TÜRKAN ŞORAY
GİRİŞ
I) Türkiye’de
Sinemanın Doğuşu ve Gelişimi
II) Türk Sinemasında
Yıldız Sistemi
III) 1945-60’lı
Yıllarda Türkan Şoray
IV) Bir Yıldızın
Doğuşu (1960’lar)
A) İlk
Önemli Aşama
B)
Hayatına Yön Veren Adam
C)
Sultanlığı ve Ünlü Şoray Kanunları
V) 1960’larda Toplum
ve Sinema
VI)
Şoray’ın Sinemamızdaki Yeri (Şoray
Farkı)
VII) 1970’ler
Şoray, Toplum ve Sinema
VIII) 1980’ler
Sonrası Şoray, Toplum ve Sinema
IX) Türkan
Şoray’ın Aldığı Ödüller
X) Türkan
Şoray Filmografisi
SONUÇ
GİRİŞ
Türkan Şoray 1960’larla beraber adını duyurdu. Geniş kitlelerce benimsenip aranan bir oyuncu oldu. Türk sinemasının en önemli kadın oyuncuları arasında yer aldı. Toplumun birçok kesimine seslenen, değişik türlerdeki filmlerinde canlandırdığı kadın tiplemeleriyle sinemadaki ününü yaygın kıldı. Sürekli izlenen, aranan bir sine oyuncusu durumuna geldi.[1]
O üzüldüğünde izleyici de üzülür, o mutlu olduğunda izleyici de mutlu olurdu. Bu
efsane kadın halkın arasından geliyordu. Oda konaklarda büyümemişti. Bu yüzden
halka daha yakın ve daha sıcaktı. Önce “kara kız” olarak gönüllere yerleşti.
Giderek bu yer sağlamlaştı “kara kız” Türkan Sultana dönüştü ve yeni kentlilerin
gönlünde yaşamını sürdürdü.[2]
Hala da adından söz ettiren, bunca yıl geçmesine rağmen ender9 sanatçılardan
biri oldu. Filmleriyle devamı olarak kendini yenileyen,
Şoray seyirciyle diyalog kuran ender oyunculardan biri oldu. Bunca yıl
geçmesine rağmen hala adından söz ettiren, filmleriyle devamlı olarak kendini
yenileyen, seyirciye diyalog kuran ender sanatçılardan biridir.
Türkiye’de Sinemanın Doğuşu ve Gelişimi
Sinemanın Türkiye’ye gelişi 1896 yılına rastlar. Operatör
Promio, İstanbul ve İzmir dolaylarında kısa kısa
filmler çekti. Yurt dışından gelip Türkiye’de ilk kısa metrajlı film çekimini
gerçekleştiren yabancılardan sonra, yine yabancılar tarafından ilk film
gösterisi yıldız sarayında yapılmıştır.[3]
Daha sonra da Romanya uyruklu bir Polonya yahudisi
olan Sigmund Weinberg Türkiye’6de halka açık ilk
film gösterisini gerçekleştirecekti. Bu ilk gösteri büyük ilgiyle karşılandı. Ne
var ki şaşkına dönen seyircilerin içinde bu yeniliğe karşı çıkıp, beyaz perdede
birbiri ardına yürüyen canlı resimleri seyretmeyi günah sayanlarda vardı.[4]
Halk açık bu ilk gösteri Beyoğlu karşısına düşen
hammalbaşı sokaktaki Avrupa Pasajının 7 numaralı yeriydi.
Bir süre sonra bu gösteriler şehzade başı Feyziye
kırathanesi ile Tepebaşı
ve Odeon tiyatrolarında devam edip İstanbul’un çeşitli yerlerine yayıldıysa da,
ülkemizde yerleşik ilk sinema salonu açan yine (1905) Sigmund
Weinberg’dir.
Türklerin sinema işletmeciliğine el atmaları ise daha sonraki yıllarda
gerçekleşmiştir. Örneğin, 19 Mart 1914’te Şehzadebaşı’nda
açılan “Milli sinema” ülkede Türk iş adamlarının devreye soktuğu ilk sinema
salonudur.
1914 I. Dünya Savaşı’nın başladığı yıldır. 2 Ağustos ülkemizde seferberlik ilan edilmiş, 11 Kasımda da resmen savaşa girilmişti. 3 gün sonra savaş ilan edildi. Rusların “93 Harbi” sırasında Yeşilköy’de “Zafer Anıtı” olarak diktikleri kule yıkılacak ve yıkım olayıda filme alınacaktı. Bu olayı Fuat Uzkınay adlı Türk çekecekti. 150 metrelik Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı bir belgeselle, bir tarih doğuyordu.[5]
Türkiye7de sinema işletmeciliği ve salonların serüveni 1908’de başlayıp, 1914
yılında Beyoğlu civarında yaygınlaşırken, haftanın belli günlerinde yalnızca
kadınlara da film gösterilmeye başlandı. Kadın-erkek filmleri ayrı
ayrı izliyorlardı. Bir arada ilk olarak Ankara
Sinemasında film seyrettiler. Konulu ilk uzun metrajlı film (1916) “Himmet
Ağa”nın İzdivacı”dır. Fakat 1918’de tamamlanacaktır. Halk önüne çıkan ilk Türk
filmi ise (1917) “Pençe”dir.
Sinemayla ilgili kuruluşların tarihi ise 1915’lere rastlamaktadır. İlk özel
yapım evi ise 1922’de bağımsız olarak film üretimine başlayıp, yeni bir dönemi
açan “Kemal Film” şirketidir. Daha sonra Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte
sinemaya kadın oyuncular girmeye başladı. (Mesela; Bedia
Müvahhit, Neyyine Neyi
vs.. Türk sinemasının ilk kadın oyuncuları arasında yer alırlar.) Sesli çekilen
ilk Türk filmi ise “İstanbul Sokaklarında”dır. 1946’da Türk
siniması ilk kez örgütlenir. 1947’den sonra ise büyük bütçeli filmler
çekildi, gazetelerdeki ilanlarla oyuncular artmıştır. Daha sonraları da yıldız
sistemi doğmuştur.
Türk sinemasının başlangıç yıllarında gerçek anlamda yıldız kavramından söz
etmek olanaksızdır. Sinemamızın ilk gerçek starı Cahide
Sonku’dur ve 1940’lı yıllara da tam anlamıyla
damgasını vuracaktır. 1940’ların sonu 1950’lerle birlikte yeni bir kuşak oyuncu
gelir. Türk sinemasına... kadın oyuncular arasında Ayla Karaca Nedret Güvenç
gibi isimler arasında8n Sezer Sezin ön plana çıkacaktır. Neriman Köksal ideal
Vamp kadınını oluturur9ken, hemen aynı yıllarda
Muhterem Nur, ezeli ve ebedi erdemli ve talihsiz halk kızını oynarı. Aynı
zamanda o yıllarda sinemamızın gerçekten geniş halk yığınlarına ulaşan ve
kapsamlı bir üne kavuşan ilk gerçek popüler starıda
sayılır.[6]
Belgin Doruk’ta aynı yılların ürünü olup entelektüellerin gözdesi olurken,
Muhterem Nur tam bir halk kızı olarak, Anadolu’nun kahramanı olacaktı.
1950’lerin sonunda Leyla Sayar devreye girecek fakat oda cinsel nesne olmaya
özen gösterecekti. 1960’larla birlikte ünlü dört büyükler gelecektir. 1957’de
Fatma Girik, 1960’ta Türkan
Şoray, 1962’de Filiz Akın ve 1964’te Hülya Koçyiğit. 1960’larla birlikte
başlayan bu dört büyük kadının saltanatı hala günümüzde de devam etmektedir.
