TÜRK SİNEMASININ İLK ROMANTİK JÖNÜ, İLK ERKEK STARI MUZAFFER TEMA BİR DÖNEM MARILYN MONROE, ZSA ZSA GABOR GİBİ DÜNYA STARLARININ GÖZDESİ İDİ.
1948 yılında Tepebaşı gazinosunda orkestra eşliğinde bir konser verir. Konsere bazı sinemacılar gelmiştir. Bu anı şöyle anlatır Tema” Konserden sonra çağırdılar beni. Görüştüğüm kişiler bana bir deneme filmi teklif ettiler. Ben pek ilgi göstermedim çünkü sinemayla bir ilgim yoktu ve ne kadar başarılı olabilirdim bilemiyordum. Böyle bir riske girmek istemedim. Israr ettiler, kıramadım.” Deneme filmi çevrilir ve çok beğenilir. Aydın Arakon’un yönetimindeki ilk filmi “Çığlık” ile oyunculuğa başlar. Kısa zamanda Avrupai tipiyle dikkat çekmeye başlayınca filmler birbiri ardına gelmeye başlar.
1951 yılında Yıldız dergisi’nin okuyucuları arasında düzenlediği yarışmada “Dudaktan kalbe” en iyi film, Muzaffer Tema’da en iyi erkek artist seçilir. Böylece Türk sinemasının romantik filmlerinin ilk jönü olarak sinema tarihindeki yerini alır. Muzaffer tema, bu rolü ile batılı anlamda jön tanımlamasına uyan ilk erkek starı olmuştur. Daha sonra film yapımcılığa el atan Tema, ilk filmi “Dişi Yılan” da istediği başarıyı bulamaz.
Türk sinemasında her şey yolunda giderken birdenbire Amerika'ya gitmeye, Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye karar verir Tema. Neyi var, neyi yok satar, eşinden boşanır. Artık şansını Hollywood'da deneyecektir. O günleri şöyle anlatır Tema “Kafama koymuştum Amerika’ya gitmeyi. Ufkumu genişletmek istiyordum. Sinemayı esas Hollywood’da göreceğimi, tanıyacağımı düşünüyordum.” Bu duygularla 1956 yılında Amerika’ya gider.
Los Angeles'ta, Cumhuriyet Balosu'nda tanıştığı Zsa Zsa Gabor ile kısa süreli bir aşk yaşayan Tema, artık çok mutludur. Artık hayali gerçekleşmiş Hollywood’un pırıltılı dünyasına karışmıştır. Kendini bir anda Gary Grand, Gary Cooper, Robert Mitchum, Marilyn Monroe gibi dünya starları arasında bulur. Burada 2,5 sene kalır. Hollywood başını döndürmektedir genç aktörün. Bazen “Bu ne kadar da uzun süren bir Amerikan rüyası” diyerek kendini çimdiklediği bile olur. En ünlü artistler burnunun ucundadır artık. Ünlü dostlarını şöyle anlatır. "Natalie Wood'la, Robert Wagner'la Drama School'da birlikteydik. Natalie çok şirin, çok tatlı bir kızdı. Sophia Loren tutucuydu, pek yanaşmazdı. Marlon Brando ise çok kaprisliydi."
Tema, Hayranı olduğu ve ikizi kadar benzediği Hollywood Starı Alan Ladd ile tanışma fırsatı bulur. O anı şöyle anlatır “Ladd paramount Stüdyosunda film çeviriyordu. Bir Türk gazetecisi Mehmet diye bir arkadaş vardı, ille gidelim beraber resminizi çekeyim dedi. Güç bela müsaade aldık. Beraber resim çektik. Alan ladd çok şaşırdı ve “insanlar ikiz doğarmış, bu kadar benzerlik olur diyerek bana şans diledi.” O günden sonra Tema, Hep Alan Ladd’ı taklit eder. Onun gibi giyinir, onun gibi bakar ve onun gibi sigarasını tutardı.
Fakat bu sefer şans yüzüne gülmez ve babasının kanser olduğunu duyunca soluğu hemen Türkiye’de alır. Film teklifleri alınca bir film şirketi kurar ve kendi filmlerini çekmeye başlar. 1977 yılına değin Türkiye’de kalır. Sonra çocuğunun okulunu da düşünerek Tekrar Amerika’ya göç eder. Hawai’de şimdiki eşiyle 7. evliliğini yapar. Bir artist acentesiyle anlaşıp filmlerde küçük roller alır, Amerikalılara piyano ve flüt dersi verir.
PRIVATETürkiye`de uzun yıllar sinema oyunculuğu yaptıktan sonra gittiği ABD`de 25 yıl kalan, geçen yıl Türkiye`ye dönerek ailesiyle birlikte İzmir`e yerleşen Tema bir partiye üye olarak siyasete atılır.1951 yılında başlayan sinema hayatında 55 film sığdıran Muzaffer Tema, Türkiye’nin yanı sıra ABD`de 3, İtalya ve Almanya`da da birer tane olmak üzere 5 yabancı filmde rol alır. Muzaffer Tema halen Türk sinemasının belli bir dönemine de tanıklık edecek bir kitabın hazırlığı içersindedir.