
ANKARADA SİNEMACI OLMAK
Erhan IŞIK(TN)
İNŞAATÇILIKTAN SİNEMACILIĞA
80'li yıllarda Ankarada sex filmleri furyası yaşanıyordu. 12 Eylülden yeni çıkmış Ankara'da yeni yeni sanat ve eğlence sektörü kıpırdanıyordu. Öğrenci ve memurların kenti olarak bilinen Ankara'da her zaman sanatın taşrası olarak kalma kıskacından kurtulamadığı dönemlerdi. Bir çok sinemada ya ikinci sınıf Amerikan ve Çin filmleri gösteriliyor yada sex filmleri oynatılıyordu. Böyle bir ortamda sinema açmak pek'de karlı bir iş olmamasına rağmen genç bir işadamı olan Abdullah Tüze kardeşinin ısrarlarına dayanamaz ve Kızılay'da bir sinema salonu açar.
METROPOLDEN SİNEMA KRALLIĞINA
Abdullah Tüze aynı zamanda CHP il genel meclisi üyesi ve TRT çocuk ve gençlik vakfı yönetim kurulu üyesi. Bir zamanlar Ankaragücünde de yöneticilik yapmış. 1984 yılından beri sinemacılık yapıyor. Bugün toplam 4 Binada toplam 15 sinema perdesinin sahibi. Ayrıca Yakında Çankayada 1000 kişilik ve 7 salona sahip bir sinema yaptırıyor.Yine ayrıca Beyoğlunda bir sinemanın ortağı ve Ankara sheraton oteli yazlık sinemasının'da işletmecisi. 11. Ankara Film Festivaline, zarar etmesine rağmen 3 sinemasını açarak destek veren yürekli bir sinemacı.
BATAKLIĞA SİNEMA YAPTIK
Benim Ankara üniversitesinde okuyan bir kardeşim vardı. Kardeşim sinema ve Tiyatroya çok meraklı birisi idi.Birgün bana dedi ki, Abi burada bir bina var, burayı kiralıyalım dedi. Sinema yapalım, tiyatro yapalım dedi. Bizde o zaman Metropolü keşfettik. Daha önce çalıştırmışlar iflas etmiş gitmişler. Biz geldik'ki binanın altında 2 metre su var. Bunlar 1984 yıllarında oluyor. O zaman zaten Ankara'da porno sinemacılığı vardı. Biz buraya geldik. Bu mahallede herkes bizimle dalga geçti. Dediler'ki sinema bitmiş ama siz sinema yapıyorsunuz. Bir zamanlar burada bir restorant vardı. Biz sirtaki taverna yaptık. Yunanistan'dan sanatçılar getirdik. Müthiş bir müşterisi vardı. Tavernaya gelen insanlar sinemanın oldugunuda keşfettiler. Caz kulübü yaptık. Kafeteryası, bahçesi ile burası tam bir eğlence merkezi olduğu için biz tutunduk bu işe. Filmlerimizi seçmeye özen gösterdik. Mesela ilk zamanlar daha sosyal içerikli filmler getirdik. O zamanlar kendimiz getiriyorduk. İthalatçı firmalarla ortak olarak getirip gösterdik. Baktık ki iyi gitmeye başladı. Bizde kazandığımızı tekrar sinemaya yatırmaya karar verdik.Baktık oluyor bu iş, benim konur sokakta arsam vardı. Bunuda sinema yapalım dedik. Bu arada birde Ankapolü yaptık. Ben dedimki hiçbirşey yapmasak depo yaparız.Bu birazda cesaret işi. İnsan para kazanmayı sever ama birde kendi bildiği ve sevdiği işi yaparsa daha güzel. Müjde Ar ve Şener Şen şovu düzenledim Tam 6 ay. Ben hep kalite isimlerle çalıştım. Sonra kapattım Çankayadaki bir binamı. Sonra Çankayada inşaatlarım var. Çankayadaki arsayada sinema yapmaya karar verdim.
İYİ FİLM OLUNCA SALON DOLUYOR
Ankarada Metropol sineması ilktir. Ankara seyircisi çok vefakar. Bizi hep destekledi. Mesela Yol filmine 10.000 seyirci geldi. Her zaman ilk tercih edilen sinema biz olduk. Ankapol sinemasında zarar ettim orası kendini 50 sene amorti etmez. İyi film olunca salon doluyor. Mesela Star wars gibi seneden 2-3 film çıkıyor ve iyi iş yapıyor film. 2 salonda oynamayı biz talep ediyoruz ve onlarda kabul ediyor. Yani sinemadan para kazanmak iyi filme bakıyor. İyi film olunca iş yapılıyor.
HOŞÇAKAL YARIN FİLMİNİ BİZ ÇEKTİK
Abdullah Tüze aynı zamanda film yapımcılığınada soyunmuş. O, 70 li yıllardaki yapımcı film salonu sahiplerinin en son örneği. Deniz Gezmiş'in hayatının anlatıldığı ve Berhan şimşek'in oynayıp Reis Çelik'in yönettiği HOŞÇAKAL YARIN filminin yapımcılığına ortak olmuş Bu konudaki görüşleride şöyle."Ben sırf Deniz Gezmişin hayatı anlatılıyor diye bu filme yapımcılık yaptım. Filmden hiçbirşey kazanmadım ama benim için güzel bir anı bu" Abdullah bey bir zamanlar filmleri kendilerinin ithal ettiğini daha sonra Amerikan firmalarının piyasaya girip kendilerini esir aldığından şikayetçi."Amerikan filmcileri baştan alıştırıyor seni, hastalık gibi. Sonrada istediği şeyi yaptırıyor. Eskiden biz istediğimiz şeyi yapıyorduk. Şimdi ise onların her dediğini yapmak mecburiyetindeyiz. Filmlerin seans saatlerinden, sinema koltuklarımıza kadar herşeyimize karışıyorlar, bizde birşey diyemiyoruz. Çünkü bize film vermeseler yapacak hiçbirşeyimiz yok.Adam deseki şu filmde şu kadar komisyon alacağım yapacak birşey yok. Amerikalıya tam bağımlıyız. Amerikada bir film 2000-3000 kopya girebiliyor.Onlar bu işi çok iyi biliyorlar. "
DEVLET BİZE GÖLGE ETMESİN
Abdullah beyin devlettende bazı beklentileri var."Devlet bize gölge etmesin bu bize yeter. İstediklerimiz çok ama vermiyorlar. Kültür hizmeti yapıyoruz. Ama basında, camide, turizmde, vakıflarda yapılan indirimleri bize yapmıyorlar. Bizi gece kulübü ile aynı kademeye sokmamalılar.Camiye, Okula, Resmi kurumların yanına 200 metre civarına sinema yapılamıyor.Sinema öğreticidir. Bugün Amerikan teknolojisini görürsünüz. Dünyayı önünüze getiriyor. Bunu engellememek lazım.
İşte böyle diyor Abdullah Tüze, 1984'de yeşeren sinema tutkusunu bugün Çankayada 1 trilyonluk sinema yapmaya kadar götüren bir sinema aşığı. Bir zamanların film yapımcısı sinema salonu sahiplerinin son örneği. Sinemadan kazandığını sinemaya yatıran ender kişilerden biri.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *