Türk Sinemasında SANSÜR Tarihi
Nizam Eren
1 - SANSÜR UYGULANAN İLK FİLM MÜREBBİYE VE SANSÜR ÖYKÜSÜ-

Dünya Savaşı sonu. İşgal Kuvvetleri İstanbul’da. Sinemalarda Mürebbiye diye bir film oynuyor. 1919 yılında Hüseyin Rahmi’nin aynı adlı eserinden Ahmet Fehim tarafından sinemaya uyarlanmış filmde bir Osmanlı konağındaki çapkın bir fransız mürebbiyenin aşkları anlatılıyor. Çapkın mürebbiye konaktaki herkesi baştan çıkarır. Bunu göre Fransız işgal kuvvetleri generali Pronşe filmdeki bir fransız kızının düşük ahlaklı oluşunu kabullenemiyor ve filmin Anadolu’da gösterimini yasaklıyor. Böylelikle Türk sinemasındaki ilk sansür olayı gerçekleşiyor. 

2 - SANSÜR KURULUNUN BAŞLANGICI İZMİR İKTİSAT KONGRESİ KARARLARI-

7 Şubart 1923 de İzmir İktisat kongresi toplandı. Kongrede bazı üyeler ahlaka aykırı filmlere sansürün uygulanması gerektiğini belirttiler. 1932 yılına kadar merkezi bir sansür kurulu kurulmadı ama film gösterime girmeden önce mahalli polis tarafından izlenir ve filmin uygun görülmeyen yerlerini kesebilir sonra gösterimine izin verilirdi.
1932 yılında ilk merkezi sansür kurulu kurulmuştur. Valilerde olan yetki içişlerine bağlanmıştır. İlk kurul Genel Kurmay , Milli Savunma ve İçişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşuyordu. 1934 yılında çıkan Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununun bir maddesi film senaryolarına ve film çekimlerine müdahale hakkı tanıdı. 1939 yılında çıkan bir tüzükle de sansür son katı halini aldı. Herhangi bir dinin propagandasını yapan, devletlerin siyasi propagandasını yapan, ideolojik propaganda yapan, suça teşvik eden, genel ahlaka aykırı ve askerliği kötüleyen filmler yasaklanmıştır. 

3 - ÇOK PARTİLİ DÖNEM SONRASI SANSÜR -VURUN KAHPEYE ÖYKÜSÜ-

Tek partili dönemin tiyatro kökenli sinema anlayışı terk edildi. Yeşilçam dediğimiz sinemacılar kuşağının ortaya çıkması çok partili dönemle başlar.
1949 yılında Ömer Lütfi Akad’ın Vurun Kahpeye adlı filmin savaş sonrası ve çok partili döneme geçişin sembol filmlerinden biridir. Filmi bir iftira sonrası yobazlar tarafından linç edilen Aliye öğretmenin hikayesini anlatır. Film, tutucu çevrelerin tepkisini çekti. Önce sansür heyetinin büyük beğenisini kazanan film daha sonra bazı baskılar sonucu gösterimden kaldırıldı. Film tam 3 kez sansüre girerek gösterimine daha sonra devam etti. 

4 - BİR FİLMİN SANSÜRDEN GEÇMESİ İÇİN BÜROKRASİ

O dönemlerde film çekmek büyük bir bürokrasiydi. Yapımcı çekeceği filmin senaryosunu semtim mülki amirine bir dilekçe ile başvurur, senaryo incelenmek üzere İç İşleri Bakanlığı ‘na gönderiliyor, bakanlık gerekli incelemeyi ve işlemleri yaptıktan sonra film kontrol komisyonuna veriyor, komisyon senaryoyu inceliyor, değişiklik önerileriyle birlikte yani kesilip biçilerek senaryo yönetmene geri veriliyordu. Bu öneriler doğrultusunda yönetmen filmi yanındaki memur nezaretinde çekiyor, çekilen filmler tekrar komisyon tarafından inceleniyordu. 