Fakat bu dörtlü arasında bir vardır ki. o hepsinden farklı ve bambaşkadır. O
Türkan Şoray’dır..
1945-60’lı Yıllarda Şoray
Türkan
Şoray 28 Haziran 1945 İstanbul’da doğdu. Babası
Halit Şoray devlet demir
yollarında memurdu, annesi Meliha Şoray ev
hanımıydı. Maddi imkanlar son derece kısıtlı ve geçimsizliğini fazlaca olduğu
bir ailede dünyaya geldi. Öğrenimine Rami Taş mektebinde başlamış fakat sürekli
mahalle değiştirdiklerinden, eğitimi 1956’da Feriköy ilkokulunda tamamladı.
Şoray’ın
babası bir süre sonra işini bırakıp polis memuru olacak, anne de lastik
fabrikasında çalışmaya başlayacaktır. Bu yüzden evle ilgilenmek ona düşecektir.
Bu arada sürekli göç ederler (Zincirli Kuyu, Feriköy, Fatih gibi) 1954’te aileye
ikinci çocukları Nazan Şoray
katılır. Aile içi geçimsizlikte iyice şiddetlenmiştir ve kaçınılmaz son
gerçekleşir Meliha ve Halit
Şoray çifti boşanırlar.[7]
Çocuklar annede kalır. (İlk Yeşilçam’a adım
attığında Mliha Şoray 2.
beyin olarak Şoray’ı idare edecektir.)
Şoray artık lise çağına gelmiştir. yine taşınmak
zorunda kalırlar ve Karagümrük Sarmaşık Sokak’a
taşınırlar. Burası Türkan’ın hayatında en büyük dönüm noktası yaşayacağı yer
olacaktır. Çünkü burada ev sahiplerinin kızı Emel Yıldızla tanışacak, onun
sayesinde de Yelişçam’a adım atacaktır. Emel Yıldız
bir “film artistidir. Herkes tarafından da tanınmaktadır. Bir gün onunla beraber
film setine gider ve böylece Halk filmi Pesen film,
Tual, film, Yakut film gibi yapımevlerinin
yazıhanelerinin kuşattığı ve o yıllarda sinemaya hevesli kişilerin hayallerine
giren ünlü “Yeşilçam Sokağı”na adımını atmış olur.
Şoray
o dönemde on beş yaşında olup, Şadi Çadırcı adında
bir geçle de nişanlıdır. Emel Yıldız, o sıra “Köyde Bir Kız Sevdim” adlı filmin
başrolünde oynayacaktır. Bir gün filmin setine Şorayı
da götürür. Kenarda bir yerde otururken Türker
İnanoğlunun dikkatini çeker o sıralara
İnanoğlu yönetmen Nisan
Haper’in asistanıdır. Şoray’la tanıştırılır.[8]
Set hemen tatil edilir filmde bir değişiklik yapılacaktır. “köyde Bir Kız
Sevdim” adlı filmin başrolünde Emel Yıldız oynayacakken, bir değişiklik
yapılmış, İnanoğlu başrol için Türkan
Şoray’ın daha uygun olacağına karar vermiştir.
Bütün itirazlarına rağmen anne Şoray da ikna edilmiş
(maddi şartlarının kötü olması kabul etmesindeki en büyük nedendir) ve filmin
çekimine başlanmıştır. Şoray’ın
Yeşilçam’a girişi de böylece gerçekleşmiştir.
IV-Bir Yıldızın Doğuşu (1960’lar)
Türkan
Şoray bu filmin ardından yeni
yeni teklifler almaya başlar. (Bu arada ilk nişanlısından ayrılır. Daha
sonra İnanoğluyla’da nişanlanacak fakat bu da pek
fazla sürmeyecektir.)
Çevirdiği filmlerle,
özelikle magazin basının dikkatini çeker ve ilk kez, dönemin ün yapmış haftalık
popüler dergilerinden “sinemaya” kapak olur (15 Mart 1961, s.18). Ardından
artist, Büyük Gazete ve Ses Dergilerine..[9]
Sinema oyunculuğu
sayesinde maddi durumları düzelen Şoray ailesi bu
kez Fatih yöresini tümüyle terk edecekti. Şorayın
hızlı dönemi başlamıştır artık... Üst üste bir setten öbürüne, bir filmden
diğerine, bir öyküden başkasına geçmektedir. Kimi zaman daha da ötesine
gidilmekte, aynı anda ve iç içe birkaç film birden çekilmektedir.[10]
O dönemin ünlü
şirketleri ve onların sahipleri bu yeni ve parlak yıldızdan filmleri için gün
alma çabasındadırlar. (Bu Türk sineması için de bir ilktir. Bir devlet
dairesinde, bir bürokratik formdite için gün almaya
benziyordu). Böylece Murat Köseoğlu (Aca
Film), Osman Seden (Kemal Film), Nevzat
Pesen (Pesen film)...
gibi dönemin ünlü yapımcıları ve film şirketi sahipleri
Şoray’dan gün alabilmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı.
1960 yıllarla
birlikte Şoray’ın başarı grafiği de yükseliyordu.
Artık yaşamında herşey değişmekteydi ve bu
değişiklik sosyal durumdan fiziğine kadar her şeyine yansıyordu. Erkeklerden
gördüğü ilgi olsun, artan seyirci ilgisi olsun ona gitgide kendisine güven
kazandırıyor ve bu yürüyüşünden, bakışına, gülüşüne
herşeyine yansıyordu. Artık kararsızlıktan*
kurtulup kadınlığa adım atıyordu. Artık daha şuh biri halini alacaktır.
Bu değişimiyle gerek
Yeşilçam çevrelerinde gerek seyircisi arasında büyük
bir etki gücüne sahip olur. Bu dönemde çevresindeki tüm erkekler ona aşıktır.
Ve o günlerde Türk sinemasının en çok aşık olunan kadınıdır yine bu dönemde
dergilere çıplak pozlarda vermeyi ihmal etmez. Bu prodüktörleri korkutur ve onu
kaybettiklerini düşünürler (o dönemde genellikle vamp
rollerindeki sanatçılar çıplak poz veriyorlardı) fakat
Şoray gitmez aksine daha yukarılara doğru tırmanır.
A) İlk Önemli Aşama
“Acı Hayat” Türkan
Şoray’ın sinema hayatındaki ilk dönüm noktasıdır.
“Otobüs Yolcuları” ile bu dönüm noktasının ilk kıpırtılarına veren
Şoray “Acı Hayat”la imlk
önemli aşamasını da geçer. Çünkü bu filminde ki rolü diğerlerine göre daha
tutarlı., tip olarakta gerçeğe daha yakındır. Film
o güne kadar yapılmış en başarılı, en şiirsel görüntülü bir aşk filmidir.
1963’te çevirdiği bu
filmle 1964’te I. Antalya Film Festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü alır.
Ayrıca “Acı Hayat” sinema yazarlar tarafından “yılın filmi” seçilir. Türkan
Şoray ilk kez bu filmde Türkan
Şoray’dır.[11]
Artık izliyicide Şoray
imgesi oluşmaya başlamşıtır. Bundan böyle senaryo
yazarları onun için öyküler oluşturabilir, yönetmenler filmlerin onun üzerine
kurabilir. Afişlerde bile onun ismi en üste yazılabilirdi.
