. Başka sanatım yok. Çocukluğumdan beri severim. Parası biraz az, az ama ne

yapacaksın? Çalışmazsan daha kötü. Mecburen çalışıyoruz. Aldığımız asgari ücret. 200

milyon o da pek doyurucu değil. Makinistlerin çoğu ek iş yapıyor. 5’e kadar bir yerde, 5

den sonra bir yerde. Evliler için daha zor. Parası az”. Ve 2003 yılında, çalıştırmasını,

tamirini öğrendiği eski dostu makinesinin önünde ulaşmak istediklerinden, hayallerinden

söz ediyor Yaşar Seyhan: “Sinema çalıştırmayı çok isterdim. Ama yok imkanımız yok.

Bunlar sermaye istiyor. Aldığımız 200 milyon para. Gençliğimden beri hayal ederdim.

Artık geçti”.

Muhittin İnaner ve Ramazan Çetin ise daha çok, makinistlik mesleğini

öğrenmenin güçlükleri üzerinde durmakta, usta-çırak eğitiminin zorluklarından bahsederek,

günümüz makinistleri ile 1950-60 döneminde makinistliğe başlayanları mesleğin

öğrenilmesindeki zorluklar açısından kıyaslıyorlar. Muhittin İnaner, usta çırak ilişkisini

ve çalışma mekanında üstlendikleri görevleri şöyle açıklıyor: “....41 yıldır bu mesleğin

içindeyim. Her türlü sorunla karşılaştım. Çalışmadığım makine kalmadı. Eski makinistlikle

şimdiki değişik. Eskiden 2 makinist, 1 muavin olurdu. Muavin devamlı ustalarından bir

şeyler öğrenmek için çalışırdı. Biz bu devrelerden çok geçtik. Şimdiki makinistler

geçmiyor. Her şeyi ustalarımızdan öğrendik. Şimdikiler 10 günde, 1 ayda film takmayı,

düğmeye basmayı öğreniyorlar. Eski usta-çırak ilişkisi tamamen kayboldu. Ehliyetli bir

makinist, bir müdürün üstünde gelirdi. İmtihan çok zordu. Ehliyet almak için çok

uğraşılıyordu. Şimdi, düğmeye basmayı öğrendi mi, filmi taktı mı bu işi öğrendi diyorlar.

Makineyi tam manasıyla öğrenmek isteyen insan normalde 6 ay 1 senede yetişir. Tabi

ustasına bağlı, bazı ustalar es geçiyorlar, bazı ustalar da benim yetiştirdiğim insan tam

manasıyla yetiştirmiş desin diyorlar. Film seansından en erken 1-1,5 saat önce gelinir.

Makine dairesinin temizliğini yapar, makinelerin temizliğini yapar, makineyi çalıştırır. Film

başladıktan sonra da perde de düzgün oynayıp oynamadığını takip eder. Bir günde 6-6.30

saat makine dairesinde günü geçer. Türkiye koşullarında mesleğimiz tatmin edici değil. Biz

bunu büyük bir sevgiyle yaptığımız için vazgeçemiyoruz. Maddi yönden tatmin etmiyor,

para alınmıyor. Benim yetiştirdiğim bir kişi var. Fazla bu işe girmelerini istemiyorum.

Vakti hep burada geçiyor, ailesine vakit ayıramıyor. Cenazesine, düğününe vakit

ayıramıyorsun. Çırağım şu anda Kızılırmak’ta çalışıyor. Bir ara bıraktım. Devlet dairesine

memur olarak girmiştim. Çalışırken bile arkadaşlara yardım ederdim. Geceleri giderdim.

Şimdiki gençlere pek tavsiye etmiyorum”.

Sinema makinesi montajı ve tamiri ile uğraşan ve dönem dönem sinema makinistliği

de yapan Ramazan Çetin, farklı sinemalardaki makinistlerin ortak sorunlarının düşük

ücret olduğunu ifade ederek makinistlerin, makinelerin gösterime hazırlanmasında karşı

karşıya kaldıkları sorunlardan söz ediyor: “...... Makinist neden üzülüyor? Çalıştığının

karşılığını alamıyor. Sabahtan akşama kadar orda, herhangi bir şey istediğinde nedir avans

istiyor. Olmuyor. O zaman morali bozuluyor....60’lı yıllarda makineler ark kömürle

çalışıyordu. Makinistlerimiz o zaman çalışırken de o filmleri hazırladıkları zaman da bir

defaya mahsus prova yaparlar. Kömürlü olduğu için makinelerin başından ayrılmıyorlardı.