5 - SAVAŞ SONRASI SANSÜR

Savaş sonrası ülkeyi yabancı ideolojilerden koruma isteği, sansür kurulunu aşırı duyarlı yapmıştı. Atıf Yılmaz’ın 1953 de İtalya’da çektiği Hıçkırık filmi bu nedenle kuşa çevrilmişti. Gerekçe filmin geçtiği garı Mussolini’in yaptırmış olmasıydı ve filmde Mussolini heykellerinin görünmesiydi. Yönetmen Osman F. Seden’de 1954 de çektiği Kardeş Dursun filmi için sansürle epey uğraşan yönetmenlerden biridir. Bu filmin bir sahnesinde Karadenizden boğaz girişi göründüğü gerekçesiyle çıkarılması istenir. Gerekçe ise düşman gemilerinin boğaz girişini net bir şekilde görmüş olmalarıdır. Ayrıca plajda güneşlenen sevgililerin olduğu sahnede düşmanın çıkarma yapabileceği uygun kumsal imajı verildiği gerekçesiyle çıkarılması uygun görünmüştür. 

6 - YAZARLARA SİNEMADA SENARYO SANSÜRÜ NAZIM HİKMET - YAŞAR KEMAL-

Sansür Kurulu , bir çok yazara da yasak uyguluyordu. Bataklı Damın Kızı Aysel filminin senaristti Nazım Hikmet’ti. Ama filmde Hasan Cemil’in ismi geçiyordu. Çünkü mimli yazarların isimleri rahatlıkla kullanılmazdı. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Vedat Türkali gibi edebiyat ustaları izledi. Yaşar Kemal’ın Bu Vatanın Çocukları filminde Yılmaz Güneyde ilk kez yer almıştı. (1965) Senaristin adı Yaşar Kemal yerine izin alınabilsin diye sansür polisinin adı yazılmıştı. Ancak film, Antalya da En İyi Senaryo Ödülü alınca, ödül, Yaşar Kemal’in gözü önünde sansür polisine verildi. 

7 - SİYASİ İKTİDARIN SANSÜR KEYFİ

1960 da ordu yönetime el koydu. Yeni meclis çalışmaları sırasında Bülent Ecevit sinemadan sansürün kaldırılması için teklif vermiştir. Ancak bırakın meclisden destek bulmayı sinema dünyasından da hiçbir destek bulamamıştır. Bülent Ecevit, daha sonra bu teklifin zamansız olduğu fikrine varmıştır. 
Politik iktidar için sinema ürkütücü bir şeydi. Halkı sinemadan uzak tutmak için politikalar geliştirilmeliydi. Mahallenin Sevgili (Memduh Ün) filminde filmdeki dozer sahnesi halkın üzerinde vahşet etkisi yaratır diye ve devlet malı dozerin özel biri tarafından özel amaçla kullanılamayacağı gerekçesiyle yasaklanmıştı. Ama asıl nedenler başkaydı tabi. 1960 yılında Orhan Kemal’in Suçlu filmi ise en çok kesilmiş filmlerden birisiydi. Film tam 28 yerden kesildi. 1962 yılındaki Metin Erksan’ın çektiği Yılanların Öcü filmide, sansürün hışmına uğrayan filmlerden biriydi. Fakir Baykurt’un bu romanı Cumhuriyet Gazetesi’n de yayımlanmış ve Yunus Nadi ödülü kazanmıştı. Ama film haline gelince yasaklandı. 

8 - ORDUNUN SANSÜRE BAKIŞI 

Şafak Bekçileri filmi 1962 yılında içindeki uçak düşme sahneleri yüzünden yasaklanmıştı. Gerekçe gençleri askerlikten soğutabilirdi. Ayrıca Pilot rolündeki Göksel Arsoy üzerinde üniforma varken sevgilisini öpüyordu. Ancak sansür Kurulunun bu kararına karşın Hava Kuvvetleri Komutanı filmi izleyerek kesintisiz oynatma izni vermiştir. 

9 - MECLİSTE İLK SANSÜRE KARŞI TEKLİF

1963 de T.İ.P. ( Türkiye İşçi Partisi) sansürün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Özgürlüklerin yasayla saptanması gerektiğini ama uygulamada nizamnamelerle yürütüldüğünü ileri süren T.İ.P. sansüründe bu bağlamda sanat özgürlüğüne aykırı olduğunu savundu. Eğer sinema eseri vasıtasıyla suç işlenirse bunu yargı karara bağlar mantığı ile Anayasa Mahkemesine başvuran T.İ.P., aslında bir bakıma Anayasa Mahkemesi’nin daha ilk yıllarında kamu adına tarihi bir fırsat vermişti. Ancak mahkeme başvuruyu reddetti ve tarihi fırsatta böylece kaçmış oldu. 
Aynı yıllarda Suphi Baykam da bir kanun teklifi hazırlayarak konuyu meclise getirdi. Ancak teklif bir sonuca ulaşmadı. 

