Satın al

 

ŞEHİRLİ DÜNYANIN ESAS KIZI

 

 

 

“Hiç de filmlerimdeki gibi steril, paranın ne olduğunu bilmeyen bir gençliğim olmadı..”

 

 

      1960’LARIN HEMEN BAŞI…                                                  

 

    Spotlar sönmüş, sarı, kirli bir aydınlık çökmüştü Yeşilçam Sokağı’na.

 

 

    Dört beş katlı taş binalara, eski film afişlerine takıldı bir an gözüm.İşte, şu giriş katındaki dairede oturuyordu Mualla Sürer.

 

 

     Ahmet Tarık Tekçe heybetli adımlarla iniyordu hanın merdivenlerinden.Telaşlıydı.“Yankesici Kız”ın çekimine yetişecekti.Seti bekletmek olmazdı.Aynı filmin Karabük’teki galasına giderken bir trafik kazasında..hayır, bunu söyleyemez, anlatamazdım şimdi.Hakkım yoktu !

 

    Sarı, kirli bir aydınlık çökmüştü Yeşilçam Sokağı’na.

 

    Berber Niyazi, Terzi Abbas, Tefeci Ferdinant çoktan çekip gitmişlerdi, kepenkleri indirip.

 

    Suphi Kaner derin bir soluk aldı sigarasından.Kararını vermişti.Hayattan firar  edecekti.Hesabını kapamaya hazırdı.’Kanayan mutsuzluklar, terk ediliş’ izleri kalmıştı teninde. Üsküdar İskelesi  bile nicedir ölüm kokuyordu.

 

    Oysa,  akasyaların açma mevsimiydi.

 

    Beyoğlu yeni bir geceye hazırlanıyordu.Düşbozumlarına, tutku suçlarına, sönmüş hayallere, biseksüel ıssızlıklara, köşe başlarında ‘koli kesen’ geçkin orospulara hazırlanıyordu.Herkes üçüncü tekil şahıstı.Herkes ertelenmiş intiharlarını çekeliyor gibiydi.Herkes yapayalnızdı..yalnızlıktan geberiyordu.

 

    Mualla Sürer’in evi sokağın tam orta yerindeydi.

 

    “ Kim hangi yazıhaneye girdi ? Kimin filmi İzmir’de iki seksen uzandı ? Osman Seden ‘Çalıkuşu’ nda kimi oynatacak ? Belgin kocasından mı ayrılıyor ?”

 

    Yeşilçam dedikodularının ille Mualla Sürer’den sorulacağı bir akşamın soldu, solacak minesindeydim.Ama Mualla Sürer’e “Mürüvet Sim filanca filmde öyle bir oynamış ki abla,” diyenin vay haline olduğu bir akşam.Zaman hüznün, ödeşmelerin zamanı.Saat o saat.Belki de ilk o gün karar verdim " Başrolde Filiz Akın" ( 2007 ) adlı kitabı hazırlamaya.Türk Sineması'nın en önemli ikonlarından birini ve o dönemi bende kalan tortularıyla yazacak, anlatacaktım.

 

    Akasyalar henüz çiçeğe durmuştu.

 

 

   " Türk Sineması'nda sarışın kadın  asla 'yıldız' olamaz" kuralı geçerliydi.           

Sarışın kadın ‘vamp kadın’ demekti çünkü.Her defasında sevenleri ayıran, araya giren, felaketlere, cinayetlere neden olan, acımasız öteki kadın.Günahkar ve sonuna kadar suçlu.Nebil Özgentürk’ün “ Bir Yudum İnsan – Filiz Akın” belgeselinde ( 2005 ) belirttiği  gibi,

‘ namusun rengi bile esmerdi' o yıllarda.   

 

 

    8 Mayıs 1962 tarihli  Artist Dergisi’nde çıkan söyleşi ve kapak fotoğrafındaki sarı saçlı, ela gözlü genç kızın sinemaya adım atışı, geniş kitlelerce benimsenmesi bu bağlamda bir devrim olmuştu.Farkına varmasa da, bu sessiz devrimin bir çeşit lideriydi Filiz Akın.Ve hep öyle kalacaktı.