Sinema makinelerinde voltaj düşüklüğü olduğundan makinelerden randıman alınmazdı. O

günler de hakikaten makinistlik çok önemliydi, çok değer veriyorlardı. Çünkü sinemada

film ayarlamak çok zordu...... Gerçekten sabır isteyen bir meslekti. Makinistlerin yapması

gereken şeylerden biri, kömürlü de olsa, otomatik de olsa o makinenin yanından

ayrılmamasıdır. Şimdiki makineler son teknoloji, tam otomatik, ark lambalı, Şimdiki

makinistler ayrılmak zorunda kalıyorlar. Eskiden haftada bir değişirdi film. Makinistte

rahatlıyordu. Şimdi gelen filmler 1,5 ay, 2 ay icabında 5 ay oynuyor. Makinist sıkılıyor,

kendini dışarı atıyor. Ama neden? Makinesine güveniyor, filmler polyester, her filme göre

objektif makinenin üzerine takılmış vaziyette, ayarlama durumu yok......1952 lerde

makinistler makine dairesinde kesinlikle sigara içemezdi. Haşa. Yanar filmler vardı. Sadece

filmin takıldığı bölümdeki kısımlar yanardı. Diğer kısımlarda buark kapakları vardı. Hepsi

yanarsa o kendi cahilliğindendi. Filmler kopardı. Yanlış takılma olabilir. Her makinenin

kendine göre film takılışı var. Bukle ayarlarını dar yaparsa ölçüye göre yapmazsa film

kopar. Bir de ekler de yani bant eklerinde. Eskiden aseton vardı, asetonla yapıştırıyorlardı

filmi. O zaman bant makinesi yoktu. Alıyordu filmi, ışık lambası vardı. Eklere bakar, o

şekilde yapıştırırdı. Zamanla bu ekler sıcaktan açılıyordu. Her hafta ekleri kontrol ederdi.

Bu kontrolleri yapmazsa film haliyle kopar. ......Bugün bazı sayılı makinistler var son

derece iyi makinistlerdir. Bu makinistlerin filmleri kopmamıştır, kopmaz da. Ben sinema

makinesi tamir ve montaj teknisyeniyim. Makinistin hatasını anlıyorum. Bana izah ediyor.

Mesela makineye kartel kısmına fazla yağ koymamış. Makinist 11 de geliyor mesela, 5

seans yapıyor, makineyi temizlemeli, makinenin film geçtiği yerlerin kızakların,

tamburların temizlenmesi yani filmlerin perfore deliklerinin rahat oturması. Bunlar çok

önemli. Vardiyalı çalışırsa makinist, sabah gelen arkadaş 5’e kadar çalışır. Öbürü gece

çalışır. .......Makinist demek, sinemanın beyni demek. Göz, görme, dikkat. Bunlar çok

önemli. Sorumluluğu çok büyük. Nasıl bir otobüsün kaptanı varsa, sinemanın da makinisti

var. Makinistin huzuru olmayabilir. O huzursuzluklar sinemada da yaşanıyor. Belki maaşı

yetmiyor, belki evden. Ben makine dairelerini çok dolaşırım, ziyarete gidiyorum. Abi

aldığım maaş beni tatmin etmiyor, ne yapayım diyorlar. Ben de iyi diyorsun da başka

sinemacı da bunu veriyor. Çünkü, sinemacılar birbirlerine soruyorlar, siz ne kadar maaş

veriyorsunuz? Makinistin bütün sorunları maaşının az oluşu”.

Sinema makinistlerinin çalışma koşullarına sinema salonu işletmecisi olarak bakan

Yaşar Özdemir, işletmeciliğini yaptığı salonun makinistine hak ettiği ücreti

ödeyememesine neden olan ekonomik yapılanmayı eleştiriyor: “...Amerikalılar geldikten

sonra, sinemacılık, filmcilik benim görüşümle bitmiştir. Yani zarar, gelir gideri

karşılamıyor. Garanti istiyorlar. Garanti vermezsen film vermiyorlar. Kendimiz ithal edecek

durumumuz kalmadı. Sıkışık bir durumdayız. Sinemada çalışan işçileri 10 kişi ise, 5-6’ya

indirmeye karar verdik. Yine de kurtarmıyor. Elektrik, doğal gaz. Çok müşkül durumdayız.

Makinistler kendi cephelerinden çok çok haklılar. Neden? Çünkü biz sinemacılar

makinistlere çok az para veriyoruz. Bundan dolayı makinist kalmadı piyasada. .....

Makinistlerin yüzde 99’u devlet memurluğuna kayıyorlar. Eskiden her sinemada makinist

vardı. Bir cemiyetimiz vardı. Sıkıştık mı birbirimize yardımcı olurduk Siz diyorsunuz ben

şu sinemanın sahibiyim. Kendimi kurtardım. O sinemadan bana ne. Şimdi yeni yeni

makinist, 3 gün teşrifatçılık 35 gün gazozculuk yapıyor. Ben makinistim diye çıkıyor.