10 -SANSÜRDEN KAÇIRILAN VE ALTIN AYI KAZANAN FİLM -SUSUZ YAZ ÖYKÜSÜ- Metin Erksan, 1963 de, Necati Cumali’nin SUSUZ YAZ adlı romanını sinemaya uyarladı. Film, sansür kurulunun festivale katılmasına izin vermemesine karşın, Berlin’e gitti ve Altın Ayı ödülünü kazandı. İlk kararda yurt dışına gitme hakkı bulunan film, festivale katılma izni isteyince kurul tekrar toplanıp ‘Türkiye’yi kötü gösterdiği’ gerekçesiyle filmin festivale katılımını yasaklıyorlar. Film, buna rağmen kaçak yollardan Berlin’e ulaşır ve bilindiği gibi en büyük ödül olan Altın Ayı’ı alır. Alınca yurda dönen ekibe Kültür Bakanlığı sanki kendisi yasaklamamış gibi bir kutlama kokteyli verir. Kokteyl ile yetinmeyip Erol Taş’a , Metin Erksan’a ve Hülya Koçyiğit’e ödüllerde verir. 

11 - TÜRK SİNEMASINDA İLK EROTİK GÖRÜNTÜ

Aynı yıllarda Gurbet Kuşları adlı filmde Sevda Ferdağ’ın göğsü tesadüfen açılıyor ve filmin inanılmaz iş yapmasına neden oluyordu. O tarihe kadar gerek dünya gerekse Türk sinemasında kadın göğsü hiç görünmemişti. İşin garip tarafı ideolojik yada ahlaki olarak oldukça katı olan sansür kurulu bu sahne için onay verebilmişti. 

12 - DANIŞTAYCA YASAKLANAN İLK FİLM

1966 yılında bir filme karşı çok sert bir tavır alındı. Bu film, Fransa’da film eğitimi almış Alp Zeki Heper’in Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri adlı filmiydi. Film müstehcen bulunarak Danıştayca yasaklanmıştı. Filmin yönetmeni bir gazete röportajında ‘aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan’ demiştir. 

13 - YARGITAYCA AKLANAN İLK FİLM

1992 yılında gösterime çıkan TEMEL İÇGÜDÜ adlı film, Cumhuriyet tarihinde Yargıtay’ca aklanan ilk film olma özelliğini taşır. Joe Esterhas’ın senaryosunu yazdığı, Paul Verhoeven’in yönettiği ve Dünyanın bu filmle starlaştığını söylediği Sharon Stone ile Michael Douglas’ın başrollerini paylaştığı film, dünyada hasılat rekorları kırdığı bir sırada ülkemizde de gösterime girdi. Filmin 5. Haftasında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın filmdeki tahrik edici seslerden rahatsız olması üzerine kopyaların toplatılmasına karar verildi. Ancak bir bakanlığın (Kültür Bakanlığı) izin verdiği filme , bir diğer bakanlık (Adalet Bakanlığı) hayır demekteydi. Bu hukuksal açıdan tam bir skandaldı. Çünkü Yürütme ve Yasama organları birbirlerinin iç işlerine müdahale etmişlerdi. Konu kamu oyunca yakından izlendi. Medya 5 ay boyunca gündeminden düşürmedi ve film Yargıtayca, yasal prosedüre uygundur gerekçesiyle tekrar sinemalarda yerini aldı. (Tabi daha yüksek rakamlarla) 

14 - 68 KUŞAĞI FİLMLERİ

68’lerde toplumda hızlı bir politikleşme başladı. Yılmaz Güney’in Umut filmi böyle bir politikleşmenin içinden doğdu. Atının araba çarpması sonucu ölmesi ve geçimini bu ata bağlamış olan, meçhul bir definenin peşinden koşan faytoncunun öyküsü anlatılmaktadır. Film, Faytoncunun giyimi ve kuşamının fakirliğin bir sembolü olarak ele alınmasını, zengin otomobil sahibi hakkında takibat yapılamayacağı kanaati verilmesini, faytoncunun iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılmasını, Cabbar’ın (Yılmaz Güney) Amerikalı zenciyi soymasını, sabah namazının güneş doğarken kılınmasını sakıncalı bularak sansür kurulunca yasaklanmıştı. Film, 1971 yılında Danıştay kararıyla şartlı oynatılarak büyük ilgi gördü. 

