Yeşilçam ve Spor
Turksinemasi.com | 19 Haziran 2005
Tarık Akan film setinde… Türk sinemasında Batılı anlamda gerçek "spor filmleri"ne rastlamak hiç kolay değil. Ama Yeşilçam'ın sporu ve sporcuyu tümüyle ihmal ettiği de söylenemez. İşte sinemaya transfer olan sporcuları, perdede kendilerini oynayan futbolcular ve şampiyon boksörleriyle Yeşilçam'ın spor macerası...
1930'lu yılların spor otoritelerinden Fransız Pierre de Coubertin, "Sporcu ve Sinema" başlığı altında yazdığı bir yazıda bu ilişkiyi şöyle dile getirir:
"Sporda hataları düzeltmek ve denetim altında alabilmek için en etkin yöntem hareketi izlemektir. Sporu ancak antrenörünün ve oyun arkadaşlarının gözlemlerine dayanarak hatalarını görebilir. Oysa bir sporcunun yaptığı hataları kendi gözleri ile görmesi kadar yararlı bir şey olamaz. İşte sinema burada devreye giriyor. Mükemmeli yakalamak için sporcunun ve kameramanın birlikteliği kaçınılmaz."
Evet, bu "birlikteliğin kaçınılmazlığı" Dünya Sinema Tarihi'ne birçok "sporcu aktör"ü kazandırmıştır. Örneğin 20 filmde oynayan 1912 Olimpiyatları'nın efsanevi atleti İsveçli Jim Thorpe, 1924 ve 1928 olimpiyatlarının 5 altın madalyalı yüzücüsü Johnny Weismuller, jimnastikçi Frank Merril, 1928 olimpiyat şampiyonu Herman Brix, Amerikan futbol yıldızı Lex Barker ve Buster Crabble. Birçoğunu "Tarzan Filmleri"nden tanıdığımız bu sporcu aktörlerin içinde en unutulmazı, kuşkusuz Johnny Weismuller'dir. Kadın sporcu oyuncular arasında ise buz patenci Sonja Henie ve sinema tarihinde "su perisi" adıyla ün yapan Esther Williams.
Dünya sinema tarihinin futbola adanan ilk filmi "The Winning Goal" adıyla 1920'de İngiltere'de çekilmiş. 20 Ağustos 1991 tarihli bir İtalyan gazetesinin (La Gazzetta dello Sport) araştırmasına göre ise boks, sinemaya en çok konu olan spor türü. 179 filmle 9 yıl öncesine dek birinci sırada.
Türk sinemasında bugüne dek böyle bir araştırma yapılmadığı için, sayısal açıdan hangi spor türünün bizim sinemamızda öne çıktığı kesinlik kazanmış değildir henüz. Ancak, görebildiğimiz kadarıyla "güreş" ve "futbol"un, kimi sahnelerde veya konuyu bir bütün olarak ele alan filmlerde daha öne çıktığını söyleyebiliriz. Kaldı ki Osmanlı Şenlikleri'nde yer alan binicilik, okçuluk gibi milli spor türlerinin içinde özellikle de "güreş", bir "ata mirası"mız sayılır. Ve konunun tarihçilerine göre "pehlivan güreşinin altın devri", kendi de bir güreşçi olan Sultan Abdülaziz'in döneminde yaşanmıştır. "Padişah pehlivanı" Kel Aliço, Amerika dönüşü bindiği transatlantiğin geçirdiği kaza sonucu altınlarıyla birlikte sulara gömülen Koca Yusuf ve "ilk cihan şampiyonu"muz Kara Ahmed, Sultan Abdülaziz'den Sultan II. Abdülhamit'e dek uzanan bir dönemin ünlü güreşçileridir.