B) Hayatına Yön Veren
Adam
Rüçhan
Adlı’nın Şoray’ın
hayıtında önemli bir rolü vardır. Onu korumuş, hep zirvede kalmasında büyük rol
oynamıştır. Eylül 1962’de bir film setinde tanışırlar.
Rüçhan Adlı Şoray’dan tam 23 yaş büyüktür.
Otomobil yedek parçacılığıyla uğraşmakta, koskoca bir spor kulübünün
başkanlığını yüklenmiş bulunmakta ve iş ve spor camiasında da tanınmaktaydı.
Görmüş –geçirmiş bir insandı. Şoray hep bir babanın
şefkatinden ve sevgisinden mahrum büyümüş, bunlara ihtiyaç duymaktadır.
Rüçhan Adlı’da bir
kadına nasıl davranacağını iyi bilmektedir. Şoray’da
bu sevgi ve şefkati Adlı’da bulmaya karar verir ve
Tam 20 yılını onunla birlikte geçirir (1968’de ki kısa ayrılığı saymazsak)
Magazin bazsını bu
birlikteliğe karşı çıkar. Çünkü Adlı evli ve bir çocuk babasıdır. Halk ise bu
ilişkiyi yadsımaz Çünkü halk gerçekten Şoray’ı sever
ve artık onu kendinden biri olarak görmeye başlar.[12]
İlişkilerinden sonra
Şoray giderek süzgün bakışlı
suh bir kadın olmaktan sıyrılıp, yeni kimliğine bürünür ve 1965’lerden
başlayarak “Türk sinemasının bir numaralı kadını” olup çıkar. Artık zirvededir.
Dört büyükler arasında olup (Fatma Girik, Hülya
Koçyiğit, Filiz Akın) onlardan daha çok tutulmaktadır. Bu düzene göre de Anadolu
işletmeciliğinin film yapımcılarına verdikleri avanslar
Türkan’lı filmler için giderek yükseltmekte, bölge satışlarında belirli
bir artış görülmektedir.
[13]

C) SULTANLIĞI VE ÜNLÜ
ŞORAY KANUNLARI
Şoray’ın
Sultan olmasında ve kanunlarının oluşmasında tabiki
Adlı’nın büyük payı vardır. Adlı,
Şoray’a gönderdiği çiçek buketlerine iliştirdiği
kartlarda ya da bıraktığı notlarda ona hep “Sultanım” diye hitap eder. (Canım
sultanım, hanım sultan.. gibi) Bunlar daha sonra basında yer alır ve dönemin
ünlü gazete ve dergilerinde yayınlanır. Böylece Şoray
artık Türk sinemasının da, halkın da “Sultan”ı olmaya başlar.
Adlı’nın
onun hayatındaki yeri ve üzerindeki etkisi, özelikle birlikte yaşamaya
başladıkları 1963 yılından başlayarak önemini ve ağırlığını artıracaktır. Artık
onu yöneten, hakimiyeti eline alan 2. beyin konumundadır. Türk artık evden sete
veya galaya oradan da yine eve gelmektedir. Diğer çevrelerden kopmuştur.
Gazeteciler de daha az görüşmekte, beyanat vermemekteydi. Adlı,
Şoray’ın olur olmaz gazeteci taifesiyle görüşmesine,
filmlerdeki ağır çalışma koşullarına, açık-saçıklığıyla,
öpüşmesine karşıdır. (Kanunların oluşmasındaki ilk faktördür) her iş davetiyesi
onun sansüründen geçmektedir.
1966’nın sonlarına
doğru ise birbiri ardına Şoray filmleri çevrilir
ve aynı haftalarda Beyoğlu sinemalarında vizyona girince durum bir süre için
aleyhine gelişir. Beyoğlu caddesi Şoraylı
filmlerden geçilmez ve yerli film seyircisi bir yerden sonra bu filmlerden
bıkar. Aynı haftalarda oynayan Şoray’lı filmler
adeta birbirini vurur. Şoray’ın böyle bir hataya
kurban gitmesinin nedeni aynı yıl içinde çok sayıda film çevirmesi bir de
oynadığı filmlerin aynı konuları kapsamasıdır.[14]
Bir süre sonra
aleyhine gelişen bu tehlikeli sarsıntıyı güçlükle atlatır ve durumu lehine
geliştirip fiyatına da zam yapar. Böylece bütün yapımcılar
Şoray’ı kara listeye alırlar. (Kanunların oluşmasında ki 2. büyük neden).
Bu karara göre ona film çevirttirmeyecek, mukavele süresi uzatılmayacak, sinema
salonlarında da filmleri gösterilmeyecektir. O artık Akün, Acar, Arzu, Duru
film....gibi büyük şirketlerin de kara listesindedir. Aleyhine gelişen tüm
olaylardan sonra Şoray kendine bir savunma
politikası bulacak ve yapımcıların karşısına aldığı bazı kararlarla çıkacak, bu
kararlardan da taviz vermeyecektir. Böylece Şoray
kanunları oluşmuştur.
ŞORAY KANUNLARI
1) Türkan
Şoray film senaryolarını film çekim tarihinden en az
bir ay önce beğenir.
2) Türkan
Şoray, Senaryoyu beğenmediği takdirde yeni senaryo
verilecektir.
3) Her senaryo da
beğendi mutabakatı şarttır.
4) Filmde öpüşme ve
açık sahneden olmayacaktır.
5) Filmdeki modern
giysiler Türkan Şoray’a tarihsel olanlar ise şirkete
aittir.
6) Film çekimi
İstanbul dahili olup Türkan Şoray İstanbul dışına
çıkamaz.
7) Çalışma saatleri
sabah 8 ile akşam 19 arasıdır.
8) Pazar günleri
Türkan Şoray çalışmaz.
9) Türkan
Şoray adı jenerik, afiş ilan ve sinema fenerlerinde
başta ve tek olarak yazılacaktır.
10) Filmin her
oynadığı yerde 9. madde uygulanacaktır.
11) Filmlerin
seslendirilmesinde Türkan Şoray’ın sesi için kendi
mutabakatı şarttır.
12) Şirket filmi
kendi hesabına çeker. Eğer başka şirketle ortak ortak
yapıma gidilirse Türkan Şoray’ın mutabakatı şarttır.
13) Film renkli ise
Türkan Şoray’ın mutabakatı ile çekim günleri
uzayabilir.
14) Çekilecek filmin
rejisörü ve baş erkek oyuncusu için Türkan Şoray’ın
mutabakatı şarttır.
15) Bu şartlara
riayet etmeyen film şirketi 100 bin lira ödemeyi taahhüt eder.
16) İhtilaf vukuunda
merci mahkemeleri İstanbul mahkemeleridir.
17) Türkan
Şoray şirketlerden film başına 60 bin lira alır.
18) Türkan
Şoray mecburi gecikmeleri 10 günden fazla beklemez.
Dönemine göre bu
oldukça ağır koşullar, yeşil çamı birbirine katacak, Türkan’ı boykot ederler,
onunla film yapmayacağını açıklayanlar çıkacaktır. Bu kanunlar 1967’de son
halini alıp yazılı bir metne dönüştürülecektir. Yeşilçam’ın
bir bölümünü isyan ettirecektir. Ama boşuna...[15]
Türkan’ın ünlü ve gişe geliri öylesine yüksektir ki, hiçbir firma, yönetmen veya
oyuncu ona karşı çıkamaz şartları işler. Bu oyunda da kazanan “O” olmuştur. Ve
tüm boykotçular, öfkeli patronlar Türkan Şoray’la
mukavele yapmak için birbirleriyle yeniden yarışa girerler. Bu kanunlarla
Rüçhan adlı, Şoray’ın,
Yeşilçam’daki imajını koruma altına alır. Etkisi
bununla da kalmaz. Türkan’daki açık bir fizik ve görünüm değişikliğine de destek
olacaktır.