15 - 71 DARBESİ SONRASI -SEX FİLMLERİ VE SANSÜR

12 Mart 1971 de ordu yönetime el koydu. 1971 yılında Kültür Bakanı Talat Sait Halman, bir komisyon kurdu. Üyeler sansürün kaldırılmasını tartışırken, başka bir yerde (Genelkurmay’da) başka bir tüzük hazırlanıyordu.
1972 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’n de Yılmaz Güney’in Baba filmi 1. Seçildi. Ama Yılmaz Güney’in politik tutumundan rahatsız olan çevreler, juriye baskı yapıp sonucun değişmesine neden oldular. Verilen ödül geri alındı. Bu dönemde reddedilen filmlerden biri de Tunç Okan’ın Otobüs filmiydi. Gerekçe Türkleri küçük düşürmesi ve aptal göstermesi, ayakta işeyen işçilerin ellerini yıkamadan sofraya oturmasının örf ve adetlere aykırı buluyor., sofrada bayat ekmek ve soğan bulunmasını Türklerin kötü beslendiği, şoförün dönülmez levhasına rağmen dönmesini Türklerin trafik kaidelerine uymaması, plastik sosisleri kemirmesini küçültücü buluyordu....Bu dönemde en çarpıcı şey ise filme Yaşar Kemal ve Aziz Nesin’in karşı çıkmasıydı.
1974’lerdeki sokak çatışmaları ailelerin sinemadan uzaklaşmasına neden olmuştu. Bu dönemde yeni bir sinema izleyicisi oluştu. Artık sinemalarda seks filmleri oynamaya başlamıştı. İtalyan seks-komedi tarzından etkilenen yerli sinema, zaman geçirmeden aynı yönteme başvurmuştur. Bu dönemin ilk filmi Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak adlı filmdir. Sansürün yasaklama korkusuna karşın erotik sahneler, sinemada vizyon öncesinde kopyaya eklenirdi. Zerrin Doğan ilk ‘porno yıldızı’ ünvanı alan star olmuştur. 

16 - MC ( MİLLİYETÇİ CEPHE) VE SANSÜR

1975 yılında iş balına geçen MC (Milliyetçi Cephe) döneminde sansür ağırlaştı. Fiilen değilse de fikren iktidar partisine yakın olan Sansür Kurulu üyeleri, kendi ahlak ve fikirleri doğrultusunda ya filmleri yasaklamış yada koşulsuz serbest bırakmışlardır.
70’li yıllarda yaygınlaşan arabesk müzik sağ ve solun yapamadığını yapıyor, kitleleri inanılmaz etkiliyor, şarkıcıları ilahlaştırıyordu. Bu dönemde arabeskin kralı Orhan Gencebay, ilk kez politik bir mücadele içinde gösterildi. Bu filmin adı Derdim Dünyadan Büyük idi. Film daha sonra yasaklandı ve video kasetleri toplatıldı. Filmin Yönetmeni Şerif Görendi. Aynı dönemde Yıldız Kenter’in oynadığı bir filmde rolü gereği tecavüze uğrama sahnesi, ‘devlet sanatçısı tecavüze uğrayamaz’ gerekçesiyle o sahneler çıkartılmıştı.
1979 yılında Korhan Yurtsever’in çektiği Kara Kafa adlı film, yönetmenin ülkeyi terk etmesine neden oldu. Filmin yurt dışına çıkışı yasaklanınca, gösteriminin yapıldığı Kent Sinemasından kopyayı alan yönetmen ertesi gün filmle birlikte soluğu Berlin de aldı. Yine aynı tarihlerde iktidarın tutumu yüzünde Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanı ülkemizde çekilemedi. Peter Ustinov’un yöneteceği filmi sansür kurulu reddetti. Konu Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’yı rahatsız etmiş ve konunun tekrar görüşülmesi için büyük çaba harcamıştı. Reddin asıl nedeni ise Genelkurmay 2. Başk. Haydar Saltuk’un’ konunun daha önce görüşüldüğü ve karara bağlandığı ve tekrar görüşülemeyeceği’ resmi yazısı idi. 1979 yılında Ömer Kavur’un Yusuf İle Kenan, Yavuz Fada’nın Yolcular, Yavuz Özkan’ın Demiryol adlı filmleri sansürlenmemiş oldukları gerekçesiyle Altın Portakal Film Festivaline alınmadılar. Juri durumu protesto etti ve festival iptal edildi. O dönemde iktidar kısa da olsa Sosyal Demokrattı. 