Bugün bir kopya 3000 dolar. Bu adam vurur kırarsa ne yaparız. Ama biz herşeyi göze

alıyoruz. Neden? Makiniste para veremiyoruz. Devlet dairesinde aldığı belli. 75-80

senesinde 75 bin lira mı 70 mi para veriyorduk. Tatmin etmedi ayrıldı. Şimdi Ankara’da 30

tane makinist ya vardır ya yoktur. Yüzde 99’u da ehliyetsiz, kaçak çalışıyor, bizim işimize

de yarıyor. Çünkü ucuz çalışıyor. Bugün ehliyetli bir makinist para versek de çalışsa. Ama

şu anda 300 milyon alanı bilemiyorum, duymadım. Yani para veremiyoruz. Battık. Bu

şekilde gidiyoruz. Ama nereye kadar gideriz ben de bilemiyorum.....Biz Ankara da bir filmi

2 veya 3 sinemada oynuyorduk. Makinistlerimiz de vardı. 3 sinema şimdi 14 sinema oldu.

İşler azaldı. Makinistlerimize para veremedik. Eskiden 40 tane filmci vardı, şimdi piyasada

3 filmci var. Eskiden yardımlaşma vardı. Şimdi ben battım diyorum. Battınsa battın

diyorlar. Aldığı üç kuruş tazminatla idare edecek. Ben sinemacıyım 54’den beri, bir kuruş

yardım görmedim. Şimdi, Makinistler Derneği aracılığı ile kurs açmışlar, ehliyet

verilmesine tekrar başlandı. 8-10 kişi girmiş, birkaç tanesi almış birkaç tanesi alamamış.

Şimdi sinema iş yapmadığı için, makinistlere istedikleri parayı veremiyoruz. Asgari ücretle

çalıştırıyoruz., bu yüzden sigorta primi veriyoruz. Şimdi, Devlet dairesine geçen

geçinebiliyor mu o da pek belli değil. Diyor ki ben 200 milyon maaş alıyorum. Ben onu

biliyorum diyor. Cumartesi-Pazar tatil yapıyorum diyor. Sinemada çalıştığım zaman

Cumartesi pazarım yok, bayram tatilim yok diyor. Bir tatilimiz vardı. 10 Kasım. Turgut

Özal onu da kaldırdı. Devlet dairesinde tatil yapıyorum, sinemada onu da yapamıyorum

diyor. Akün sineması 27 senelik sinema geçen Perşembe kapandı. Neden kapandı? Gelir

gideri karşılamıyor. Şu piyasada bu kadar işsiz varken 14 meslektaşımız da ortada kaldı. Ne

olacak bunlara? Kim alacak işe. Ben alamam. 14 elemanım vardı 6’ya indirdim. Neden? İş

olmadığı için. Bugün diğer sinemalara gittiğinde de denecek ki; Benim adamım var. Ehliyet

alanlar da iş olursa çalışacak, iş olmazsa nerede çalışsın? Türkiye de 1980’lerde sinemalar

benim gördüğü 200 tane ehliyetli adam yoktur. Ehliyetli adam bulamıyoruz. Çünkü devlet

dairesinde. Bulsak parasını veremiyoruz. Neden? Bir elektrik faturası geliyor 400 milyon,

doğal gaz faturası geliyor 800 milyon, işçi primi geliyor. Altından kalkamıyoruz. Ben

kiracıyım. Söylüyorum. Kapat git diyor. Çalışanlar ne yapacak diyorum. Ne yaparsa yapsın

beni ilgilendirmez diyor”.

Örgütlenme Çabaları

Ankara’daki sinema Makinistlerinin örgütlenme çabaları 1953 yılında ‘Ankara

Sinema Teknisyenleri Makinistler Derneği’ ile başlamaktadır. 1976 yılında faaliyetlerini

azaltan dernek, 1980 Askeri darbesinden sonra kapanmış, 1982 yılında Şuayip Kanaat’ın

başkanlığında tekrar kurulmuştur. 2003 yılında ise dernek başkanlığı Recep Aksu

tarafından yürütülmektedir.

Dernek yöneticileri, sinema makinistlerinin derneğe üye olması, dernek tarafından

açılan kurslar aracılığı ile ehliyetli makinist olma hakkını elde etmeleri ve sinema

salonlarında ehliyetsiz makinist çalıştırılmaması gerektiğini ifade edilmektedir.

