|
Yeşilçam'da bir gönüllü tarihçi ,
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=54909&tarih=31/10/2002
Diş hekimi Yahya Karataş, 6 bin filmi
izleyerek, çekim hatasından figüranına kadar Yeşilçam'ı kayda
geçirmiş
31/10/2002 (425 kişi okudu)
,
TİMUR SOYKAN
İSTANBUL - Türkiye'de yılda ortalama 10 sinema filmi çekiliyor.
Oysa bir zamanlar yılda 300 film yapılıyordu. Yeşilçam, 1970'li
yıllarda yüzlerce insan için ekmek kapısıyken furya kimi zaman
erotizm, kimi zaman salon, kimi zaman komedi bazen de yumruk ve
tekmelerin havada uçuştuğu macera
filmleriydi. Ancak Yeşilçam fabrika gibi çalışırken çekilen
filmlerin kaydını kimse tutmadı. Bugün, bir sinema tutkunu olan
diş hekimi Yahya Karataş, bu işi gönüllü yapıyor.
Karataş, 1987 yılından beri, hemen her gün iki Türk filmi
izliyor. Jenerikte geçen bütün isimleri, seslendirenleri, film
müziklerini kaydediyor. O döneme ait magazin sinema dergilerini
inceleyerek çekimi sırasında sette yaşanan olayları, çekim
mekânlarını buluyor. Jenerikte ismi geçmeyen oyuncuların,
figüranların adlarını da bir hafiye gibi iz sürerek öğreniyor.
Jenerikteki hatalar bile gözünden kaçmıyor. Bugüne kadar 5 bin
910 filmin bilgilerine ulaşan Karataş, Türk sinemasında en
kapsamlı araştırmayı yaparak ansiklopedi hazırlamayı istiyor.
Yedi yaşında
başlamış
38 yaşında olan Karataş'ın sinema merakı, henüz yedi yaşındayken
annesiyle birlikte gittiği sinemalarda başlamış. Kuzeni ile 13
yaşında gittiği bir macera filminin arasında 'parça' olarak
adlandırılan seks sahnelerini görünce sinema bir ergenlik
macerasına dönüşmüş. Daha sonraki yıllarda da Türk sinemasının
her türünün meraklı bir izleyicisi olmuş. Ancak 1987 yılında bir
video kaset izlerken çok sevdiği sinemanın emekçilerinin adını
öğrenmek istemiş. Kâğıdı-kalemi alıp jenerikte geçen bütün
isimleri yazmış. Bugün Yahya Karataş'ın evi eski video kasetler,
film afişleri, sahneleri, oyuncuların resimleriyle dolu.
Üzerinde video bulunan televizyonunun önünde ise emektar
daktilosu duruyor.
Figüran
izi sürüyor
Karataş, boş vakitlerinin büyük çoğunluğunu burada geçiriyor.
Televizyonda genellikle sadece Türk filmlerinin yayımlandığı
şifreli bir kanalı izliyor. Ayrıca bulduğu video filmleri
izleyerek özelliklerini yazıyor. Arşivinde olmayan bir film
bulduğunda çocuklar gibi mutlu olurken, onun için en önemli an,
filmde emekleri geçenlerin isimlerinin ekrana yansıması. Sadece
'star'ların isimlerinin bilinmesine içerliyor, 'çorbada bir tuzu
olanın' bile adını öğrenip not alıyor. Kamera, ses, dekor,
kostüm asistanları, ulaşımı sağlayanlar, sadece bir sahnede
görünen figüranlar, oyuncuları seslendirenleri yazıyor. Yönetmen
ve oyuncuların kariyer notlarını bile tutuyor. Örneğin bir
yönetmenin daha önce kimin yardımcılığını yaptığı, bir
kameramanın kimin asistanı olduğu
onun arşivinde yer alıyor.
Ancak Türk filmlerinin jenerikleri çoğu zaman eksik olduğu için
sadece filmleri izlemek yetmiyor. Adı yazılmayan oyunculara
birer kod isim veriyor. Daha sonra oynadığı filmleri inceliyor,
mutlaka adının yazıldığı bir film buluyor. Karataş, Türkiye'deki
bütün yönetmen, oyuncu, sinema kameramanı ve figüranları, görev
aldıkları filmleri bildiğini söylüyor. Aynı zamanda
jeneriklerdeki hataları buluyor. Örneğin filmde rol almayan
oyuncuların isimlerinin yazıldığına ya da isimlerin yanlış
yazılmasına rastlıyor. Araştırmasında bunları düzeltiyor.
Eksik olan bilgileri tamamlamak için bir tarihçi ciddiyetinde
çalışırken, filmlerin çekildiği tarihlerde yayımlanmış magazin
dergilerini inceliyor. Bu kütüphane çalışmalarında filmlerin
çekildiği mekânlar, sette yaşanan
olaylar gibi pek çok bilgiyi ediniyor. Karataş, dört yıl
çalışmanın ardından 1961 yılında yayın hayatına başlayan Ses
dergisinin 1974'teki sayılarına gelebilmiş. Ayrıca sahaflarda
satılan kitapları, afişleri, film sahnelerinin bulunduğu
fotoğrafları inceliyor.
'Dorsay
da yararlandı'
Türk sineması üzerine hazırlanan bazı kitaplarda çalışmalarından
faydalanılması Karataş'ı motive ediyor. Atilla Dorsay'ın Türkan
Şoray'ın hayatını anlattığı 'Sümbül Sokağın Tutsak Kadını' adlı
kitabında Karataş'ın topladığı bilgilerden faydalanılmış.
Bir buçuk yıl öncesine kadar kayıtlarını yaptığı filmleri
biriktirmemiş. Kayıtlarını aldıktan sonra iade etmiş. Bundan
dolayı elinde bilgisi bulunan film sayısı 5 bin 910 iken
arşivinde yalnızca bin film bulunuyor.
Beğenmediği yönleri
Karataş'ın, Türk filmlerinde gördüğü en büyük eksiklik senaryo.
Senaryoların hep birbirine benzediğini ya da Avrupa ve Amerikan
filmlerinin senaryolarının uyarlandığını söylüyor. Ayrıca çok
sayıda teknik ve mantık hatasının bulunduğunu ifade ediyor. Bir
oyuncuyu üç ayrı kişinin seslendirdiği filmler bile bulduğunu
anlatan Karataş, sinema tutkusunu ise şöyle dile getiriyor:
"Bütün boş zamanımı Türk sinemasına ayırıyorum. Bugün benim
bulduklarımın bir geçmişi aydınlatacağını düşünmek bana haz
veriyor. Ancak henüz ulaşamadığım daha çok film var. Ben
yaklaşık 6 bin 500 Türk filmi olduğunu tahmin ediyorum. İnsanlar
beni anlamakta zorlanıyor. Türkiye'de çekilen filmlerin büyük
çoğunluğu gelir sağlamak için çekilmiş, piyasa filmleri. Ancak
onlar duygusal masallar. Bu yüzden halen televizyonda
oynatıldığında yüksek reyting alıyor. Ben de bu masalları çok
seviyorum. Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit en çok sevdiğim
sanatçılar". |