İlk Sporcu Sinemacı Burhan Felek
Güreş, boks ya da futbol gibi sportif öğeleri içeren sahneler, ilk kez hangi filmle girmiştir Türk sinemasına? Birçok filmin, depo yangınları sonucunda yokolması nedeniyle bu soruya kesin bir yanıt vermek elbette kolay değildir. Eğer konuyu gerçek sporcu kimliğiyle ele alırsak, Türk sinemasındaki bu "ilk vuruş"u, 1918'de çekilip de kayıplara karışan "Alemdar Mustafa Paşa" filmiyle Burhan Felek'in yaptığını görürüz. Futbola Kuşdili ve İbrahim Ağa çayırlarında (Kadıköy) başlayan Felek, o tarihte Anadolu Kulübü'nün de "reis"idir (başkanı). Ve takımda solhaf oynamaktadır. Sporcu bir gazeteci olan Burhan Felek, "Alemdar Mustafa Paşa"nın senaryosunu yazdığı gibi, Kenan Erginsoy'la birlikte operatörlüğünü de (görüntü yönetmeni) yapmıştı. Filmin yönetmeni de gazeteci dostu Sedat Simavi'ydi. Felek bir anısında şunları yazar:
"66 yıllık spor hayatım var. Bu merak saikasıyla 1908 tarihinde Üsküdar'da 'Futbol' adında haftalık bir spor gazetesi çıkardıktı. Dört nüsha yayınlanabildi. Paramız bitti kapadık. Bu, Türkiye'de çıkan ilk spor mecmuasıdır."
Felek, 1940 yılında da Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Nasreddin Hoca Düğünde" adlı filmin senaryosunu yazarak sinema ilişkilerini sürdürecektir.
Faruk Kenç'in 1947'de yönettiği "Karanlık Yollar", bir aile faciasını içeren dramatik ağırlıklı bir filmdir. Konunun bir çiftlikte geçmesi nedeniyle davullu zurnalı bir yağlı güreş sahnesi eklenmiştir. Bu, Türk sinemasının ilk güreş sahnesi midir? "İlk"dir ya da değildir. Geçmişin ayak izleri çok net olmadığından sıhhatli bir yanıt vermek de zordur. Örneğin 1949'da çekilen "Ölünceye Kadar Seninim", "bir futbolcunun başrolünü oynadığı ilk film"di bir saptamaya göre. O dönemde Galatasaray takımının ünlü bir futbolcusu olan Bülent Eken'in başrollerden birini paylaştığı elbette doğruydu ve Erman Şener'e göre de kendini oynuyordu. Galatasaray-Fenerbahçe maçından çeşitli görüntüler izlediğimiz filmden bir yıl önce, Bülent Eken kadar "yıldız futbolcu" olmasa da başrol oynayan bir başka futbolcu vardı. "Damga" filmiyle Turhan Ün. Sonradan yönetmen olan Memduh Ün'ün o yıllardaki oyunculuk adıydı. Ve Memduh Ün, Beşiktaş takımıyla Ankara karmasında oynamış bir futbolcuydu.
Çekiç Atma Şampiyonundan Hayrabolulu Süleyman'a...
1950-60 arası, sporcu-sinema ilişkileri açısından oldukça hareketli geçer. Oyunculuğa soyunan çeşitli sporcu tiplerini bu dönemde görürüz. Çekiç atma şampiyonundan, yüzme şampiyonuna ve ünlü güreşçilere dek... Yalnızca gerçek sporcularımız mı? Beyaz perdede kendilerini oynayan ünlü sporcularımızın yanısıra ünlü yıldızlarımız da konu gereği sporcu rolleriyle kamera karşısına çıkacaklardır.
Kılıktan kılığa giren 1950'li yılların ünlü komedyeni İsmail Dümbüllü, konusu üzerine kurulan bir filmde ortalığı birbirine katan bir boksörü canlandırır. "Dümbüllü Sporcu"dur filmin adı. Müzikal bir komedi olan "İstanbul Çiçekleri", Galatasaray-Fenerbahçe takımlarının bir maçıyla başlar. "İstanbul Yıldızları" da müzikal bir film olmasına karşılık olaylar bir futbol maçı çevresinde gelişir. Maçı hangi takım kazanacaktır? İki taraftar iddiaya girer. Maç günü yaklaşırken iddiacılardan biri karşı takımın golcü futbolcusunu güzel bir kızla yurtdışına kaçırtır. Maçın oynanacağı gün, yerine bir uşak çıkartılır. Ünlü futbolcu, maçın ikinci yarısına yetişerek iki gol atar ve takımını zafere ulaştırır. Ünlü futbolcu rolünü oynayan yanılmıyorsak Muzaffer Hepgüler'dir. "İstanbul Yıldızları", dönemin kısıtlı şartları içinde ne denli ilkel kalsa da sonuçta maç ağırlıklı bir "ilk film" ve bir "futbol parodisi"dir.