Örgütlenmenin öneminin bilincinde olan dernek üyeleri, sinema makinistliği yapanların

dernek çatışı altında toplamalarının mesleki eğitim, istihdam olanağı ve sosyal güvenlik

taleplerinin gerekli kurumlara iletilmesi açısından gerekli olduğunu belirterek, sinema

salonu sahipleri ve işletmecilerinden ehliyetli makinist çalıştırmaları konusunda destek

talep etmektedirler. Ehliyetli makinist ünvanının mesleği uygulayacak kişilerin niteliği

açısından önemine değinen üyeler, dernek üyesi olan ve olmayan tüm makinistlerin de bu

konuda bilinçlenmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.

Ankara Sinema Teknisyenleri ve Makinistleri Derneği Toplantısı, 2002 yılında

gerçekleştirilmiştir. Bu toplantıda Erdal Ateş tarafından okunan faaliyet raporunun bir

kısmı aşağıdaki gibidir:

‘Sayın üyelerimiz hoşgeldiniz.1953 yılında kurulmuş bulunan derneğimiz, 1996

yılına kadar yaklaşık 44 yıldır faaliyetlerini sürdürmüş ve 23. 9. 1996 tarihinden şu ana

kadar faaliyetlerine ara vermiş, 1996 yılından 14 Mart 2002 tarihine kadar 2 yılda bir

yapılması gereken olağan genel kurul toplantıları yapılamamış olup dernekler masasından

uyarıyla, 22.2.2002 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılarak faaliyetlerine

tekrar başlamıştır. Bilindiği gibi, dernek yönetim kurulumuz 22.2.2002 tarihinden itibaren

faaliyetlerine başlamış olup, 2.5.2002 tarihine kadar Ankara’da bulunan 90’a yakın

sinema kontrol edilmiş, makinist ve muavin olarak çalışanların kayıtları tutulmuş,

ehliyetnamesiz çalışanların ehliyetname almasına çalışılmış, Zabıta Müdürlüğü ile

görüşmeler yapılmış, derneğimizde 16. Nisan 2002 tarihinde yazılı, 26. Nisan. 2002

tarihinde de sözlü sınav yapılarak 8 kişi ehliyetname almaya hak kazanmıştır. Ayrıca,

Dernekler Masası Bürosunda üye kayıtlarının yenilenmesi istenmiş ve üye kayıt defteri

yenilenerek üye kayıtlarına başlanmış, şu ana kadar 30 üyemiz üyeliklerini yenilemiştir.

Sayın üyeler, sizlerle yaptığımız görüşmelerde derneğimizin faaliyetlerinin eksiksiz olarak

tam yürütülmesinin istendiği vurgulanmıştır. Ancak yönetim kurulunca sizlerin desteği

olmadan beraberlik içinde derneğimize büyük bir desteğin verilmesi gerekmektedir.

Sinemaların gezilmesi sırasında, yaklaşık 85 ehliyetnamesiz çalışan makiniste rastlanmış,

bunlardan 15.4.2002 tarihine kadar 17 muavin ehliyetname almak için müracaat etmiş,

diğer muavinler ise birkaç kişi hariç şu ana müracaatta bulunmamıştır. Bugüne kadar

yüzlerce kişiyi meslek sahibi yapmış derneğimiz, birkaç yıldır faaliyetlerini azaltmış, tüm

muavinlerin ehliyetname için müracaat etmesi gerekirken, yukarda belirtildiği gibi yalnızca

17 kişi mesleğe önem vermiştir. Bugün yapılacak olan Olağan Genel Kurul toplantısı

sonucu seçilecek yeni yönetim kurulu üyelerine, siz üyelerin büyük destek sağlaması

yanınızda çalışan muavinlerin ehliyetname alması için teşvik edilmesi gerekmektedir.

Makinist muavini olarak çalışmakta direnen kişilere de yaptırım uygulanması ve Zabıta

Müdürlüğü’ne ehliyetsiz ve ehil olmayan kişilerin çalıştıklarının bildirilmesi zorunlu

görülmektedir. Bütün bunları önlemek amacıyla, tüzüğümüzde de belirtildiği üzere

Temmuz ayının birinci haftasında yapılacak olan yazılı sınava kadar ehliyetsiz tüm

makinist muavinlerinin sınava katılmaları için üyelerimizin destek olması, dosyalarının

tamamlattırılması açısından yardımcı olmaları bir nebze de olsa derneğimize katkı

sağlayacağı gibi derneğimizin eski statüsüne kavuşturulmasına yardımcı olacaktır.

Ayrıca 1983 yılında çıkarılan tüzüğümüzün 19. Maddesinin (a) şıkkında belirtilen aidatlar

bölümünde yılda 1.200 TL’nı geçmeyecek şekilde aidat alınması ibaresi bulunmaktadır.