17 - 12 EYLÜL DARBESİ SONRASI ANAYASASI VE SANSÜR YOL FİLMİ ÖYKÜSÜ - VE DİĞERLERİ

1980 de ordu bir kez daha yönetime el koydu. 1982 Anayasasının 26. Maddesinde sansür anayasaya girdi.
80 sonrasının en önemli filmlerinden biri senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı YOL filmiydi. Yılmaz Güney’in hapisten kaçması ve filmin 82 yılında Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye alması dikkatlerin filme çevrilmesine yol açtı. Ellerinde yılmaz Güney filmi bulunanların teslim etmesi için çağrı yapılmıştır. 104 filmin negatifi toplatılarak imha edilmiştir. Kitapları ve posterleri de toplatılmış hatta adından söz edilmesi de yasaklanmıştır.
12 Eylül yönetimi eski filmleri de suç kapsamına almıştı. Ali Özgentürk’ü 1974 yılında çektiği Yasak adlı kısa filmden dolayı tutukladı. 
Bu dönemde en ilginç süreç Mine filmiyle Atıf Yılmaz’ın yaşadığıydı. Bir istasyon şefinin Mine adlı karısı ile kasabaya gelen bir adamın arasındaki aşkın anlatıldığı film, gerçek hayatta filmde adı geçen istasyonun şefini rahatsız etmiş ve filmi yasaklatmak için mahkemeye başvurmuştur. Filmin oynarken bir kez daha denetlenmiş ve bir sakınca görülmediğinden denetimden geçmiştir. 
Metin Erksan’ın 1962 yılında çektiği Yılanların Öcü filminde 23 yıl sonra Şerif Gören’in çektiği aynı film, aynı gerekçelerle sansürden geçmedi. Toplum 23 yıl ileriye gitse de yasaklamaların mantığı aynı yerlerinde sayıyordu. 
80 sonrasının en önemli sansür vakalarından biri de Yorgun Savaşçı filminin yakılmasıdır. TRT deneticisi de dizi hakkında bazı sakıncalı noktalar bulunduğu raporu verince filmin yakılması kararı alındı. Bir kopyası M.İ.T. de saklanarak diğer negatifleri yakılmıştır. Atıf Yılmaz’ın ‘Değirmen’, Halit Refiğ’in ‘Teyzem’ filmleri de , sansürden nasibini almış filmlerdir. 1986 yılında çıkarılan bir yasayla film denetimi İç İşleri Bakanlığı’n dan alınıp Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir. Ayrıca ön denetim zorunluluğu kaldırıldı. Yeni Yasanın denetimi yerel yönetimlere bırakması daha vahim sonuçlar doğurdu. Suda Yanar filmi 50’ye yakın ilin Vali’si tarafından yasaklandı. 

18 - SONUÇ VE GÖRÜŞLER

1990 yıllarında özel tv lerin yayın hayatına başlamasıyla birlikte toplumsal yaşam biçimi de değişmeye başladı. Konuşulmayanlar konuşulmaya, gösterilmeyenler izlenmeye başladı. 80 li yıllarda adı bile konuşulmayan ‘Gece Yarısı Ekspresi’ filmi artık defalarca gösterilir olmuş, ‘Karartma Geceleri’ gibi işkence sahneleri ile dolu filmler bakanlık talimatıyla da olsa festivale katılmış, islamcı sinema diye de bir tarz oluşmuştu. Minyeli Abdullah bunun ilk örneğiydi. Ama Mem-u Zin diye de bir kürt masalı anlatan filmlerde yapıldı. 
Sanat ürünlerine sansür uygulanması sanatın özüne ters düşer. 8 yıl boyunca beyhude bir iş yaptığını itiraf eden komisyon üyesi Feriha Şahenk, ‘görevimdi yaptım ama şakadandı’ diyerek dramatik bir olayı mizahi bir dille özetlemektedir. 