Lütfi Ö. Akad'ın yönettiği bir casusluk filmi olup konusu düşman işgali altındaki İstanbul'da geçen "İngiliz Kemal Lawrence'e Karşı", genelde olumlu notlar almasa da bir gazeteci, boks sahneleriyle ilgili şunları yazar:
"Filmde, bugüne kadar hiçbir yerli eserde görülmemiş bir boks sahnesi vardır ki, üzerinde tam üç hafta çalışılmış ve hakikaten müstesna bir şekilde meydana getirilmiştir... Diğer bir hususiyet dövüş sahnelerinde oynayanların hakiki boksör oluşu ve yumruklarını iyi kullanmalarıdır."
Yıllarca milli forma giyip çekiç atma şampiyonu olan Tamer Balcı, Türk sinemasının "yerli Tarzan"ıydı. "Tarzan İstanbul'da" adlı filmde daldan dala atlayarak atletik bir vücut sergiler. 1952'de "Yavuz Sultan Selim Ağlıyor" gibi tarihsel filmlerde oynayan Lale Oraloğlu da 400 metre yüzme şampiyonu ve Türkiye gülle atma ikincisidir. Oraloğlu, byük ihtimalle Türk sinemasıyla ilişki kuran ilk hanım sporcumuzdur.
Yine bu dönemde birer yıl arayla iki ünlü güreşçimiz, Yeşilçam'a transfer olur. Celal Atik "Yörük Ali"yle, Hayrabolulu Süleyman da "İlahi Güreşçi" filmiyle. Her iki film, güreşçi yaşamları üzerine kurulmuş ilk yapımlardır. Celal Atik, Sultan Abdülaziz döneminin ünlü güreşçilerinden Yörük (Yürük) Ali'yi canlandırır. Hayrabolulu Süleyman ise, trajik bir sonla yaşama veda eden efsanevi pehlivan Koca Yusuf'u oynar.
1960'lı Yıllarda Futbol Yıldızları.
Beyoğluspor'da bir süre santrafor oynayan Hasan Kazankaya 1957'de film yapımcılığına başlayıp sporcu-sinema ilişkilerini sürdürse de futbol sinemasının ve futbol yıldızlarının ağırlıklı olduğu dönem 1960'lı yıllardır kuşkusuz. Dönemin ilk başlarında boks sahneleri öne çıkar gibi olur. Orhan Günşiray, Metin Erksan'ın "Oy Farfara Farfara" adlı filminin bir sahnesinde boks eldivenleriyle kamera karşısına çıkar. Ama gerçek ve asıl boksör Aydın Demir'dir. 1961 yılında Türkiye Boks Şampiyonu olan Demir, "monşer" rolüyle "Yaban Gülü"nde oynar. Giderek de birçok filmde oyunculuğunu sürdürür.
Boks ringlerinin hemen ardından "yeşil sahalar" girer görüntüye. Top peşinde koşanların bir bölümü futbolcu olmayan oyunculardır 1960'lı yılların başlarında. Suphi Kaner ve Fikret Hakan gibi... Bir güldürü filmi olan "Gol Kralı Cafer"de Suphi Kaner, iki kişiliklidir. Yani hem kaleci, hem de kahveci çırağıdır. Fikret Hakan serseri bir futbolcuyu oynar "Aşk Yarışı"nda. Aralarında paylaşamadıkları "esas kız" rolündeki Türkan Şoray'ı elde etmek için birbirleriyle savaşan bir futbolcuyla bir mimarın iktidar mücadelesidir anlatılan. Bu temel öykü içinde antrenör ve menajer gibi futbol dünyasının diğer karakterleri de yer alır yan tipler olarak. Yönetmen Mehmet Dinler'in "üstün erkek tipolojisi"ne uygun klasik çözümlemesiyle "esas kız" futbolcuya kalır...