V- 1960’larda Toplum
ve Sinema
O dönemin
Yeşilçam’ı, kuşkusuz ki yalnız Türkiye’ye özgü bir
olay olmayıp sinemanın bir büyük kitle eğlencesi olduğu, özellikle belli
öçüde geri kalmış ve kalabalık nüfuslu tüm ülkelerde
oludğu üzere yıldızların kitle
nezdinde müthiş bir etki gücüne ulaştığı, bir toplumun sinemasıydı.
Genelde kederli, tatminsiz, sorunlu, düşük gelirli ve güvensiz bir toplumun,
askeri müdahaleler, çiğnenen insan hakları, kısır siyaset çekişmeleri,
yakalanamayan çağdaş dünya standartları, ödenemeyen enflasyon, sağlıklı hale
gelemeyen kadın-erkek ilişkileri gibi ezeli ve ebedi sorunlarla boğuştuğu ve
teselliyi beyaz perdeden bir film boyunca yansıyan sahte cennetlerde, abartılı
dramlarda ve hepsi de kaçış sineması ürünü olan tipik “Türk Filmleri”nde
aradığı bir toplum... film yapımı kitle için seri halinde imal edilen bir işti.
Kitle iletişimin gelişmediği ve dünyanın iyece gerisinde kaldığı bir dönemde,
beyaz perde starlar,ı toplumun tüm ideal ve kahraman edinme ve onları bağrına
basma ihtiyacını karşılıyordu.[16]
Böyle bir sosyolojik
yapı içinde, o belli türlere ayrılmış ve bir türün kendine özgü coğrafyası
içinde hemen hepsi birbirine son derece benzer filmlerle sinema yapılıyordu.
1965 yılında
çevirdiği “Sürtük” adlı film, sinema tarihi açısından önemlidir. İnanılmaz bir
seyirciye ulaşmış, Şoray’ı büyük bir yıldız yapmış
ve sinemamızda, sinema yoluyla da çağdaş kültürümüzde gazino filmlerini ve
gazino terbiyesini başlatmıştır. Bu dönemde yıldızlar bir
bir sahneye çıkarlar (Ayhan Işıktan, Hüllya
Koçyiğite kimler şarkıcı olmamıştır ki) Herkes
sahnededir. Bir tek Şoray hariç. Bu durumda kıymeti
daha da artır.[17]
Seyircisi genellikle
kadındır... Kadın seyircisi önünde kadın kahramanı ağır basan filmlerde oynar.
Ne va ki, oynadığı kadın tipleri birbirine benzer ve
konularda hemen hemen aynıdır.[18]
Ya şarkıcı, ya acılı bir annedir ya da hapishaneye
düşer... Seyirci bu tip filmlerden bıkar ve birçok film iş yapmaz. Şartlar
giderek değişmekte ve Şoray’a artık farklı filmlerde
oynamak istemektedir. Değişik bir film olan Ana’da oynamayı bu yüzden kabul
eder. Bu film farklıdır çünkü, ilk kez makyajsız, takma kirpikleri, şık
giysileri olmadan, bir köylü kadını olarak seyirci karşısına çıkacaktır. Bu
film Türkan’ın oyunculuğunda gerçek bir dönüm noktasıdır. Kendisinde o güne dek
bilmediği bir şeyi keşfetmiştir: gerçek, sahici, yaşayan bir insanı
canlandırmak, bir klişe değil, bir karakter yaratmak.. Bu dönüşüm yalnız onun
meslek yaşamını değil, tüm sinemamızı etkileyecek dönüm noktası olmuştur.
[19]
Bunun ardından “Vesikalı Yarim”de oynar ve Antalya film şenliğinde 2. film
seçilir.
1960’ların sonunda
“Sultan” tam anlamıyla medyanın malıdır. Özel hayatında
Rüçhan Adlı’nın, kamuya dönük hayatında
medyanın... Dönemin dergileri sürekli ondan bahseder, yapıp yapmadığı
herşey olay olur, resimleri dönemin renkli basınını
süsler. Bu dönemde aydınlar tarafından da keşfedilir. Türk aydınları, geleneksel
Yeşilçam aşağılamalarını ve küçümsemelerini bir yana
koymuş, sinemamıza farklı bir gözle eğilmeye başlamışlardır. Bu eğilişin gereği
olarak da, sinemamızda esen bu önemli ve toplumsal fenomene büyük ilgi duyulmaya
başlanıyordu. Bu arada siyah beyaz filmlerin yerini de, renkli filmler almaya
başlamıştır.
VI.
Şoray’ın Sinemamızdaki Yeri (Şoray
Farkı)
1960’larda 4 büyükler
saltanatı söz konusudur. Temsil ettikleri kişilikler vardı. Fatma
Girik; baştan itibaren dinamik canlı, “acul”,
girişken kolay yılmayan, daha erkeksi, yeni yaşama kültürüyle dalga geçen, alt
kültüre yakın bir tip, Filiz Akın; daha modern, toplumun Batı’ya dönük yüzüydü.
O ince sarışın ve kırılgan kişiliğiyle halk kızlarını oynasa da pek inandırıcı
olmayacak, daha çok zengin kızlarını, “burjuva güllerini” temsil ederek biraz
farklı bir alana geçecekti. Hülya Koçyiğit, geniş bir canlandırma yelpazesi ve
çok farklı kimliklere bürünme yeteneği olan, her kalıba giren, her sınıfa ait
olabilen, ama nedense yanlış anlamlarla, ayrılıp birleşmeler dolu kederli aşklar
yaşaman kibar evin kızı...
[20]
Türkan
Şoray ise; güzel, çekici, alımlı bir kadın kişiliği
yaratacak ve bunu hem güldürü, hem dramda aynı başarıyla sürdürecekti. Sosyal
kökenler itibarıyla bir uçtan öbürüne, bir kutuptan diğerine kolaylıkla gidip
gelebilecekti. Türk toplumu, sanatçının halk kızı veya burjuva dilberi
tiplemelerini aynı ilgiyle ve onayla kabul edip bağrına basacaktı. Oynadığı
rollerle simgeleşecekti. Türk kadınını simgeleyecektir.
Tip olarak ta Türk
kadınını yansıtmaktadır. Türk sinemasının en güzel resim veren kadın
oyuncusudur. Sinemasal açıdan zengin, seyirciyi çarpan bir görüntüsü vardır.
Halkın içinde gelmesi zor şartlarda büyümesi onu halka daha yakın kılacaktır.
Türk sinemasında hiçbir kadın oyuncu onun gibi çevresinde yaygın bir etkinliğe
sahip olmamıştır. Ayrıca “İkinci efsane”*
boyutlarına ulaşan bir yıldızdır. Güzelliği hep abartılıdır ama sıcaklığı da
tartışılmaz.[21]
Bu özellikleriyle
sinemamızda farklı bir yer açacaktır. Böylece sinemada hep zirvede kalmayı
başarmıştır. Diğer kadın sanatçılara örnek olmuş, uygulamalarıyla da takip
edilmiştir. Sinemada en yüksek fiyata sahip oyuncu oluşu, en çok aşık olunan
kadın oluşu, kendine has yasaklar koyuşu, her rolün altından başarıyla kalkması,
farklı güzelliği, sıcaklığı, bir sultan, bir efsane oluşuyla ve yukarıda
saydığım diğer yönleriyle sinemada bir numara haline gelmiş ve böylece
sinemadaki yerini de belirlemiştir.