 

    Sarışındı, üstelik Ankara Koleji mezunuydu, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne devam etmişti.Farkı bir büyüsü, rengi olduğu yadsınamazdı.Dahası, ihtiyaç duyulan ‘modern genç kız’ tipinin en kusursuz, en doğru  örneğini teşkil ediyordu.

 

 

    Aykut Işıklar ‘a göre : “Filiz Akın film çevirdiği yıllarda, kültür düzeyi gelişmiş sinemaseverlerin çok sevdiği bir oyuncu idi. Çünkü sanat dünyasında birçok konuda ilk idi. Duruşunun incelenmesi gereken 'toplumsal' yanı vardı. O yıllarda artist olmak isteyen kızların sosyo-ekonomik durumundan gelecekten beklentilerine dek pek çok konuda... Genelde Yeşilçam sokağına, evden kaçan kızlar artist olmak için gelirdi. Veya 'Kızım çok güzel. Benim gibi fabrikalarda sürünmesin. Bari artist olup bizi de rahat ettirsin' diye düşünen annelerin kızları... Anneler kızlarının elinden tutup Yeşilçam yazıhanelerini dolaştırırdı.

 

 

 

    “Filiz Akın işte böyle bir ortamda kural dışı olarak sinemaya geldi. Artist Dergisi Kraliçesi, bir hakimin Ankara Koleji mezunu kızı olması gibi... Yani pek çok akranı gibi gecekondu dilberi olarak, bilmem ne ağabeyinin elinden tutması ile gelmedi sinemaya.(…)Ve en

önemlisi Filiz Akın ülkemizde siyah saçlıların saltanatını yıktı. Boyalı da olsa, sarı saçları ile star olan ilk sinema oyuncusudur. Ondan önce sarı saçlı sadece vamp kadın rolleri oynayan Suzan Avcı vardı. Hatta sarı saçlı şarkıcı bile yoktu. Daha sonraki yıllarda Emel Sayın da sahnelerde 'Türk erkeği siyah saçlı kadın sever' kuralını bozdu.”

 

 

 

    Çok geçmeden , fabrikatör Hulusi bey ile soyu Osmanlı Sarayı’na uzanan Mürüvet hanımefendinin,’ kolej mezunu, şımarık, güzeller güzeli’ kızları Filiz; Beyaz Buick marka otomobilin arka koltuğunda oturan, ikinci ‘küçük hanımefendi’miz, ‘ küçük sevgilim’imiz, ‘tatlı cadı’mız  ‘oluvermişti.

 

    Belgin Doruk gibi zarif, kibar, ölçülü ve asildi.Dahası,” Filiz Akın Avrupalı’dır.Üstelik Avrupa’nın herhangi bir yerinde değil; Paris’te yaşamalıdır,” diyor Seçil Büker-Canan Uluyağcı ( 1993 ) ve ekliyorlar:

 

“ 1960’larda başa güreşenler Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın’dı.Fatma erkeksi tavırlarıyla daha aşinaydı.Hülya ile Filiz ise hanım hanımcıktılar.Fantazileri süslemeleri güçtü.Hülya muallime hanımı çağrıştırırken, Filiz bir Fransız moda dergisinden fırlayıp, rastlantıyla Yeşilçam’a yolu düşmüş Avrupa’lı bir kızı andırıyordu..”

 

 

   Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın.  Burçak Evren, Filiz Akın'ı bu dörtlünün biraz dışında tutuyor:

 

    ‘‘Filiz Akın güzel ve yetenekli bir oyuncuydu. Ancak sarışınlığı ve Avrupai fiziği, seyircinin onunla özdeşleşmesini zorlaştırdı. Fatma Girik, erkek gibi kızdı, Hülya Koçyiğit, saf, masum kız rollerinde göründü. Türkan Şoray ise onlardan farklı olarak, her role giren muhteşem kadındı.’’