Günümüzde bu miktar gülünç durumdadır. Aynı maddenin (c) şıkkında da kayıt ücreti 100

TL olarak belirlenmiştir. Genel kurul toplantısında da bu miktarlar dikkate alınarak,

gündemin içerisinde yıllık aidat ve kayıt ücretlerinin yeniden düzenlenmesi önem arz

etmektedir. Sayın üyeler, bugün yapılacak olağan genel kurul toplantısında siz üyelerimizce

seçilecek yeni yönetim kurulu üyelerimize başarılı görevler dileriz”.

2002 yılında, Ankara Sinema Teknisyenleri ve Makinistleri Derneği’nde başkan

olarak görev yapan Şuayip Kanaat, ehliyetli makinist ünvanı almayanların sinema

salonlarında yasal olarak çalışmasının mümkün olmadığını ve üye sayılarını arttırmaya

önem verdiklerini ve çalışmalarını her türlü olumsuz koşula rağmen sürdürmede kararlı

olduklarını söylüyor: “......Sinema makinistleri için ehliyet çok büyük bir önem

taşımaktadır. Çünkü, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından çıkarılmış olan Zabıta

Talimatnamesi’ndeki 122. Maddeye göre bu zorunluluk koşulmaktadır. Bunu almayan

kişinin bir sinemada çalışması mümkün değildir. Bu açıdan bizim için her zaman avantaj

arz etmiştir, her arkadaşımızın da ehliyetli olmasını istemekteyiz, bunun için de çaba

harcamaktayız. Şu anda tahminen 300’ü geçkin makinist arkadaşımız var ama bizim

üyemiz olarak 30'u geçmiş değil”.

Sinema makinistlerinin çalışma koşullarındaki yetersizliklerin çözümünde en

önemli adımı, makinistlerin örgütlenmesinde gören Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve

Sinema Daire Eski Başkanı Özcan Çetin ise, makinistleri sistemin çok önemli bir parçası

olarak görüyor: “....Makinistler hem bir emekçi hem de bir toplumun eğlence dünyasına

katkıda bulunan insanlar. Bir ülkenin kültürüne sanatına katkısı olan insanlar. Onlar

olmazsa sinemanın işlemesi mümkün değil. Bunlar yasal olarak, Sosyal Sigortalar

Kurumu’na tabi olarak çalıştırılması gerekiyor. Sinema salonlarının kapanması, ya da

sinema salonlarında ehliyetli makinist çalıştırılmaması bizce son derece sakıncalı. Çünkü

emek var, bu emeğin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Bunlar için ne yapılması gerekiyor.

Yasal düzenlemeler ancak dolaylı yoldan sinema makinistleri için bir avantaj getirebilir.

Örneğin, Sinema Makinistleri Derneği, dernek olarak Kültür Bakanlığı’nı devreye

sokabilir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile işbirliğine geçebilir. Biz ne

yapabiliriz? Sosyal Güvenlik Kurumu’na sinemalarda ehliyetli makinistler çalıştırılması

gerektiğini yansıtır, işbirliği yapabiliriz.......Türkiye’de ve dünyada birtakım hizmetler bazı

insanların varlığı ile sonuca ulaşır. Bunlardan biri de makinistlerdir. Sinema

makinistlerimiz son halkayı oluşturuyor. Tabi ki bunların varlığı ve yaşaması son derece

önemli. Bir kültürdür sinema, bu kültürün halka ulaştırılmasında gösterdikleri çaba

açısından el üstünde tutmamız gerekiyor. Bir emeğin ürününü bize sunuyorlar, dolayısıyla

kendi emeklerinin karşılığını da almaları gerekiyor. Kültür Bakanlığı bu konuda ne

yapabilir? Her şeyden evvel derneğin varlığını hissettirmesi gerekiyor. Devletin karşısına

geçip, biz emeğimizin karşılığını istiyoruz demelidir. Kültür Bakanlığı böyle bir talebi

alıyor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na, İş ve İşçi Bulma Kurumu’na ulaştırıyor.

Çünkü, ortada çok ciddi bir problem var. Nitelikli iş sahiplerinin işlerinden olması. Bu

sendikasız ya da bir derneksiz çok daha kolay yapılıyor Türkiye’de. Bir makinistin

yetişmesi kolay değil. Makine teknolojik, pahalı ve hassas bir alet. Böyle bir aletin yükünü

alıyorsa makinist karşılığını da almalı. Son tahlil de şunu açık ve net vurgulamak gerekiyor

ki, sinema salonu sahipleri ve işletmecilerinin makinelerini ehliyetli kişilere emanet

etmeleri. Ben ehliyetsiz kişi çalıştırmıyorum, çalıştırmam, çalıştırmayacağım demeliler.