VII-1970’ler
Şoray, Sinema ve Toplum
Şoray,
değişir gözüken bir şeylere karşın, 1970’lerin başlarında da sinema siyasetini
hemen hemen aynen sürdürür. Yılda yine 10-12 film
yapıyordu. Ünlü yazarların eserlerine el atılır. Fakat çokta başarılı olunmaz.
Sultan Gelin, Cemo gibi yarım başarılar elde
edilirken, Vukuat Var, Asiye Nasıl Kurtulur gibi filmlerde fiyaskoyla
sonuçlanır. Ünlü yönetmenler (Atıf Yılmaz, Osman Seden,
Halit Refiğ..)
Çalışmakta pek bir şey değiştirmiyordu. (arada istisnalar çıkmıyor değildi.
Güllü ve devamı Güllü Geliyor Güllü o dönem iş yapan filmleri arasında yer
alacaktı. O düzen ve mantık içinde gerçekten iyi ve kalıcı bir şey
yapılamıyordu.
70’lerin başında yine
zirvede gözükmektedir. Fakat o artık daha değişik, daha farklı
birşeyleri arama çabasındadır. 1972 yılıyla
birlikte mesleki yaşamında yeni bir dönem açılır. Film sayısını ciddi anlamda
azaltır. Bu yıla iki filmi damgasını vuracaktır. Biri
Cemo’dur. Filmin olay olması kalitesinden değildir. Bu filmin
çekimlerinde Şoray attan düşer ve felç olma
tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Olay, filme iyi bir reklam aracı olur. Asıl
büyük tepkilere yol açan olay ise bir diğer filmi “Dönüş”tür. Çünkü
Şoray’ın yönetmenlik denemesi yaptığı ilk filmdir.
Şoray birçok çevrenin eleştirisine maruz kalır.
(Türkan Şoray’ı destekleyen ender kişilerden biri de
o sıralar hapiste olan “Yılmaz Güney”dir. Gönderdiği
vizörde Şoray’ın rejisörlüğünü kutlar ve bu
olayla Sultanın kendine güveni daha da artar.) film bin bir güçlüğün ardından
tamamlanır. Filmin başarılı olmayacağı düşünülmektedir. Fakat beklenenin aksine
dikkat çekmiş ve başarılı olmuştur. Şoray,
eleştirmenlerin, sinema uzmanlarının ve de “ciddi basın”ın dikkatini çeker.
[22]
Film yılın en büyük
iş yapan filmi olur. Şoray’a daha önce yüz
çevirenler, bu kez onu sahiplenirler. Ayrıca “Dönüş” 1973’te “Moskova Film
Festivali”nde özel bir ödül alır. “Azap’ta (1973) ikinci yönetmenlik
denemesini gerçekleştirir fakat bu filmde başarılı olamaz.)
70’lerin başlarında O
hepsi birbirinin aynı, en azından benzeri dram veya komedilerden daha kişilikli,
daha gerçekçi filmlere doğru kaymasında, belki yıllardır süre gelen aklı
başında, sorumlu ve oldukça poltize bir eleştirinin
katkısı olmuştur. Ama temel neden, Türk toplumunun o yıllardaki genel havasıdır.
1960 sonlarındaki kilitlenmiş bir siyaset hayatı, ülkeyi karışıklığa, hatta
anarşiye götürmüş ve 12 Mart 1971 muhtırasını hazırlayan şartları yaratmıştır.
Ülkede sokak eylemleri, kardeş kavgasına doğru yol açan çatışmalar, kaçırma,
suikast vs. gibi olaylarla hemen her kesim bu hareketli çalkantının içinde şöyle
veya böyle yol alıyordu.[23]
Artık sinemada o uzun
yıllar sürdürdüğü pembe rüyadan uyanıyordu. Yönetmenler ilk defa gerçekçi
konulara el atmakta, Anadolu bozkırlarında mekan bakmakta, köylü kadınların
dramını keşfetmektedirler. Başta Türkan Şoray ve
diğer ünlü starlar, gerçekten yaşamış ve yaşayan kadın portreleri çizmeye
sıvanmıştır. Konfeksiyon usulü yapılan filmlerin yerini daha gerçekçi konular,
daha kapsamlı yaklaşımlar, daha bütüncül çabalar almaktadır. Fakat bu da işe
yaramamış Yeşilçam’ın sonunu hazırlamıştır.
74-75 yıllarındaki
seks filmleri ise Yeşilçam’a gerçek anlamda büyük
bir darbe vuracaktır. Sinemaya birden porno filmler
gelmeye başlamıştır. Yeşilçam’da da bu yön
doğrultusunda bir sektör oluşur. Ayrıca bu dönem de TRT yayın hayatına başlar ve
halk sinemaya gitmek yerine evlerini tercih eder hale geleceklerdir. Buda büyük
bir krize yol açacaktır. Şoray’da bundan nasibini
alacak ve 1974’te sadece dört filmde rol alacaktır. 1975’te ise tek bir filmde.
1976’da porno film furyası birden toplumun
gündeminden çıkar. Ancak Yeşilçam artık bitmiştir.
Şoray sinemaya döner ama 70’lerin son yıllarını
sadece üçer filme geçirir. (80’lerde bu daha azalacaktır.)
Artık her film ayrı
bir proje olup, çok daha dikkatle üzerinde durulacaktır. 76’da 3.
Şoray yönetmenliği ürünü olan “Bodrum Hakimi”ni
çeker ve yeniden sahnededir. Yerini yeniden sağlamlaştırmıştır. 1977’de en güzel
filmlerinden biri olan “Selvi Boylum al Yazmalım” da
oynar. Bu filmle Ruslardan Şoray’a en iyi kadın
oyuncu ödülü gelir.
1976’dan beri çektiği
filmlerle Şoray 2-3 yıl içinde eski popülerliğini
geri getirmiştir. 74-75 bunalımı atlatılmış, yeniden setlere dönülmüş ve yeniden
Sultanlık tahtına oturulmuştu. Ama artık çok daha az film yapılıyor, her film
için uzun ön hazırlıklar gerçekleştiriliyor, her blir
proje ayrı ve farklı bir çabayı gerektiriyordu. Türk sinemasında artık farklı
bir dönem başlamıştır. Şoray yine zirvedeydi.
Üstelik TV’yi kullanıyordu. TRT ekranlarına gelen eski filmleri büyük ilgi
çekiyor, genç kuşakta onu keşfediyordu.[24]
Ayrıca reklamlarda da boy göstermeye başlamıştı. Yaşanılan ekonomik koşullar ve
vb. nedenlerden dolayı da Şoray 70’li yılları iki
filmle noktaladı.
