
“YOL” UN KIDEMLİ YOLCUSU
YETMİŞLİ YILLARDA GENÇ KIZLARIN HAYALLERİNİ SÜSLEYEN YEŞİL GÖZLÜ, UZUN BOYLU KARTPOSTAL ÇOCUĞU TARIK AKAN, ŞİMDİLERDE ADETA YEŞİLÇAMA KÜSMÜŞCESİNE KENDİSİNİ YAPTIRDIĞI TAŞ MEKTEBE ADADI
ERHAN IŞIK
Akan, sinemaya hayatına başlamasından 7 yıl sonra değişmeye başlar. Kartpostal çocuğu birden göbek, sakal, bıyık bırakır. Biranda sanat hayatını 180 derece değiştirir ve ağırlıklı olarak sosyal içerikli filmlerde oynamaya başlar(Sürü; Kanal; Nehir). Akan, kendisindeki bu değişimi kendisi şöyle anlatır. “Ben üne kavuştuğum sırada “Canım Kardeşim” diye bir film çektim. Bugüne kadar oynadığım filmlerden çok farlı bir şeydi. Film, seyircinin gösterdiği tepki ile iki seksen yattı. Böyle bir denemeyi yaptım, hemen geri çekildim. Bir yerlerde yanlışım var diye. Çünkü olay yanlıştı. O kişinin içini doldurmak bir bilgi ve birikim gerekiyordu. Ben o yıllarda bu bilgi ve birikime sahip değildim. Film hiç iş yapmadı, çok iyi hatırlıyorum, gösterildiği sinemaya gittim. Kimse yoktu salonda oturdum ağladım. Sonra “maden”i yaptım. Burada işçiyi oynayacaktım. Aynı hatayı yapmadım. İşçinin işini çok çalışarak, araştırarak doldurdum. Bu filmde halkla bütünleştim. Aklı bir karış havada çok filmler yaptım ama sonunda bir dönüşe gereksinim duydum. Ancak bu gereksinim sonunda piyasadan dışlandım. Yaklaşık 1.5 sene film çekemedim. 7 büyük film şirketi , Anadolu sinemalarını tehdit etti, Tarık akanın filmlerini oynatmayın diye. Sonradan bana konulan ambargo kalktı.”
Yinede bu değişim ilk zamanlar ona pahalıya patlamış, uzun bir süre ambargo nedeniyle film çevirememişti. Şansı Yılmaz Güney’in Sürü ve Yol filmleri ile açılmış, ünü yurtdışına bile taşmıştı. Ama bu filmler ona pekte şans getirmemiş, uzun bir süre yasaklılar listesine girmişti. Hatta pasaportu olmadığı için yurtdışına bile çıkamıyordu. Ama o, bu durumdan pekte şikayetçi değildi çünkü doğru şeyi yaptığını biliyordu. Onun sanat anlayışı zaten bu idi. Yani düzeni eleştiren filmler yapmak. Ama yinede yurtdışından gelen teklifleri değerlendirememek onu çok üzüyordu.
1981’de
Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı ve Şerif Görenin yönettiği “YOL” filmi ile
sanat hayatında zirveye çıkar. Film 1982 yılında Cannes film festivalinde Altın
Palmiye kazanır. Yol filminde bir anısını şöyle anlatır. “En zor sahnelerden
biri atı öldürme sahnesiydi. O atla benim aramda müthiş bir ilişki doğdu ki ben
böyle olacağını hiç düşünmüyordum. Filmin başından beri ben bu atı öldürürüm,
bir doktor nasıl mesleği için kobay olarak hayvanları öldürüyorsa ben de yaparım
sanıyordum. Ama fırtınada, karda yürürken at ben tutmadan köpek gibi arkamdan
geliyordu, kafasını koltuğumun altına sokuyordu. Bir ilişki doğdu aramızda.
Hayvana iğneyi vurduk fakat ben öldüremedim, benim yerime başkası öldürdü. Çok
zor bir sahneydi benim için. Yapmak zorundaydık, at öldükten sonra karnını
yarıyorum, ellerimi ve ayaklarımı karnının içine sokuyorum donmamak için. Ama o
sahne kullanılamadı, gece olmak üzereydi, mor renkli çıktığı için.”
80 sonrası daha az filmde daha çok seçici olmaya başlar. Bir dönem Taşların sırrı diye bir Tv dizisi bile çeker. Tarık Akan hayatının kadınına bir film setinde rastlar. Yağmur kaçakları adlı bir filmde, filmin dans sahneleri için oraya gelen Ankara Devlet opera ve Balesi sanatçısı Acun Güney ile tanışır. Yemeğe çıkarlar ve kısa bir süre sonra beraber yaşamaya başlarlar. Bu beraberlikleri 14 yıl boyunca sürer. Şimdilerde bu beraberlikleri halen mutlu bir şekilde devam etmektedir.
ANTALYA FİLM FESTİVALİ
1973 “Suçlu” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1978 “Maden” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1984 “Pehlivan” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1989 “Üçüncü Göz” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1990 “Karartma Geceleri” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1984: Jüri özel mansiyonu
1992: “Karartma Geceleri” ile en iyi erkek oyuncu ödülü.
1973 Umut Dünyası
1975 Hababam Sınıfı
1977 Bizim Kız
1978 Maden
1978 Sürü
1981 Yol
1983 Derman
1985 Bir Avuç cennet
1990 Karartma geceleri