Tabi bu da bir bilinç işi. Türkiye’de ucuz emekten faydalanmak kolay, yolu da gayet açık,

çok sıkı yasal denetimi yok. 3-5 günlük kurslarla birtakım insanları bir yerlere getiriyorlar.

Ama gerçekten ehliyet sahibi insanlar ise kapı dışarı edilebiliyor ya da işlerinden

edilebiliyor. Bunun önüne geçmenin yolu, bizce Kültür Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığı olarak müdahale edebilmektir. Sinema salonu sahipleri de makinist

seçerken bilinçli olmalı, ehliyetli makinist kullanmalıdırlar”.

Filmler, oyuncular ve sinema makinistleri

Sinema makinistliğine 1960’lı yıllarda ilkokul çağlarında başlayan ve günümüzde

de bu mesleği sürdüren makinistler için, o yılların filmleri, bugün gösterilen filmlere göre

çok daha güzel. 1960’lı yılların Türk filmlerini daha çok beğenen, gerçekçi ve ibret verici

bulan makinistler, yeni filmleri daha çok yapmacık ve oyalayıcı olarak nitelendiriyorlar.

Eski filmlerden ilgiyle hatırladıkları: Yılanların Öcü, Kuyu, Ezogelin, Boş Beşik, Alageyik,

Avare. Hatırladıkları oyuncular ise Erol Taş, Aliye Rona, Eşref Kolçak, Fikret Hakan,

Muhterem Nur, Fatma Girik, Tugay Toksöz, Cüneyt Arkın, Necdet Tosun.

Ankara’nın en eski makinistlerinden Müfit Sim, filmler ve oyuncular ile ilgili

anılarını şöyle aktarıyor: “... Muhsin Ertuğrul’un Şehvet Kurbanı, Hazım Körmükçü’nün

Karım Beni Aldatırsa, Balıkçı Osman ve Ferdi Tayfur’un dublajını yaptığı Laterna

Köprüsü. Ayrıca yabancı filmlerden Frankestein, Lorel Hardy’yi hatırlıyor. Hiç

unutamadığı ise, İsmet İnönü’nün de locasının bulunduğu Yeni Sinema’da 3 hafta

gösterilen Dorathy Lamour’un oynadığı Dişi Tarzan filmi’.

Recep Aksu, eski filmlere ait anılarına ilk kez oynattığı filmle başlıyor: ‘....İlk

oynattığım film, Kuyu filmi. Siyah beyaz. En çok beğendiğim film; Ezo Gelin filmiydi.

Fatma Girik’in Boş Beşik, Cüneyt Arkın’ın baş rolünü oynadığı Alageyik filmiydi. Yazlık

sinemalarda 2 seans oynardık....1970 yılının başında, Yılmaz Köksal, Ülkü Özen ile

beraber Hoş Memo filminin galasına gelmişti. İmzalı bir fotoğraf istemiştim.1974 yılında

Maltepe de Yeni Sinemada çalışırken, Selma Güneri’nin Boşver Arkadaş filmi oynuyordu.

Sinemanın yanında Köşk gazinosunda çalışıyordu. Filmini seyretmeye geldi. Resmini

istemiştim. Çünkü, sinemada hemen hemen herkesin çerçeveli resmi vardı. Kendisinin

resminin niye olmadığını sordu. Adres aldı ama göndermedi”.

1955 yılında sinema makinistliğine başlayan Arslan Sebuk Tekin’ in ilk hatırladığı

film ise Avare oluyor: “ O zamanın şartlarında Avare adlı film vardı. 6 ay oynadık Nur

Sineması’nda. Değişik filmler vardı şimdi aklıma gelmiyor. Şimdikiler yapmacık gibi

geliyor. Eskinin artistlerinden çok gelen olurdu. Gala geceleri olurdu. Zeki Müren’den

tutun Erol Taş, Eşref Kolçak, Yılmaz Güney”.

Hüseyin Mera’nın en çok etkilendiği film Yılanların Öcü olmuş: ‘....İlk başladığım

zamanlarda Yılanların Öcü, Fikret Hakan, Erol Taş, Nurhan Nur, Ali Şen. Burdur’un

Yeşilova kasabasının bir köyünde çevrildi. Siyah beyaz. Merakla gittik. F. Hakan’dan

Erol Taş’tan imzalı fotoğraflar aldık. Merak işte bu ya. Ben o zaman çıraktım. 5-6 genç

arabayla koştuk gittik. Tabi, kalabalık. Hatta bir sahne temel kazma yeri vardı Aliye Rona,’

Yılanlar yılanken bile öcünü komadılar, Siz benim gelinimi bu duruma sokmuşken hala

durursunuz dedi’. Millet bir alkış. Çekim falan durdu. Yönetmen uyardı. Ben işaret verince

alkışlayın dedi. Kuyu filmi de bizim Dinar da çekildi. Nostalji filmlerinin değeri bir başka’.