VIII-1980’ler ve
Sonrası Şoray, Toplum ve Sinema
Bu hızlı dönemden
sonra Şoray bir süre setlerden uzak kalır. 80’de
film yapmaz. 1981’de ise son yönetmenlik ürünü olan “Yılanı Öldürseler” ile geri
döner. Bu arada halk sinemaya gitmeyi reddeder. Artık yeni bir kuşak, yeni
yönetmenler, yeni bir anlayış doğuyordu. (ve 80’li –90’lı yıllar boyunca
Şoray’da bir çok yeni yönetmene destek verdi.) Zaten
Türk Sinemasında bilinçlilik dönemi /yeni sinema hareketi 1970’lerden sonra
basılacak, 1980’lerle ise bağımsız sinemanın önü açılır. 80’lerde sinemamızda
artık daha aydın, daha incelmiş ürünler, büyük kentin orta sınıflarına dönük
hikayeler vermeye başlayan daha özel bir alan olmaya doğru gidecektir.
1983’te şarkıcı ve
türkücülerin oynadığı arabesk ağırlıklı filmler Türk Sinemasındaki yerini ne
kadar korumaya çalışsa da, kadın dünyalarını sorgulayan “kadın filmleri” öne
çıkmaya başlayacaktır. Yine bu yıl da yasal boşlukların egemen olduğu bir
dönemdi. Patlama sürecine geçen “video olayı” ciddi bir tehlike oluşturacaktır.
Bir yanda “video korsanları” tarafından hakları çiğnenen film sahipleri, diğer
yanda birahane, kahvehane gibi halka açık umumiyetlerde video gösterilerinin
yaygınlaşması, Türk sineması için büyük bir darbeydi. Bu dönem Türkan
Şoray içinde inişli çıkışlı geçmiştir.[25]
Değişen koşullar ve
yaşanan ekonomik krizler nedeniyle 1980-86 yıllarında ikişer filmle yetinmek
zorunda kalan Türkan Şoray 1987’de bu sayıyı dörde
çıkarır.
80’li yıllar
Şoray’ın hem mesleğinde hem de özel yaşamında önemli
değişikliklere sahne olacaktır. Şoray kanunları
yıkılacak, oynadığı “mine” adlı filmiyle “kadın filmleri” akımını da açacaktır.
Özel yaşamında ise yirmi yılını feda ettiği Rüçhan
Adlı’yı 1983’te terk edecek, aynı yıl sinema ve
tiyatro sanatçısı Cihan Ünal ile evlenecektir. 84’te annesini kaybedecek ve bir
süre sonrna kızı dünyaya gelecektir.
Şoray Ünal çifti beraber birkaç filmde beraber
oynarlar fakta beklenin işi yapmaz. 87’de çift ayrılır. 90’lı yıllarda birkaç
filmle kapatır Şoray. 94’te babasını, 95’te de büyük
aşkı Rüçhan Adlı’yı
kaybeder. Bu yıllarda seyircisinin karşısına birkaç dizi filmle gelmeyi de
ihmal etmez. 2000 yılında çevirdiği “İkinci bahar” adlı dizi ise diğerlerinden
çok farklı bir yere sahip olacaktı.
IX. TÜRKAN ŞORAYIN
ALDIĞI ÖDÜLLER
1964
I. Antalya Film
Festivali. “Acı Hayat”la “en başarılı kadın oyuncu.” (Altın Portakal)
1968
5. Antalya Film
Festivali: “Vesikalı Yarim”le “en başarılı kadın
oyuncu”. (Altın Portakal)
1969
Ekspress
Gazetesi: Halk oyu ile “yılın kadın artisti”
1971
Ekspress
Gazetesi: Halk oyu ile “yılın kadın artisti”.
1973
5. Adana Film
Festivali: “Mahpus”la “en başarılı kadın oyuncu”. (altın Koza)
Moskova Film Şenliği
(Rusya): “Dönüş”le “özel ödül”.
Ankara
Gazeticiler Cemiyeti: “Yılın Artisti”
Kelebek Gazetesi:
Halk oyu ile “yılın kadın sanatçısı”.
Kıbrıs Gazeteciler
Cemiyeti: “Yılın Sanatçısı”
Tercüman Gazetesi:
Halk oyu ile “en iyi sanatçı”
İzmir Kadınlar
Birliği: “Dönüş”le “en iyi kadın oyuncu”.
1978
Taşkent Film Şenliği:
“Selvi Boylum Al Yazmalım”la
Uluslarrası Aytmatov Kulübü’nün geleneksel
ödülü.
1987
27. Antalya Film
Festivali: “Hayallerim, Aşkın ve Sen”deki yorumuyla “en iyi kadın oyuncu”.
(Altın Portkal)
1990
2. İzmir Film
Festiali: “Altın Artemis
onur ödülü.”
1992
8.
Bastia Akdeniz Sinemaları
Festiali “Soğuktu v Yağmur Çiseliyordu”daki
yorumuyla “en iyi kadın oyuncu”.
1994
6. Ankara Film
Festivali: “Emek ödülü”.
31. Antalya Film
Festieali: “Bir Aşk Uğruna”daki
yorumuyla “en iyi kadın oyuncu”. (Altın Portakal)
1996
15. Uluslararası
İstanbul Film Festivali: Sinema onur ödülü
Magazin
Gazeticiler Derneği 4. Altın Objektif Ödülü, Onur
Ödülü.
1999
Roma Film
Festiali: Büyük Ödül
2. Uçan Süpürge Kadın
Filmleri Festivali: Kadın yönetmen ödülü.
2000
Marmara Üniversitesi
İletişim Fakültesi: Zirvedekiler 2000 ödülü
31. Antalya Film
Festivali: “Bir Aşk Uğruna”daki yorumuyla “en iyi
kadın oyuncu.” (Altın Portakal)
2001
Sakıp Sabancı Türk
Kalp Vakfı: “İkinci Bahar” dizisiyle “iyi kalp ödülü”.
2001
İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi-Tekofaks
Panasonic: “İkinci Bahar” dizisindeki rolüyle “2000 yılının başarılı
iletişimci ödülü.”
Akademi İstanbul:
“Yılın en başarılı sanatçısı ödülü”.
TÜRKAN ŞORAY FİLMOGRAFİSİ
1960
Köyde Bir Kız Sevdim, Aşk Rüzgarı, Güzeller Resmi Geçidi, Utanmaz Adam.
1961
Afacan, Aşk ve Yumruk, Dikenli Gül, Gönülden Gönüle,
Hatırla Sevgilim, Kaderin Önüne Geçilmez, Kardeş Uğruna, Melekler Şahidimdir,
Otobüs Yolcuları, Sevimli Haydut, Siyah Melek.
1962
Acı Hayat, Allah Seviniz Dedi, Aşk Yarışı, Bardaktaki Adam, Billur Köşk, Bizde
Arkadaş mıyız, DikmenYıldızı, Kırmızı Karanfiller,
Lekeli Kadın, Ne Şeker Şey, Ümitler Kırılınca, Zorlu Damat,
1963
Acı Aşk, Ayşecik Canımın İçi, Badem Şekeri, Beni Osman Öldürdü, Bütün Suçumuz
Sevmek, Çalınan Aşk, Çapkın Kız, Dağlar Kralı, Genç Kızlar, İki Kocalı Kadın,
Küçük Beyin Kısmeti, Sayın Bayan.
1964
Adanalı Tayfur Kardeşler, Anasının Kuzusu, Bomba Gibi Kız, Bücür, Fıstık Gibi
Maşallah, Gençlik Rüzgarı, Gözleri Ömre Bedel, Kader9 Kapıyı Çaldı, Kızgın
delikanlı, Macera Kadını, Mualla, Öksüz Kız,
Yılların Ardından,
1965
Ekmekçi Kadın, Elveda Sevgilim, Garip Bir İzdivaç, Hayatımın Kadını, Komşunun
Tavuğu, Sana Layık değilim, Seven Kadın Unutmaz, Siyah Gözler, Sürtük, Vahşi
Gelin, Veda Busesi.