 

    Feridun Andaç’a göre sinemamızda;“ İmgelerin yansıdığı yüzler önem kazanmıştır.Belki de onları yıldızlaştıran da o imgelerdir.”

 

    Andaç savını şöyle açıklıyor : “Türkan Şoray üstlendiği rollerdeki kahramanları yüzündeki anlama taşıyarak; Hülya Koçyiğit çizdiği karakterlere yüzüyle anlam vererek; Filiz Akın, yarattığı imajı yenileyerek; Fatma Girik, altkültürün getirdiği parçalanmışlığı karakterize ederek sinemada iz bırakan oyuncular oldular.”       

 

    Yine Andaç, “Türk Sineması’ndaki dört tip” ile ilgili aşağıdaki ilginç saptamayı yapıyor :

 

“ Toplumdaki değişim, yaşama kültüründeki farklılaşmanın idolleri oluşmuştu sinemada da.O tipler, bu yaşama kültürünü yansıtan kişiler olarak sunuldu ya da benimsendi.Farkında olarak ya da olmayarak.”

 

     Bu dört ana kimliği Andaç şöyle yorumluyor :

 

   “ Hülya Koçyiğit: Ara sınıfın tipi, kentlileşecek mi, yoksa öyle mi kalacak..Değişirse orta sınıfı oluşturacak..

 

   Filiz Akın : Daha modern, toplumun Batı’ya dönük yüzü.Batılılaşma özeninin yansılarını getiriyor aynı zamanda.Yeni zengin sınıfın şımarık kızı bazen de..

 

   Fatma Girik : Bazen gerçek, bazen yalan..sokaktan bir tip.Daha erkeksi, yer yer cinselliği öne çıkaran, yeni yaşama kültürüyle dalga geçen, altkültüre yakın bir tip.“

 

   Türkan Şoray’a gelince, Andaç’a bir kez daha  kulak verelim :

 

   “ Sizde  başka birşey vardı; bu dört tipte olmayanı yansıtmakla birlikte; fiziğinizin etkileyiciliği, siyah gözler, kaşlar, kirpikler.Çizdiğiniz kadın / genç kız tipleri elbette ki.Türk kadınını simgeleyen tipiniz.Oynadığınız rollerde simgeleşen yanınız.”

 

       Filiz Akın’ın “ Modern, batıya özgü sarışın tiplemesiyle belli bir ölçü içinde olsa da, seyirciyle diyalog kurmayı başardığından” söz ediyor Agah Özgüç:

 

         “ Gittikçe oynadığı rollerde romantik, masum yüzlü genç kız tipine iyice oturmuştu.Duyarlı, sıcak zaman zaman da ‘ Yankesici Kız’ da olduğu gibi deli dolu, cıvıl cıvıl genç kız tiplerini sergilemiştir.”

 

 

          Atilla İlhan dönemin özelliklerini çok çarpıcı bir şekilde özetliyor :  " Bizim Türk Sineması da, Türk Tiyatrosu da, erkeklerin alıştığı tiplerden yıldız yapar.O tipin dışındaki kadınlar istedikleri kadar iyi oyuncu olsunlar, yıldızlığa ulaşamazlar.Böyle kadınlardan, yalnızca iki kişi tanıyorum, yıldızlığa ulaşmış.Biri Çolpan'dır, birisi de Filiz ! Bunlar, bizim alıştığımız star geleneğinin dışındadır.Buna rağmen star olmuştur ikisi de ! "

 

        Giovanni Scognamillo’nun Filiz Akın değerlendirmesi ise şöyle :

 

       “ Yeşilçam sinemasında Küçük Hanımefendi Belgin Doruk’un paralelinde-ama şımarık, daha muzip, maceraya daha açık- genç kız ya da genç kadın tipini geliştirdi. (…)

 

      “ Bir mankeni andıran batılı fiziğinin avantajlarını kullanarak kısa sürede Yeşilçam’ın yıldızları arasına girdi.(…)

 

     “ Zamanının çok tipik bir Yeşilçam markası olan Filiz Akın fiziğinden beklenildiği gibi düzgün, ama bazen aşırı ölçülü, neredeyse soğuk bir oyun sergilemiştir.”