Kaynaklar : 

a - Kültür Bakanlığı arşivi
b - Alim Şerif Onaran - eski Sansür Kurulu Başkanı
c - Faruk Kenç - Yönetmen
d - Hürrem Erman - Yapımcı - Yönetmen
e - Ömer Lütfi Akad - Yönetmen
f - Atıf Yılmaz - Yapımcı - Yönetmen
g - Osman F. Seden - Yapımcı - Yönetmen
ı - Memduh Ün - Yapımcı - Yönetmen 
i - Şeref Gür - Yönetmen
J - Halit Refiğ
k - Çetin Özek - Hukukçu
l - Suphi Baykam - Eski CHP Milletvekili
m - Duygu Sağıroğlu - Yönetmen
n - Fatoş Güney - Güney Film
o - Agah Özgüç - Türk Sineması Araştırmacısı
p - Hadi Çaman - Oyuncu
r - Aydemir Akbaş - Oyuncu 
s - Kadri Yurdatap - Yapımcı
t - Şerif Gören - Yönetmen
u - Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Bölümü
ü - Atilla Dorsay
v - Atatürk Kitaplığı
y - Cumhuriyet Gazetesi Kitaplığı
z- Nizam Eren - Özen Film

 1 FİLMİN ADI:SESSİZ HARP Yasaklanma gerekçesi: Filmde geçen Washington menşeli bir radyo haberine göre "ABD'nin türkiye'ye verdiği sualtı atom mayınlarının dökülmesine başlanmıştır" şeklindeki cümle bir sırrı ifşa ettiğinden ve radyolarımızda da böyle bir haer neşredilemeyeceğinden bu cümlenin çıkarılması...
 2 FİLMİN ADI: YA BEN YA O Yasaklanma gerekçesi: Kayınpederin damadın elini, eline sarılarak öpmek istediği sahne ile damadın babaya "öpülecek el varsa kızınındır. Kızının elini öp!" sözlerinin kayınbabalık gururunukıran bir durum olması.
 3 FİLMİN ADI: BEZ BEBEK TRT'de kesilen bölüm: Yıllardır cezaevinde bulunan Melek'in kocası eve döner. İlk kez birlikte yatacaklardır. Adam 'su hazır mı?' diye sorar ve Melek 'şimdi hazırlarım' yanıtını verir. Bu konuşma TRT denetiminde ahlaksız bulunur.
 4 FİLMİN ADI: GANDHİ Yasaklanma gerekçesi: Pakistan'ın eski devlet başkanı Ziya Ül Hak'ın o sırada Türkiye'yi ziyaret ediyor olması.
 5
FİLMİN ADI: YIKILMAYAN ADAM
Y. gerekçesi: Filmin adı!
 6 OYUNCU YÖNETMENİN ADI:
YILMAZ GÜNEY
Y. gerekçesi: "Türk vatandışlığından çıkartılmış olan ve Türkiye ile Türkler aleyhine propaganda faaliyetlerine yurt dışında devam eden" kişiler kapsamında Güney'in oynadığı, yönettiği, senaryosunu yazdığı 114 film yasaklandı.
 7 FİLMİN ADI: YORGUN SAVAŞÇI Başbakan Bülent Ulusu'nun emriyle yakıldığı açıklandı.
 8 FİLMİN ADI: BİR BAHAR AKŞAMI Y. gerekçesi: Oya'nın iş ararken muhtelif şahıs ve şirketlerin iş olmadığını ve müraacatları reddeden mahiyetteki söz ve haraketlerin tamamen çıkartılması.
 9 FİLMİN ADI: HECE İLE SİYABEND(XECE u SİYABEND) İzinlerinin tamam olmasına rağmen yapımcı/rejisör Senar Turgut gözaltına alındı ve işkence gördü. Film 1992 Antalya Festivali'ne Türkçe olmadığı için alınmadı.
10 FİLMİN ADI: SU DA YANAR Alt Komisyon'un olumlu raporuna rağmen 57 ilde ayrı ayrı yasaklandı,
11 FİLMİN ADI: EN BÜYÜK PATRON Y. gerekçesi: Bazı sahnelerde filmin kahramanının elinde Erdal Öz'ün Yaralısn romanının yer alması.