Hayatı macera ve skandallarla dolu bir "olay futbolcu" Varol Ürkmez. Medyatik adıyla "panter kaleci" Ürkmez'in yaşamı bir romandır. Futbol yazınında bir adı da "Şikeci Varol"a çıkan, İzmir Altay'dan sonra Beşiktaş ve Galatasaray takımlarında oynayan, milli forma giyen Ürkmez, 1963'te sinema oyunculuğuna başlar. "Kavgasız Yaşayalım" adlı filmiyle... Varol'un film teklifleri almasının nedeni, futboldaki başarılarıyla skandal dolu fırtınalı yaşamından kaynaklanır. Çünkü sürekli magazin basının gündemindedir.
Üçüncü filmi "Şekerli misin Vay Vay"ın stadyum sahneleri, Fenerbahçe-Altay maçı sırasında çekilecektir. O yıllarda Varol, Altay takımının kalecisidir. Lig maçı uzaktan kamerayla görüntülenirken, Fenerbahçe'nin ünlü futbolcusu Lefter, önündekileri çalımlayıp Altay kalesine şutunu atar. Varol, ünlü uçuşuyla havada topu kapıp, kendini izleyen film kamerasına pozlar verince Lefter bozulur (Varol anılarında böyle aktarılıyor). Ardından hakeme yaklaşan Lefter der ki: "Bre hakem bey. Burada maç mı oynuyoruz, yoksa film mi çeviriyoruz? Şu Varol denen adama baksana, kaleci değil aktör..." Evet Varol Ürkmez, kamera karşısında hem futbolunu oynamakta, hem de film çevirmektedir.
Varol Ürkmez'den iki yıl sonra Türk futbol dünyasının en sevilen yıldızlarından Metin Oktay "artist" olacaktır. Yalnızca bir tek filmle. Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Taçsız Kral"la... O yıllarda "cim bom bom" alkışlarıyla futbol oynayan Galatasaraylı Metin Oktay fırtına gibidir ve de çok yakışıklıdır. Futbol dünyasındaki "krallığı" bir sinema yapıtıyla da "tescil" edilen Oktay'ın "ilk ve son film"i olmasına karşılık Varol Ürkmez'in oynadığı filmlerden farklıdır. Metin Oktay, kendi adı üzerine kurulan bir senaryoda oynadığı gibi çevresi de Gönül Yazar, Ajda Pekkan ve Ayten Gökçer gibi ünlü isimlerden oluşturulmuştur.
Erman Şener'in yorumuna göre: "'Taçsız Kral' adlı bu filmde hayalle, gerçek içiçe... Daha doğrusu bazı bölümleri gerçek olaylardan yola çıkar ama farklı sonuçlara ulaşırken, bazı bölümleri tümüyle fantezidir.
Ünlü futbolcuların oynadığı filmlerin bir özelliği, maç dışı sahnelerde "figüran" olarak takım arkadaşlarını da görebilmeniz. Örneğin "Taçsız Kral"ın bir sahnesindeki Galatasaray ve Milli Takım kaptanı Baba Gündüz (Kılıç) gibi. Başrollerini Beşiktaşlı Birol Peker'le Şenol Birol'un paylaştığı "Şenol Birol Gool" adlı filmde ise Fenerbahçeli Şükrü (Binand) ile Ogün'ü...
Nejat Saydam'ın yönettiği "Şenol Birol Gool"ün öyküsü, balıkçılık yapan iki kardeşin üzerine kuruludur. Daha sonra bir takıma yedek futbolcu olarak transfer olan kardeşler, bir maçta sakatlanan futbolcuların yerlerine girince yaşamları değişiyordu. İki ünlü futbolcunun karşısındaki yıldız da Fatma Girik'ti.
Futbol yıldızlarının ağır bastığı bu dönemde, ünlü güreşçi Koca Yusufun hayatı 10 yıl sonra ikinci kez çekilir. "Koca Yusuf"ta "Müthiş Türk" diye anılan güreşçiyi Özdemir Aydın, yurd dışında tanıştığı Jane Grefford'u da Fatma Girik oynar. Çetin Karamanbey'in yönettiği "Koca Yusuf" gerçek yaşamla ilgili otobiyografik bir denemedir. Bu arada milli basketçi Yılmaz Gündüz "Yedi Canlı Adam"la Türk sinemasının "yerli James Bond"u olarak ortaya çıkıp bu tür çalışmalar yaparken, Zeki Müren'i de "Düğün Gecesi"nin bir sahnesinde boks ringinde görürüz.