 

 

    Dönemin ünlü çocuk yıldızlarından Parla Şenol: “ Aslında Fatma, Türkan, Hülya, Filiz dörtlüsü içinde nedendir bilmem, en çok Filiz’i severdim” diyor.

 

“Hülya olduğundan daha yaşlıymış gibi olgundu, durgundu, anaçtı, gereğinden fazla sevgi doluydu.Fatma benim varlığımı örtecek kadar albenili, fütursuzdu.( …) Oysa Filiz çok doğaldı, çok şekerdi.Halkın ona yakıştırdığı Avrupai tanımlamasıyla birlikte o muzip tavrı ve sevimliliğiyle kalpleri fethetmiştir.“

 

 

      Atılgan Bayar “ Muazzez Tahsin’vari senaryolarda dolaşan bir varoluşçuolarak niteliyor Filiz Akın’ı :

 

    “ Filiz Akın,  diğer kadın   oyuncularla arasındaki farkı biraz da Dünya ablasına borçlu.Dünya abla, bir lise arkadaşı.Her küçük çocuğun kalbindeki büyük çocuklardan biri.Olağanüstü güzel değil.Ama çok çekici.Çok bilgili ve çok iyi konuşuyor.Hali tavrı da epeyce farklı.İşte o yıllarda Filiz Akın, okul yatakhanesinde arkadaşlarıyla Muazzez Tahsin okuyup ağlıyor, kovboy filmleri anlatıp kahkahalarla gülüyor.Bundan da çok mutlu değil ama.

 

     “ Sonunda Filiz’in Dünya ablasına hayranlığı son raddesine ulaşıyor ve anahtar soruyu  soruyor:’ Ben de senin gibi akıllı olmak istiyorum.Ne yapmalıyım ? ‘

 

     “ Ardından Sartre, Camus, Beauvoir okumalar.Peki, şimdi bir düşünün: İnsan Muazzez Tahsin’in sulugözlü romanlarını okumayı bırakıp Fransız varoluşçularına dalar, hemen ardından da oyuncu olup, Muazzez Tahsin kökenli senaryolarda oynarsa ne olur ?“ diye soruyor Bayar.

 

    İşte Filiz Akın’ın yanıtı :

 

    “ (…) Ağlanması gereken bir yer var ama bana ağlanacak gibi gelmiyor..ama ağladım.Rejisörden bağımsız bir oyunculuk anlayışı denedim bazen.Kırgınlığımı göstermek için arkamı kameraya dönsem, seyirci senin yüzüne para veriyor, diye uyarırlardı.Ama benim anlayışım yanlıştı.Kurallarına göre oynamak lazım..”

 

   Atılgan Bayar devam ediyor :

 

   “Akın, yanlış yaptığını düşünüyor ama, belki de Türk Filmleri furyası arasından sıyrılmasını ve Filiz Akın olmasını bu yanlışa borçlu.“ 

 

 

 

     Aristokrasi, burjuvazinin, ışıltılı salonların lüks davetlerin masum prensesiydi o.Barbie adeta Filiz Akın ile gövdelenmiş

gibiydi.

 

 

     Sinemamızın, şehirli dünyanın ‘sarışın esas kızı’ olarak güzelliğini ve şöhretini 20.yüzyıldan 21.yüzyıla taşıyacaktı.Hiç kuşkusuz, her büyük fenomen gibi olağanüstü

 Bir düş kahramıydı aynı zamanda.Kültürel sosyoloji açısındansa ikonografik önem ve değeri yadsınamazdı. Agah Özgüç’ün satırlarını hatırlıyorum: :” O bir Catherine Deneuve’dir ‘Umutsuzlar’da.”