Daha çok yabancı film gösterilen sinemaların makinisti Şefik Şahiner ise seyrettiği

pek çok filme karşın, filmleri sinema salonunda oturan seyircinin rahatlığı ile hiçbir zaman

seyredemediğini belirtiyor: “İlk muavinlik yaptığım zaman Zeki Müren’in Berduş filmi

oynuyordu....Tanıştığım çok oyuncu oldu. Ben hiç film seyredemedim. Devamlı gözüm

perdededir..... Son zamanlardan Titanic ve Terminatör filmi beni etkilemiştir. Zevkle

seyrettim. Biz eskiden ecnebi film oynadık. Neşeli Günler vardı. James Bond türü filmler

vardı. O tarihlerde yeni çıkmıştı. Dr. No’lar falan. Aklımda bunlar kaldı. Çok film

seyretmedim, daha ziyade işimle ilgilenirdim”.

Filmler ve Yeşilçam anıları diye sorulduğunda oyuncularla tanışmanın ayrı bir yeri

var sinema makinistlerinde. Muhittin İnaner, “Eskiden filmlerin galası olurdu. Artistler

gelirdi. Seyircilerle konuşurdu. Askerdeyken kameraman bir arkadaşım vardı. Yılmaz

Güney’in filmlerini çekmişti. Onun sayesinde Yılmaz Güney’le tanıştım” derken bir başka

gülümsüyor. Yaşar Seyhan da aynı gülümsemeyle eski filmlerden ve tanıştığı

oyunculardan özlemle hatırlayarak bahsediyor: “.....Eski filmler güzeldi. Komedi ve

dramdı. Bir şeyler veriyordu. Şimdikiler ağır, herkes anlayamaz. ... Eskiden ibret verici

filmler vardı. Eskiden ekseri komedi filmi vardı. Sadri Alışık, Eşref Kolçak, Ayhan Işık,

Vahi Öz. Siyah beyaz filmler. Öyle birkaç hafta oynayan film yoktu. Senede Bir Gün

birkaç hafta oynadı. O da renkliydi. Yazıhaneye film almaya gittiğimde, Necdet Tosun ile

tanıştım. Cüneyt Arkın’la, Tugay Toksöz le tanıştım”.

Seyirciler ve sinema makinistleri

Seyircilerle ilgili en dikkat çekici durum, seyirci sayısının eskiye oranla azalmasıdır.

Seyirci sayısı fazla olduğu zaman makinistler daha bir şevkle çalışmaktadırlar. Eskiden

seyircilerin filmlere daha fazla tepki verdiklerini, ağladıklarını sinemayı, makine dairesini

merak ettiklerini ve makine dairesini incelemek için can attıklarını vurgulamaktadırlar.

Oysa şimdi seyirci yapısı değişmekte, insanlar çok fazla tepki vermemekte ve sinemayı

incelemek için herhangi bir girişimde bulunmamaktadırlar. Ancak izleyicinin daha da

bilinçlendiğini ve seçici ve sorgulayıcı olduğunu vurgulamışlardır. Sinema sayısı ve salon

sayısı çoğalmış ama izleyici sayısı eskiye oranla düşmüştür. 2-3 kişiye film oynatıldığı

zaman olmaktadır. Sinema salonları küçülmüş, salon sayısı artmış cep sinemaları ön plana

geçmiştir. Örneğin, Şuayip Kanaat, 1965 yılında mesleğe başladığında ilk çalıştığı

sinemanın 1200 kişilik bir salonu olduğunu belirtmektedir. Eskiden iki tane film gösterim

makineleri varken bugün bu sayı ortalama altıya çıkmıştır. Amerikan hegemonyası film

seyircisini azaltan unsurlardan birisidir. Çünkü Türkiye’deki sinema izleyicisi altyazılı

filmler izlemeyi sevmemektedir. Eskiden balkon ve salon varken balkon olayı ortadan

kalkmaktadır. Eskiden seyirci “seyredelim de ne olursa olsun” demektedir. Şimdi izleyiciler

daha çok öğrenci ağırlıklıdır. Makinistler, öğrenciler olmazsa sinemaların iş yapmayacağını

düşünmektedirler.

1960’lardan sonrası ile 2000’li yılların seyircilerinin kıyaslanmasında en eski

makinistlerden Müfit Sim ve Arslan Sebuk Tekin aynı yorumu yapıyor. Müfit Sim,

“...Ben sinemacılıktan şimdi tat almıyorum. Sinemacılık bizim zamanımızdaydı. Gala

gecelerinde kapı pencere kırılmadan zevk duymazdık. Yeni Sinemanın 3000 kişilik olduğu

dönemde Dişi Tarzan filmini 3 hafta oynadık”.