"Pehlivan"
Yeşilçam 1970-80 yılları arası "spor filmleri" üretmeyi sürdürecektir. Ayhan Işık, "Şampiyon"da ringe veda eden eski bir boksör tipini çizer. Sadri Alışık ve "Ne Hakem!"de Osman Babadan adlı komik bir futbol hakemini, Müjdat Gezen "Pembe Panter"de topu elleri yerine ayaklarıyla tutmaya çalışan kaleciyi oynar. Gerçekte Müjdat Gezen de eski bir sporcudur. Vefa'da futbol ve basket oynamıştır.
1980'li yılların öncesine dönüp kabaca bir toplam yaparsak, Türk sinemasına tutku sonucu ya da başka gizli amaçlarla giren bir dolu sporcu görürüz. Hatırladıklarımız kadarıyla yapımcı İsmail Gonca boksörlük yapmış; oyunculardan Önder Somer, Tunç Oral, Oktar Durukan, Orhan Günşiray futbol, Hüseyin Alp basket oynamış; Hasan Ceylan bisiklet hakemliği yapmış, Yavuz Selekman ise güreşçilik... Elbette Türk sinemasının "sporcu oyuncular"ı bu isimlerle sınırlanmıyor. Daha başkaları var... Örneğin, her filminde karate yapan, havalarda en uzun atlayışları gerçekleştiren Cüneyt Arkın'ı, Türk sinemasının "sporcu oyuncu"arında saymayacak mıyız? Her ne kadar sinemaya girdikten sonra kendini yetiştirse de...
Futbol öğelerini içeren güldürü filmleri Yılmaz Atadeniz'in "Biyonik Futbolcu"suyla devam eder. Maç sırasında sakatlanan bir kalecinin yerine yanlışlıkla ameliyat olan tombalacı rolündeki Aydemir Akbaş'ı "biyonik futbolcu" yapan sır, dizkapaklarındaki "yay"dır. Konusu ilginçtir ama, Kartal Tibet'in yönettiği Aziz Nesin uyarlaması "Gol Kralı" tam bir kara mizahtır. Ve sağlam bir altyapısı vardır, futbolcuyu da Kemal Sunal oynar.
1980 sonrası filmlerde güreş, parçalı ilave sahnelerden oluşur. Özellikle de Natuk Baytan'ın "Toprağın Teri"nde... Nesli Çölgeçen'in "Züğürt Ağa"sı, güreş olgusunu bütünüyle almasa da Şener Şen'in oynadığı ağa, "güreş tutkunu"dur. Kendi de güreşir ve köyünde şölenler düzenler. Giderek yok olmanın eşiğine gelen güreşçilik mesleğini sorgulayıcı bir tavırla gerçekleştiren asıl önemli film ise "Pehlivan"dır. Tarık Akan'ın büyük bir başarıyla oynadığı Bilal Pehlivan babadan teslim aldığı mesleğin sonunu, bir çöküşü yaşamaktadır. Tıpkı ağalık kurumunun çöküşünü yaşayan "Züğürt Ağa" gibi...
1991'de bu kez 1972'nin Avrupa Boks Şampiyonu oyunculuğa soyunur. Bu "şampiyon boksör" Cemal Kamacı'dır. O da Metin Oktay gibi kendini oynar. Ve 1963-76 yılları arasındaki spor yaşamı, "Benim Zaferim" adıyla çekilen filmin temel konusudur. Ne var ki, yönetmen Ünal Küpeli'nin iddialı boks filmi, beklenen ilgiyi görmez. Spor ve sinema ilişkisi açısından bakıldığında, filmin tek özelliği konunun bir "şampiyon boksör"ün üzerine kurulmasıdır.
"Benim Zaferim", 1990'lı yılların son spor kaynaklı filmi midir? Eğer eski
yıllardaki deve güreşleri ve onları antrenör gibi yetiştiren "sarvan"lar spor
kültürü kapsamına giriyorsa, Tunca Yönder'in 1997'de çektiği, aynı konuya dayalı
"Çökertme"yi de bu toplama almamız gerekiyor.