1966
Akşam Güneşi, Altın Küpeler, Anaların Günahı, Çalıkuşu, Çamaşırcı Güzeli, Düğün
Gecesi, El Kızı, Eli Maşalı, Günahkar Kadın, Karanfilli Kadın, Kenarın Dilberi,
Meleklerin İntikamı, Meyhanenin Gülü, Siyah Gül.
1967
Ağlayan Kadın, ana, Ayrılsak da Beraberiz, Bir Dağ Masalı, Her Zaman
Kalbimdesin, Kara Duvaklı Gelin, Kelepçeli Melek, Ölümsüz Kadın, Sinekli Bakkal,
Tapılacak Kadın.
1968
Abbase
Sultan, Ağla Gözlerim, Artı Sevmeyeceğim, aşk Eski Bir Yalan,
Ayşem, Dünyanın En Güzel Kadını, Kadın Değil Baş
Belası, Kadın intikamı, Kadın Severse, Kahveci Güzeli, Vesikalı Yarim.
1969
Aşk Mabudesi, Ateşli Çingene, Bana Derler Fosforlu, Buruk Acı, Fosforlu
Cevriye, Günah Bende mi, Köle Olayım, Sana
Dönmeyeceğim, Seninle Ölmek İstiyorum, Son Bahar Rüzgarları.
1970
Ağlayan Melek, Arım Balım Peteğim, Birleşen Yollar, Buğulu Gözler, Bülbül
Yuvası, Hayatım Sana Feda, Herkesin Sevgilisi, Kara Gözlüm, Mağrur Kadın, Mazi
Kalbimde Yaradır, Merhamet, Tatlı Meleğim
1971
Ateş Parçası, Bir Genç Kızın Romanı, Bir Kadın Kayboldu, Gelin Çiçeği, Gülüm
Dalım Çiçeğim, Güllü, Mavi Eşarp, Melek mi, Şeytan mı, Sevmek ve Ölmek Zamanı,
Unutulan Kadın, Yedi Kocalı Hürmüz.
1972
Cemo,
Çile, Dönüş, Sisli Hatıralar, Vukat Var, Zulüm.
1973
Asiye Nasıl Kurtulur, Azap, Dert Bende, Gazi Kadın, Güllü Geliyor Güllü, Mahpus,
Namus Borcu, Sultan Gelin, Yalancı.
1974
Açlık, Bal Kız-Şenlik Var, Çılgınlar, Yüreğimde Yare Var.
1975
Acemle Koca Aranıyor
1976
Bodrum Hakimi, Deprem, Devlerin Aşkı
1977
Baraj, Dila Hanım, Selvi
Boylum Al Yazmalım.
1978
Bir Aşk Masalı, Cevriyem, Sultan, Tatlı
Nigar
1979: Hazal, Küskün çiçek
1981: Yılanı Öldürseler
1982: Mine, Seni Kalbime Gömdüm
1983: Metres, Seni Seviyorum
1984: Bir Sevgi İstiyorum
1985: Bir Kadın Bir Hayat, Körebe
1987: Gramafon Avrat, Hayallerim Aşkım ve Sen, On
Kadın, Rumuz Gonca Gül.
1988: Ada
1989: ölü Bir Deniz
1990: Berdel, Menekşe Koyu, Soğuktu ve Yağmur
Ciseliyordu.
1993. Şahmaran.
1995: Yerçekimli Aşklar
1997: Nihavent Mucize
2003: Gönderilmemiş Mektuplar
DİZİLER
Tatlı Betüş (1993), Bir Aşk Uğruna (1996),
Gözlerinde Son Gece (2000), İkinci Bahar (2000), Tatlı Hayat (2002)
SONUÇ
Türkan
Şoray’ın varlığı, Türk sineması için, kimilerinin
sandıkları ve düşündükleri gibi yalnızca çok güzel yüzlü bir insan olarak
dondurulamaz. Türk sinemasında birçok yıldız yalnızca fizik görüntüleriyle
psikolojiyi ve duyarlığı kartonlaştırırken, hemen yalnız o, giderek güçlenen
oyunculuğu, giderek bilinen sesizş ve duyuşuyla,
giderek anlamlılığa bürünen ifadesiyle canlandırdığı rol üzerinde egemenlik
kurmuş, en düz, en yalın bir hikayeyi bile gerilim olay, entrika tutkunu seyirci
kitlesine onaylatabilmiştir.[26]
60 yıllık Türk
sineması tarihinde hiçbir kadın oyuncu Türkan Şoray’ın
çizgisine ulaşamamıştır. Gerçekten de hiçbir kadın oyuncu, bilinçli ya da
bilinçsiz, durum hangi çizgide olursa olsun halka böylesi ve bir diyalog
kuramamıştır... Ve Şoray şimdi, Türk sinemasının en
son “efsane kadın”, olarak ününü sürdürmektedir.[27]
Türkan Şoray
1945
yılında İstanbul’da doğdu. Köyde Bir Kız Sevdim adlı filmiyle sinemaya
geçti (1960). Ayrıca Dönüş'le başlayarak, yönetmenlik yaptı. Oyuncu Cihan Ünal
ile evlenip ayrıldı. Türk sinemasının en uzun soluklu yıldız oyuncusu olup
halk içinde efsane boyutlarına ulaştı.