12 FİLMİN ADI: DÜŞMAN Y. gerekçesi: Kamu düzenini ve ulusal güvenliği zedeleyeci bulundu.
13 FİLMİN ADI TUVAL BEDENLER Bazı sahneleri müstehcen bulunarak ithalatçı firma tarafından kesilerek gösterildi.
14 FİLMİN ADI: GECEYARISI EKSPRESİ Y. gerekçesi: Türk hapishanelerini olumsuz ve Türkleri vahşi göstermesi
15 FİLMİN ADI: YILANLARIN ÖCÜ Metin Erksan'ın Fakir Baykurt'un romanından sinemaya uyarladığı film sansür kurulunca reddedildi. Sansüre karşı ilk toplu dayanışma örneği gündeme geldi. Sinemacılar Prodüktörler Cemiyeti önünde toplanıp Taksim'e yürümek istediler, ancak polis müdahale etti. Gen- Ar Tiyatrosu'nda toplanarak ortak bildiri hazırladılar... Film dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından Çankaya Köşkü'nde özel bir gösterimde izlendi. Ardından filmin gösterimine izin verildi. 
 16 FİLMİN ADI: YAKARIŞ, BETTY BLUE, RANDEVU, DESHİMA, KRALIN SOYTARISI Nisan 1988'de İstanbul Sinema Günleri'nde üç kişilik alt komisyon 92 filmden bu beşini sakıncalı buldu. Yakarış'ı tamamen yasakladı, diğerlerinin kesilmesini istedi... Dönemin Kültür Bakanı Tınaz Titiz ikna edilerek uluslararası festivallerde gösterilecek yabancı filmlerin sansür dışında tutulması sağlandı.
 17 FİLMİN ADI: MÜREBBİYE İşgal kuvvetleri filmin Anadolu'ya gönderilmesini engelledi(1919).
 18 FİLMİN ADI: ÇARPIŞMA İthalatçı firma tarafından kesilerek gösterime sokuldu.
 19 17 Haziran 1999/Milliyet
Kültür Bakanlığı'nın yasağı:
Salerno Film Festivali En İyi Film ödülü sahibi İsmail Güneş'in yönettiği ve başrollerini Cüneyt Arkın, Tolga Tibet ile Yağmur Kaşifoğlu'nun paylaştığı "Gülün
Bittiği Yer", içinde yeralan işkence sahneleri nedeniyle Kültür Bakanlığı tarafından yasaklandı. Filmi yasaklayan komisyon üyeleri arasında Yönetmen Yılmaz Atadeniz, sinema sanatçısı Aytaç Arman ve müzisyen Ali Kocatepe bulunuyor.
 20 10 Şubat 2000/Milliyet Türk babalarının çarşafa soktuğu kızları için mücadele eden İzlandalı  anne Sophia'yı konu alan film, 'Hem laik hem dinci kesimden tepki çeker' kaygısıyla bir yıldır gösterime giremiyor
 21 28 Şubat 2000/Milliyet Senaryonun konusu şudur: "Tıp fakültesi öğrencisi, bir pavyon kadınıyla tanışır, konsomatris kadının desteğiyle,                delikanlı fakülteyi bitirir, doktor olur, vefa borcunu bu kadınla evlenerek öder."
Sansür senaryoyu reddeder: "Türkiye'de hekimler, pavyon kızlarıyla ilişki kuramazlar,
hele böyle bir kadının hekime yardımcı olması geleneğe ve göreneğe uymaz."
 22 16 Ekim 1999/Miliyet  Türk sinemasının ünlü oyuncusu Kemal Sunal'ın "Şaban" tiplemesiyle özdeşleşen filmlerine, RTÜK'ün (Radyo Televizyon Üst Kurulu) getirdiği geç saatlerde                yayınlanma zorunluluğu sanat 
dünyasını ayağa kaldırdı