Arslan Sebuk Tekin de seyircinin sinemaya olan ilgisinin şimdi olmadığını

söyleyen eski ustalardan: “Eski seyirciler maalesef şimdi yok. Eskiden sinemaya gelirdin,

sinemanın önü dolu olurdu. Şimdi ile çok farkı var”. Recep Aksu ise seyircileri sinema

dairesine merakları açısından kıyaslıyor: “....Eskiden seyirciler dramatik sahnelerde çok

tepki verirdi. Ağlardı. Şimdi öyle değil, seyirciler makine dairesine bakmak için can

atarlardı. Şimdi seyirciler makine dairesi ile hiç ilgilenmez”.

Sonuç

Sinema makinistleri bugüne kadar kültür endüstrilerinin bir parçası olarak

görülmemişlerdir. Dolayısıyla sinema sektörünün kamera önünde ve arkasında yer alan

emekçiler kendilerini kafa emekçisi, makinistleri de kol emekçisi olarak gördükleri için

aynı çatı altında örgütlenememişlerdir. Kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde asgari ücret

alarak bu işi yapmaktadırlar. Meslekleri azami dikkat ve sorumluluk gerektiren bir iş

olmasına rağmen çalışma koşulları ve gelir açısından tatmin edici bir meslek değildir.

Sinema makinistleri verdikleri bütün çabaya rağmen herhangi bir örgütlü güçleri ve mesleki

koşulları düzeltici ve gelirlerini artırıcı yönde yaptırım yapabilecek güçleri yoktur. Sinema

işletmecileri makinistlerin koşullarının zorluğu ve ücret düşüklüğü konusunda herhangi bir

yardımda bulunmamaktadır. Çünkü, onlar sinema makinistlerinin çalışma koşulları ve

ücretlerine yönelik düzeltmeleri maliyetleri artırıcı, dolayısıyla kâr unsurlarını azaltıcı bir

faktör olarak görmekte ve varolan koşulları aynen sürdürmekten yana tavır almaktadırlar.

Bu durum sinema işletmecileri açısından tekelleşmenin kaçınılmaz bir sonucudur.

Sinema makinistlerinin, tek başlarına dernek şeklinde örgütlenerek koşullarına

ilişkin düzenlemeleri bütün çabalarına rağmen küçük bir alanla sınırlı kalmaktadır.

Yapılması gereken bütün kültür endüstrisi çalışanlarının tek bir sendikal örgütlenme çatısı

altında birleşerek örgütlü bir şekilde mücadele ederek kendi haklarını almak için

çalışmaları, yasalarla güvence altına alınması gereken hakları için siyasi platformda

mücadele etmeleri ve haklarının ihlal edilmesi durumunda yaptırım uygulanıp

uygulanmadığının takipçisi olmaktır. Ankara Sinema Teknisyenleri ve Makinistleri Derneği

çatısı altında toplanan az sayıdaki makinist tarafından verilen mücadele, diğer illerdeki

makinist dernekleri ile birlikte oluşturulacak dayanışma ile giderek etkinliğini arttıracaktır.

Makinist dernekleri arasındaki bu işbirliği, sinemanın diğer alanlarındaki emekçilerin bir

araya gelerek oluşturdukları dernekleri de kapsamalıdır. Kültür endüstrilerini bir parçası

olan sinema emekçilerinin oluşturacakları bu işbirliği, taleplerin duyurulması ve elde

edilmesi adına daha etkili olunmasını sağlayacak bir güç oluşturabilmek adına yapılması

gereken temel eylem biçimidir.

Kaynakça

Albarran, Alan B. (1996). Media Economics: Understanding Markets, Industries and

Concepts, Ames: Iowa State University Press.

Baby, Jean (1963). Kapitalist Ekonominin Tenkidi, Çeviren: Adil Onural, İstanbul:Sosyal

Yayınları.

Erdoğan, İrfan (2001). “Kitle İletişimi Orneğinde Marksist Siyasal Ekonomi Yaklaşımı

Üzerine Bir Tartışma”. Praksis, (4), ss. 276-313

Mandel, Ernest (1991). Marksist Ekonomi Kuramına Giriş, Çeviren: Ali Ünlü. İstanbul:

Toplumsal Dönüşüm Yayınları.

Mandel, Ernest (2000). Marx’ın İktisadi Düşüncesinin Oluşumu, Çeviren: D. Işık, 3. Baskı,

İstanbul: Yayın Yayıncılık.