FİLMLERİ
Cemile Cemile 2006
Mürüvvetsiz Mürüvvet Mürüvvet 2004
Gönderilmemiş Mektuplar Gülfem 2002
Tatlı Hayat Sevinç 2001
İkinci Bahar Hanım 1999
Nihavend Mucize Suzan 1997
Gözlerinde Son Gece 1996
Yer Çekimli Aşklar 1995
Bir Aşk Uğruna Selma 1994
Tatlı Betüş Betüş 1993
Şahmaran Sultan 1993
Menekşe Koyu Neriman 1991
Berdel 1990
Soğuktu Ve Yağmur Çiseliyordu 1990
Ölü Bir Deniz Yüksel 1989
Ada Eser 1988
Rumuz Goncagül Gülsün 1987
On Kadın 1987
Gramofon Avrat Cemile 1987
Hayallerim, Aşkım Ve Sen Derya Altınay 1987
Bir Kadın Bir Hayat 1985
Körebe Meral 1985
Bir Sevgi İstiyorum Melike 1984
Seni Seviyorum Aygül,Selma 1983
Metres Feride 1983
Seni Kalbime Gömdüm Eylül 1982
Mine Mine 1982
Yılanı Öldürseler Esme 1981
Küskün Çiçek 1979
Hazal Hazal 1979
Tatlı Nigar Nigar 1978
Cevriyem Cevriye 1978
Bir Aşk Masalı Banu 1978
Sultan Sultan 1978
Dila Hanım Dila Hanım 1977
Selvi Boylum, Al Yazmalım Asya 1977
Baraj Ayşe 1977
Devlerin Aşkı 1976
Bodrum Hakimi Nevin 1976
Deprem Zeynep 1976
Acele Koca Aranıyor 1975
Açlık Meryem 1974
Çılgınlar 1974
Yüreğimde Yare Var Nurten 1974
Şenlik Var / Bal Kız Zeliş/Leyla Taner 1974
Dert Bende 1973
Gazi Kadın / Nene Hatun Zeynep 1973
Namus Borcu 1973
Yalancı / Çok Yalnızım 1973
Sultan Gelin Sultan 1973
Asiye Nasıl Kurtulur 1973
Güllü Geliyor Güllü Güllü 1973
Azap Elif 1973
Mahpus Ümmühan 1973
Çile Elif 1972
Sisli Hatıralar Dürrin Akbel 1972
Zulüm Ayla 1972
Vukuat Var Güllü 1972
Dönüş Gülcan 1972
Cemo Cemo 1972
Bir Genç Kızın Romanı Selma 1971
Gülüm, Balım, Çiçeğim 1971
Bir Kadın Kayboldu 1971
Güllü Güllü 1971
Yedi Kocalı Hürmüz Hürmüz 1971
Unutulan Kadın Zeynep 1971
Melek Mi Şeytan Mı? / Asrın Kadını Nesrin 1971
Ateş Parçası Azize 1971
Sevmek Ve Ölmek Zamanı 1971
Gelin Çiçeği 1971
Mavi Eşarp Leyla 1971
Mağrur Kadın 1970
Tatlı Meleğim Leyla 1970
Herkesin Sevgilisi 1970
Merhamet 1970
Arım, Balım, Peteğim Zeynep 1970
Birleşen Yollar Feyza 1970
Mazi Kalbimde Yaradır Şükran/Türkan 1970
Ağlayan Melek Sabahat 1970
Buğulu Gözler Canan 1970
Hayatım Sana Feda Zeynep Sonar 1970
Kara Gözlüm Azize 1970
Bülbül Yuvası Nerime 1970
Günah Bende Mi? 1969
Ateşli Çingene 1969
Seninle Ölmek İstiyorum Selma 1969
Sana Dönmeyeceğim 1969
Sonbahar Rüzgarları Nalan 1969
Kölen Olayım 1969
Fosforlu Cevriye Fosforlu Cevriye Necla 1969
Buruk Acı Ülker 1969
Aşk Mabudesi Leyla 1969
Bana Derler Fosforlu Fosforlu 1969
Kadın Değil, Baş Belası Çengi Naciye 1968
Kadın İntikamı 1968
Ağla Gözlerim 1968
Artık Sevmiyeceğim 1968
Aşk Eski Bir Yalan 1968
Dünyanın En Güzel Kadını 1968
Kadın Severse 1968
Hapishane Gelini Çengi Naciye 1968
Abbase Sultan Abbase 1968
Ayşem Ayşe 1968
Kahveci Güzeli Nermin 1968
Vesikalı Yarim Sabiha 1968
Tapılacak Kadın 1967
Her Zaman Kalbimdesin 1967
Kara Duvaklı Gelin 1967
Kelepçeli Melek 1967
Ölümsüz Kadın 1967
Sinekli Bakkal Rabia 1967
Ağlayan Kadın 1967
Ana Döndü 1967
Ayrılsak da Beraberiz 1967
Bir Soförun Gizli Defteri 1967
Bir Dağ Masalı 1967
Çamaşırcı Güzeli 1966
El Kızı 1966
Eli Maşalı 1966
Ferhat ile Şirin 1966
Günahkar Kadın 1966
Karanfilli Kadın 1966
Meyhanenin Gülü 1966
Siyah Gül 1966
Düğün Gecesi 1966
Anaların Günahı 1966
Meleklerin İntikamı 1966
Kenarın Dilberi 1966
Çalıkuşu Feride 1966
Akşam Güneşi Jülide 1966
Altın Küpeler Aylin 1966
Vahşi Gelin 1965
Veda Busesi 1965
Ekmekçi Kadın 1965
Elveda Sevgilim 1965
Garip Bir İzdivaç 1965
Hayatımın Kadını 1965
Siyah Gözler 1965
Sürtük 1965
Komşunun Tavuğu 1965
Seven Kadın Unutmaz 1965
Sana Layık Değilim Türkan 1965
Öksüz Kız 1964
Bomba Gibi Kız 1964
Yılların Ardından 1964
Bücür 1964
Gençlik Rüzgarı Fatma 1964
Gözleri Ömre Bedel 1964
Kader Kapıyı Çaldı 1964
Macera Kadını 1964
Anasının Kuzusu 1964
Kızgın Delikanlı 1964
Fıstık Gibi Maşallah Gülten 1964
Mualla 1964
Dağların Aslanı 1964
Adanalı Tayfur Kardeşler Türkan 1964
Ayşecik Canımın İçi 1963
Genç Kızlar 1963
Badem Şekeri 1963
Bütün Suçumuz Sevmek 1963
Çalınan Aşk 1963
İki Kocalı Kadın 1963
Sayın Bayan 1963
Küçük Beyin Kısmeti 1963
Beni Osman Öldürdü 1963
Çapkın Kız 1963
Köroğlu-Dağlar Kralı 1963
Acı Aşk 1963
Adanalı Tayfur 1963
Ne Şeker Şey 1962
Ümitler Kırılınca 1962
Dikmen Yıldızı 1962
Kırmızı Karanfiller 1962
Allah Seviniz Dedi 1962
Zorlu Damat Gönül 1962
Aşk Yarışı Zeynep 1962
Bardaktaki Adam 1962
Bir Haydut Sevdim 1962
Billur Köşk 1962
Lekeli Kadın 1962
Acı Hayat Nermin 1962
Biz de Arkadaş mıyız? Nihal 1962
Kardeş Uğruna 1961
Afacan 1961
Aşk Ve Yumruk 1961
Dikenli Gül 1961
Gönülden Gönüle 1961
Kaderin Önüne Geçilmez 1961
Sevimli Haydut 1961
Utanmaz Adam 1961
Hatırla Sevgilim 1961
Siyah Melek (Zincirler Kırılırken) 1961
Melekler Şahidimdir 1961
Otobüs Yolcuları Nevin 1961
Aşk Rüzgarı 1960
Köyde Bir Kız Sevdim 1960
Güzeller Resmi Geçidi 1960
Filmleri - Yönetmen (4 Film)
Yılanı Öldürseler 1981
Bodrum Hakimi 1976
Azap 1973
Dönüş 1972
Filmleri - Senaryo (2 Film)
Yılanı Öldürseler 1981
Buruk Acı 1969
Filmleri - Eserleri (3 Film)
Dönüş 1972
Buğulu Gözler 1970
Buruk Acı 1969
Ödülleri
5.Adana Altın Koza Film Şenliği, 1973
En İyi Kadın Oyuncu Mahpus
8.Akdeniz Ülkeleri Film Festivali, 1988
En İyi Kadın Oyuncu Hayallerim, Aşkım Ve Sen
10.Akdeniz Ülkeleri Film Festivali, 1990
En İyi Kadın Oyuncu Soğuktu Ve Yağmur Çiseliyordu
1.Antalya Film Şenliği, 1964
En İyi Kadın Oyuncu Acı Hayat
5.Antalya Film Şenliği, 1968
En İyi Kadın Oyuncu Vesikalı Yarim
24.Antalya Film Şenliği, 1987
En İyi Kadın Oyuncu Hayallerim, Aşkım Ve Sen
31.Antalya Film Şenliği, 1994
En İyi Kadın Oyuncu Bir Aşk Uğruna
33.Antalya Film Şenliği, 1996
Yaşam Boyu Onur Ödülü
15.İstanbul Film Festivali, 1996
Onur Ödülü